Kyoto’nun 2012’ye kadar yükümlülüğü yok

Açıklamada, Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne Katılmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın dün TBMM’de kabul edildiği anımsatıldı.

Türkiye’nin 24 Mayıs 2004’de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine taraf olarak sözleşme altında yürütülen çalışmalara aktif katılım sağladığı belirtilen açıklamada, Kyoto Protokolü’ne taraf olmasıyla da protokole taraf ülkelerin oluşturduğu çalışma gruplarına katılarak özel şartlarını ifade etme imkanına kavuşacağı kaydedildi.

Açıklamada, Kyoto Protokolü’nün ilk yükümlülük dönemi olarak bilinen 2008-2012 periyotu için sera gazı salımı azaltım veya sınırlama taahhüdünü içerdiği ifade edilerek, şunlar kaydedildi:
“2013 yılından itibaren yeni bir rejim başlayacak olup, ülkelerin üstleneceği sorumlulukların Aralık 2009’da Kopenhag’da yapılacak 15. Taraflar Toplantısında belirlenmesi hedeflenmektedir.

Türkiye, Kyoto Protokolü’ne taraf olan bir ülke olarak 2013’ten itibaren uygulanacak iklim değişikliği kontrolü rejiminde ülkemiz çıkarlarını ortaya koyarak, görüşlerimiz doğrultusunda şekillenecek yeni rejime taraf olma imkanına kavuşacaktır. Kyoto Protokolü’ne taraf olmanın zamanlaması bilhassa bu nedenle önemlidir.

Ülkemiz, Kyoto Protokolü’nün EK B listesinde yer almadığından Kyoto Protokolü’ne taraf olunması 2012 yılı sonuna kadar ülkemize herhangi bir sera gazı azaltım yükümlülüğü getirmemektedir. Ancak Türkiye küresel sorumluluk çerçevesinde iklim değişikliği ile mücadele konusunda önemli çalışmalar yapmış ve yapmaya devam edecektir.”

SEKTÖRLERDE NELER YAPILDI?

Ormancılık, enerji, atık, ulaştırma konularında yapılan çalışmalara değinilen açıklamada, enerji sektöründe, 2005’de “Yenilenebilir Enerji Kanunu”nun çıkarıldığı, 2007’de ortalama 200 milyar kwh’lik Türkiye tüketiminin 35,8 milyar kwh’lik bölümünün hidrolik santrallerden karşılandığı ifade edildi.

1990-2004 yılları arasında yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının 23,23 milyar kwh’dan 46,23 kwh’ya yükselerek iki kat arttığının kaydedildiği açıklamada, 2007’de de Enerji Verimliliği Kanunu’nun çıkarıldığı anımsatıldı.
Açıklamada, alınan bu tür önlemlerle 2020’de 222 mtep olması beklenen tüketimin en az 30 mtep’lik bölümünün sanayide, binalarda, ulaşımda ve enerji sektöründe tasarruf edilebileceği ve böylece yaklaşık 75 milyon ton karbondioksit emisyonunun önlenebileceği vurgulandı.

Çimento ve demir çelik tesisleri başta olmak üzere enerji verimliliğinin artırılması, daha kaliteli yakıtların ve alternatif yakıtların (LPG ve etanol) kullanımı yönünde çalışmaların başlatıldığına işaret edilen açıklamada, diğer sektörlerde alınan kararlarla ilgili şu bilgilere yer verildi:
“Atık sektöründe, 2009 itibarıyla, 3225 belediyenin 611 tanesini kapsayan düzenli depolama tesisleri kuruldu. 2003 yılında 15 düzenli depolama tesisi ile 23 milyon nüfusa hizmet verilirken 2008’de 38 adet tesisle 31 milyon nüfusa hizmet veriliyor.

Ormancılık sektöründe, 2008–2012 yılları arasında toplam 2,3 milyon hektar alanın yani Trakya bölgesi kadar bir alanın ağaçlandırılması ve böylece yutak alan kapasitesinin arttırılması hedefleniyor.

Ulaştırma sektöründe, araçlarda kullanılan yakıt kalitesinin iyileştirilmesi ve alternatif yakıtların kullanılması yönünde önemli adımlar atıldı.

Yeni teknoloji ürünü motorlara sahip taşıtların kullanılması ve eski araçların trafikten çekilmesi politikaları benimsendi. Büyük şehirlerde toplu taşımacılığın teşviki için metro ve hafif raylı sistemlerin kullanımının hızla yaygınlaştırılması çalışmalarına hız verildi. Çok büyük bir ulaştırma projesi olan ve yılda 130 bin ton sera gazı emisyonu azaltımı yapması beklenen İstanbul Boğazı Marmaray tüp geçit projesi, 2010’da tamamlanacak.”

Açıklamada, Türkiye’nin küresel sorumluluk çerçevesinde iklim değişikliği ile mücadele konusunda pek çok çalışma yaptığı ve yapmaya devam edeceği vurgulanarak, ayrıca Bakanlığın ilgili kurumlarla işbirliği içerisinde iklim değişikliği konusunda pek çok önemli proje başlattığı da bildirildi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here