‘Laik Görünümlü Din Devleti’ tehlikesi

Bu mesajı ileten danışman, köktendinci bir terör örgütü ile finans ilişkisi içinde olmak suçlamasıyla kaşı karşıyadır. Bu suçlama ile ilgili gerekli işlemleri yapmamakla suçlanan Maliye Bakanı, bu soruşturmayı sumen altı etmekle suçlandığında, “gelin sumenimin altına bakın” diyerek iddia sahipleriyle alay edebilmektedir.


Din ile devlet işlerinin ayrılması gerekliliğini ifade eden laiklik ilkesi, bazı kesimlerce, din özgürlüğü ilkesi olarak anlaşılmaya başlamıştır. Oysa, din ve vicdan özgürlüğü, inanç ve inançsızlık özgürlüğünü kapsayan bir temel hak iken; laiklik ilkesi, bir devletin yönetim biçimini ifade etmektedir. 


Türkiye’de iktidar sahiplerinin eşleri, inandıkları dinin gereklerine uygun olarak başlarını ve vücutlarını örtüler ile kaplamaktadırlar. Bunda yadırganacak bir durum yoktur. Ancak, bu kadınlara başlarını örttüren ya da bunu gerekli gördükleri için doğal karşılayanlar, bugün iktidar erkinin sahipleridir. Din görevlilerini devlet işlerinde en üst derecelere atayanlar, dini siyasete alet edip başörtüsü ile siyaset yapanlar, kendileri gibi düşünmeyenlere devlet kadrolarında çalışma ve yükselme olanağı vermeyenler de aynı iktidar sahipleridir. Şehit cenazelerine gitmeyen ve Danıştay binasında görevi başında kalleşçe öldürülen yüksek yargı mensuplarının cenazelerine katılmayan sözünü ettiğimiz iktidarın Başbakanı, bir din devletinin, demokrasi düşmanı bir monarşik yönetimin başındaki yabancının cenazesine gitmek için uçağına atlayıp ülkenin parasını ve kendi zamanını harcayabilmektedir. Başbakan, ülkenin kaynaklarından maaş alan bir görevli değil midir? Öyleyse, kendi ülkesinin şehitlerinin cenazesine katılmayıp monarşik bir krallığın ya da emirliğin yaşlı bir ferdinin cenazesinde ülkenin parasını ve zamanını harcaması doğru mudur? Etik ya da ahlaklı bir davranış mıdır?


Laik bir ülkenin Bilim Kurumu olarak saygıdeğer bir yer edinmiş TÜBİTAK, siyasal iktidar sahiplerince gasp edilmeye benzeyen yöntemler ile yönetim zaafına uğratılmıştır. Bugün, TÜBİTAK’ın başındaki atanan kişinin yasallığı tartışmalıdır. Böyle önemli bir kurum, Din Sempozyumları ile anılmaya başlamış ise, bu sempozyumlara katkı koymaya başlamış ise, bu ülkeyi yöneten siyasal iktidarı, “Laik Görünüşlü Din Devleti” yaratmaya itham etmek yanlış olur mu?


Ülkeyi yöneten Başbakan, laik devlet açısından zorunlu olan (laikliğin ilkesi olan devlet görevlilerinin başörtü yasağı) bir kurala ilişkin olarak Avrupa Mahkemelerince verilen bir karar konusunda, “bu konuyu ulemaya sormak lazım” demiş midir? Din bilginlerine danışarak ülke yönetmek, laik devlet ilkesine en kadar uygundur?


Türkiye’de kaç din görevlisinin devlet kadrolarında yönetici konumuna getirildiğini biliyor muyuz? Bunların binler ile ifade edildiğini öğrenince, şaşırmayacak mıyız? Buna rağmen, Türkiye laik bir ülkedir diyebilecek miyiz? 


Devlet dairelerinde Cuma günü öğleden sonra iş yaptırmak için gittiğinizde sorumlu ve yöneticilerin Cuma namazından dönmesini bekleyip işinizi Pazartesiye ertelediğinizde, Türkiye laik bir ülkedir diyebilecek misiniz?


İmam hatip okulları mezunlarına üniversite yolunu bütünüyle açabilmek için Milli Eğitim Bakanı’nın seferber olduğu, YÖK ile çatışmaya girdiği, Başbakan’ın bu konudaki kararlılığını defalarca ifade ettiği bir ülkede, ülkeyi yönetenlerin laikliğin güvencesi olarak görülmesi ne derece gerçekçidir?


Türkiye, gerçek bir tehlike ile karşı karşıyadır:  


“Laik Görünümlü Din Devleti” tehlikesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.