Kızılderili savaşı değil bu…

Dış politika çok ayrı ve hasas bir konu.
Keza cihet-i askeriye de öyle.
Her konuda yazı yazmak kolay da dış siyaset ve askeri konular sanki  çok hassas meseleler gibi gelir bana.
Ve zorunlu olmadıkca bu uzmanlık alanlarında yazmam, yazmayı fazla düşünmem.
Fikrimin olmamasından değil.
Çok iyi izlenmesi ve dünyadaki gelişmelerin algılanması açısından bu iki konu gerçekten insanı vezir de eder, rezil de…
Nitekim PKK’ya karşı aniden ve hiç kimsenin beklemediği bir anda başlatılan kara ve hava harekatı, isabetsiz tahminler yapan  emekli paşaları popolarının üstüne oturttuğu gibi, bazı TV kanallarını da rezil ve rüsva etti.
Ya bu konuda yazanlar, ahkam kesenler?
Onlar felaket şekilde kepazelik durumdalar.
Aslında meselenin özünde özgürlük, eğitim eksikliği, bölgenin ihmali, az kalkınmışlık ya da eşitsizlik filan yok.
Dünyanın her kıtasında ve her ülkesinde, yaşayanlar arasında zaten eşitsizlikler, geri kalmışlıklar ve adaletsizlikler var.
Önlenebilir mi?
Hayır.
Herkes eşit hale getirilebilir mi?
Mümkün değil ve bu insanlık tarihinde belki hiç olmayacak.
Ama savaşlar, etnik çatışmalar devam edecek.
İnsanlık tarihinde savaşın ayrı bir keyfi veya heyecanı var galiba.
Bu kesinlikle tartışılmalı.
Ama bu keyifi ve heyecanı veren duygu delilik noktasına taşınmayagörsün, işte o zaman dünyanın yarısı kana bulanabilir.
Bunun en son örneği Hitler’in çıldırması ve sonunda tetiği kendi beynine ateşlemesi.
Şu aralar; yani 2008’de terör ve beraberinde yürüyen ve gelişen etnik çatışmalar, üzerinde yaşadığımız gezegenin en büyük belası.
Etnik mücadele ve çatışmalar, ya da kalkışmalar bir derece ama  terörle dünyayı kana bulama paranoyası tam bir cinnet hali.
ABD’de İkiz Kulelerin vurulması gibi.
Bizim Güneydoğu’daki olaya gelince PKK’nın 25 yıllık terör eylemlerine karşılık verilen üstü örtülü ya da düşük yoğunluklu iç savaş nedense batı ülkelerinin, hatta ABD’nin dahi işine geliyor galiba.
Galibası bile fazla.
İnsanın kafasını karıştan da bu.
Böyle bir savaşa taraf olmuyorlar, içine girmiyorlar ama uzaktan ve dışardan destekliyorlar.
Lojistik olarak.
Parasal olarak.
Siyasal olarak.
Ama bu işi ve destekleri sinsice yürüttükleri için tek bir delil bırakmıyorlar artlarında.
Onlar için borsada oynamak gibi bir şey olsa gerek.
Global bir Pazar.
Geliyorlar ve istedikleri gibi oynuyorlar.
Borsayı bazen dibe vurduruyorlar, bazen ihya ediyorlar
Ama bu gerçek, bizim iç sorunumuzu dış odaklı hale getirdiği gibi  ondan kurtulmak ve bu belayı defetmek bize düşüyor.
Düşüyor ve ne yazık ki bizler de birbirimize düşüyoruz.
-Bu savaş sekiz günlük değildi.
-Madem girildi, bitirilmeden neden çıkıldı?
-Amerika gir dedi girdik, çık dedi çıktık.
-Kıbrıs böyle olmadı, ondan ders alınmalıydı.
İşte benim derdim bu…
Dış tuzağa düşmek..
Ve de bilmeden, öğrenmeden konuşmak, fikir sahibi olmadan zikre soyunmak.

Tabii herkes her konuda bilgin ve bilgiç olunca sapla saman karışıyor.
Sanki Kızılderili filmlerindeki savaşları özlemiş gibi yorumlar yapıyoruz.
Hem rezil oluyoruz…
Hem ele güne kepaze.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.