L. AMERİKA’DAN… Venezüella ve Kolombiya FARC’ı

Venezüella Devlet Başkanı Hugo Çavez’in başrolünü oynadığı rehin kurtarma işlemi mutlu sonla bitti. Altı yıldır FARC gerillalarının elinde bulunan Kolombiyalı iki kadın politikacı Clara Rojas ve Consuelo Gonzales, 10 Ocak 2008 günü  gerillanın saklandığı sığ ormanlardan alınarak bir Falcon jetle Caracas’a getirildi. Artık neden Bogota değil de, Caracas filan diye sormadan, televizyonlardan biraz içimiz burkularak, biraz sevinçlerini paylaşarak senaryo icabı mutlu biten bir televizyon dizisi gibi seyrettik, ama Hugo Çavez de dahil olmak üzere, bu olaya tüm karışanların  alması gereken çok da ders vardı bu mutlu sonun içinde.

Şimdi ise, haftalarca süren kurtarma işleminde diplomatik olarak birbirine iyi davranmaya çalışan iki lider; Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe ve Venezüella Devlet Başkanı Çavez ilişkisi, giderek güç savaşına dönüştü gibi gözüküyor, ama genel olarak Çavez ve  Uribe arasında yaşanan  ve gittikçe artan gerilimin, her iki karizmatik lidere üçüncü kez girecekleri başkanlık yarışını elde etmede fayda sağlayacağı fikrinde birleşiliyor, çünkü uluslararası platformda yaşanan bu sözel atışmalar, ulusal olarak her iki ülke vatandaşına, kendi başkanlarının hatta ülkelerinin gücü olarak aksediyor.

Son olarak geçen hafta, Çavez’in Kolombiya ve uluslararası topluluklardan, FARC  (Kolombiya Devrimci Silahlı Guclari) ile diplomatik görüşmelerin meşrulaştırılmasını istemesi gerilimi biraz daha arttırdı. Çavez, Uribe’den öncelikle, FARC gerillalarına ‘terörist’ denmekten vazgeçilmesini, onun yerine “isyancı’ denmesinin daha doğru olacağını ve kendilerine yasal olarak söz hakkı verilmesini istedi. Kolombiya‘da, görünür bir kızgınlıkla Çavez’den, ülkenin iç işlerine karışmamasını istedi ve tüm dünyaya, FARC gerilllalarının bir çoğunun kaçak ve hükümlülerden oluşduğunu, uyuşturucu trafiğinde çok önemli rolleri olduğunu, ellerinde yüzlerce rehin tuttuklarını ve binlerce masum insanın ölümüne sebebiyet verdiklerini hatırlattı.

Venezüella Dış İşleri Bakanı Nicolas Maduro ise, Uribe’yi, “İsyancı güçleri ortadan kaldırmaya” ve ‘savaşa” takıntılı olmakla  suçladı. Ancak, Latin Amerika’nın demokratik kanadı, hatta Kolombiya’yı karşısına alan Arjantin ve Ekvator bile, Çavez’in tutumuna karşı mesafeli kalmayı tercih etti.
 
Özellikle Çavez ve hükümetinin bu denli yuksek tondan çıkışlarına, büyük olasılıkla Çavez’in 2  Aralık’da yaşadığı  referéndum yenilgisinden sonra, ülkesine neyi reddettiklerini gösterme isteği sebep oluyor olabilir, ancak  ilginç olan aynı havanın Kolombiya’da da solunuyor olması, çünkü aynı Çavez gibi üçüncü kez seçilebilmesi için Uribe’nin de politik alan  ve popularite kazanması, kötü adamların hakkından gelmesi gerekiyor.

Şimdi kim bu kötü adamlar? sorusunun sorulması gerekiyor. FARC gerillaları büyük olasılıkla içinde ‘devrimci’ sıfatı geçiyor diye, ezilen halkı için devlete savaş açan, karayağız, romantik Latin delikanlılar değil. FARCların en sevdiği mücadele yöntemi adam kaçırma eylemi, 11 yılda tam 1288 rehinin ölümüyle sonuçlandı. 1996 yılından bu yana gerilla ve uyuşturucu mafya işbirliğiyle tam 23 bin 400 kişi kaçırıldı. Halen ellerinde 700den fazla rehin bulunuyor.
 
 FARC -Fuerzas Armadas Revolucionarias de  Colombia yani Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri:

Kuruluşu  60lı yıllara denk gelen ve tam 70 cephe veya kurtarılmış bölgede eylem yapan FARC’ın kuruluş amacı, ülkedeki sosyal adaletsizliklere, ekonomik ve politik sorunlara son vermek, ABD’nin Kolombiya’ya müdahalesine karşı koymak ve bir Marksist devlet kurmak idi.
  
1982’de yapılan VI. Konferans’da Jacobo Arenas liderliğinde bulunan FARClar, yeni stratejiler belirleyerek her alanda, hem siyasi, hem de silahlı mücadeleyi birlikte yürütme kararı aldiktan sonra, örgütün adını FARC-EB, (FARC- Halkın Ordusu)  olarak değiştirdiler. Böylece hem sayılarını arttırmayı planlamakta, hem de uyuşturucu trafiğiyle birebir ilişkide olmadıklarını ortaya koymak istemekteydiler.  Ancak, örgütün  birinci dereceden finans kaynağının, uyuşturucu madde üreticisi ve pazarlayıcısından alınan  düzenli aidatlar olduğu biliniyor.

1999’da,  Kolombiya Devlet Başkanı Andres Pastrana ve ABD Devlet Başkanı Bill Clinton’ın uyuşturucu trafiğine  ve ülkedeki şiddet ortamına son vermek için   “Plan Kolombiya”  adı altında bir operasyon başlatmışlardı. ABD’nin yaklaşık 1milyar 250 milyon dólar harcadığı operasyon,  afyon ve koka tarlalarının kökten yoketmeyi planlıyordu
 
Bu arada, Avrupa Birliği, ABD ve Kolombiya devleti, FARC’ı,  terörist organizasyonlar listesinde gösteriyor. 2004’deki sayılarının 16 bin olduğu sanılan FARC gerillaları, neredeyse ulusal toprakların % 80inde operasyon düzenledi ve yerel halktan herzaman  yardım aldı. Her şehirde, özellikle fakir ve marjinal bölgelerde milisleri bulunan FARC gerillalarının, komşu ülkelerden  Venezüella ve kokain laboratuarlarının bulunduğu söylenen Ekvator ile  işbirliği yaptığı söyleniyor. Bazı analistlerin dediğine göre, birliklerini dinlendirmek, koka işlemek, bazen de siyasi ve diplomatik hazırlıklar yapacağı zamanlarda FARClar yalnızca Kolombiya’da değil, diğer komşu ülkelerde de özellikle de Ekvator ve Venezüella sınırında varlıklarını veya etkinliklerini sürdürüyorlar.

Ancak bu adamların kuruluş yıllarındaki idealleri sadece anılarda kaldı. İşsiz güçsüz, uyuşturucu batağına bulanmış, çoğu suçlulardan oluşan, düşman olarak da kendilerine Kolombiya devletini seçmiş ve eli silahlı haydutlara dönüşmüş bir grup insan var artık gerilla diye.
 
Peki, bu süreçte Kolombiya devleti ne yaptı?
 
Kolombiya 50li yıllarda yaklaşık çeyrek milyon insanın ölümüne sebep olan bir iç savaşla karşı karşıya kalmıştı. Bu da 1958 yılında ülkenin içine düştüğü çıkmaza çare olarak, Kolombiya’nın iki büyük gelenekçi partisini oluşturan liberaller ve muhafazakarların bir araya gelerek Frente Nacional (Milli Cephe) kurmalarına sebep oldu. Ardından, her 4 yılda bir değişmeli olarak iki parti, 16 yıl boyunca ülkeyi idare etti. Bu  süreçte, gerillalar daha da büyüyüp sayılarını artırdılar. 80li yıllara gelindiğinde ise, silahlı gruplar devleti kendi çıkarlarına uygun düşecek bir biçimde ateskese ve bir af yasası çıkarmaya zorladılar. 1985’de, Adalet bakanlığının düştüğü durum, anayasa başkanının ölümü ve bu süreçde alınan yüzlerce rehin, Kolombiya devletinin bu silahlı güçler ve uyuşturucu trafiği karşısında ne kadar çaresiz kaldığının bir kanıtı oldu. 90lı yıllara varıldığında ise, Kolombiya, gerilla ve uyuşturucu mafyalarının resmi düşmanına dönüşmüştü..Artık acımasız ve kanlı bir savaş başlamıştı. 90 seçimlerinde, başkan adaylarının öldürülmesi, dönemin en vurucu cinayetleri arasına giriyor. Bu arada ortaya yeni aktörler çıkmaya başladı. Bunlardan en önemlisini, zaman içinde tam bir başağrısına dönüşecek sağcı korucular oluşturuyordu. Korucuların çoğu şiddetten, gerilla ve uyuşturucu mafyalarının adam kaçırmalarından bıkmış olan  toprak sahipleri ve iş adamlarının, kontratla tuttuğu adamlardan oluşuyordu. Ancak bir süre sonra, korucular uyuşturucu mafyasıyla işbirliği yapmaya başladı.

Kolombiya tarihinde bir çok devlet başkanı gerillayla ateştes yapmaya çalıştı ama, bunların içinde, eski devlet başkanlarından Andres Pastrana bir kaç kez FARC liderlerinden ‘Tirofijo’ lakaplı Manuel Marulanda ile masaya oturdu. Ancak, Farclara karşı olan gruplar, bu barış görüşmelerini sürekli olarak engellediler. Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi,  2000 yılında ABD işbirliğiyle yapılan   ‘Plan Kolombiya’ idi. 2002’ye gelindiğinde, gerillalardan koruculardan ve uyuşturucu mafyasından bıkmış halk bağımsız bir aday olan Alvaro Uribe’ye bir şans verdi. Ancak, o zamandan bu zamana, halkın 30 bin silahlı gerilladan korunup korunmadığı veya  ülkenin demokratik kurumlarına sahip çıkılıp çıkılmadığı hala tartışma konusu.  Hatta Çavez iki rehini Farclardan kurtardıktan bir kaç saat sonra, 6 kişi daha kaçırıldı.
 
Rehin kurtarma operasyonuyla başlayan Bogota-Caracas trafiğinde,  kimin kimi ne için kayırdığı ve kullandığı şimdilik belli değil, ama şu ana kadar en net görünen şey FARC’in bu iki lideri kullanması oldu herhalde.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here