L:AMERİKA’DAN… Meksika Sineması…

L:AMERİKA’DAN… Meksika Sineması…

0
PAYLAŞ

Eğer para yoksa nefes yok, canlılık yok, eğer canlılık yoksa yetenek yok, yeteneğin olmadığı yerde yine para yok. Bu öyle bir döngü ki hayatın tüm alanlarında sürgit karşımıza çıkıyor. Şimdiye kadar Meksika sinemasında veya üçüncü dünya sinemalarında gördüğümüz gibi, sinemaya para yatırılmadığı ve ekonomik olarak desteklenmediği sürece artistik yaratı azalıyor, olanın da kalitesi düşüyor.

Meksika’da 40lı yıllarda sinema endüstrisine hizmet veren 3 büyük stüdyo buluyordu aradan 60 yıl geçmesine rağmen yeni stüdyolar kurulmadığı gibi olanları da kapatıldı. Böylece bu yılın Oscarlarında gördüğümüz gibi yeteneği olan Meksikalı sinemacılar içerde değil, dışarıda hayat bulabildikleri için ödül kazanabildiler. Eğer içerde kalsalardı televizyona yönelip sanatsal sinemadan çok, müzikal ve ticari filmler çekmekten başka çareleri kalmayacaktı.. Bu dala gönül verenler Meksika’da ‘Televisa Sendromu’ denilen pembe dizileri çekiyorlar. Mutlaka kaliteli filmler de çıkıyor ancak bunlar yılda bir elin parmaklarını geçmiyor. Elbette yılda 10 film yaparsanız birinin iyi olma ve uluslarası platformda değerlendirilme olasılığı olur ama Hollywood’un işleyiş şekli gibi 100 film yaparsanız en az onunun iyi olma olasılığı vardır.
 
Sinema bir sanat kolu, ancak  ticari bir sanat kolu, üstelik de çok riskli. Meksika’da sinema endüstrisine hizmet edecek şartlar hala yok. Birincisi filmin gişeye ulaşana kadar denetimli bir dağıtımı yok, ikincisi de korsan dvdlerin kontrolu neredeyse mümkün değil. Sinema filmleri daha gösterime girmeden korsanları çıkıyor. Böylece de yapımcı parasını sokağa atmaktansa bu sektöre hiç para yatırmamayı tercih ediyor. Hele yukarıda ezen tozan Hollywood varken. 226 sayılı kanunla ‘sinemaya yatırım yapmayı özendirmek’ diye bir kanun çıkartıldı ama bu sinemacıları manen tatmin etmekten başka bir işe yaramıyor. Salma Hayek, Gael Garcia Bernal ve Diego Luna gibi isimler yurt dışında ülkeyi temsil ediyor ancak ünlerini yayan filmlerin hepsi Hollywood yapımı.
Fransa gibi kendi sinemasiyla Hollywood’a karşı direnen kanuni yollarla sektördeki tüm haklarını saklı tutmaya çalışan ülkeler var. Arjantin ve Brezilya da Latin Amerika’da bu dala hem maddi hem manevi desteğini veren ülkeler arasında.
 
Bu yıl Hollywood tarihinde ilk kez 16 Meksikalı çeşitli kategorilerde Oscar’a aday gösterildi. İçlerinden ‘Pan’ın Labirenti’ 3 dalda, ‘Babil’ bir dalda Oscar kazandı.
En iyi yabancı film dalında Meksika’yı temsil eden Guillermo del Toro, Pan’ın Labirenti adlı filmini tamamen İspanya’da ve İspanyol oyunculardan oluşan bir kast ile çekti.
Pan’ın Labirenti, Eugenio Caballero’ya en iyi sanat yönetmeni, Guillermo Navarro’ya en iyi fotoğraf   ve  David Marti ve Montse Ribe’ye en iyi makyaj dallarında Oscar ödüllerini getirdi.

Alejandro Gonzales Inarritu’nun Hollywood imzalı Babil isimli filmi ise, 6 dalda aday gösterilmesine rağmen sadece Gustavo Santaolla’ya en iyi müzik ödülünü getirdi. Üç ayrı kıtada çekimleri tamamlanan filmde, Faslı iki çocuğun babalarının tüfeğini denemek isterken yoldan geçen bir otobüsü nişan almaları sonucu, otobüste yolculuk eden Amerikalı bir çiftin, sağır bir Japon genç ve babasının, Meksikalı dadı ve oğlunun ve Faslı çocukların yaşamları birbiriyle sarmalanıp ancak fırsat bulduğunda yeşeren Meksika yaratıcılıyla sıradışı bir film olarak ortaya çıktı. Cannes Film festivalinde  ve Altın küre Film festivalinde en iyi film ödüllerini almasına rağmen ‘Paramparça Aşklar köpekler’ ve ‘21 Gram’ ile seyrettiğimiz Inarritu Oscar alamadı.

Belli ki Meksika Hollywood’da yeniden moda oldu. İlk kez 1920 ve 1935 yılları arasında Amerikalılar Meksika’yı  keşfetmeye, Prehispanik miraslarından ve çağdaş ressamlarından etkilenmeye başlamışlardı. Meksika’da istikrar sağlandıktan sonra, Amerika’nın I. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra ekonomik olarak yükselişi ve Latin Amerika milliyetçiliği her iki ulke arasında derin bir kültürel alışverişe neden olmuştu.
  
Tam 16 Meksikalının çeşitli dallarda Oskar adayı olarak gösterilmesi,  Amerikalıların Latin kültürünü anlamaya ve değerlendirmeye başlamasının bir göstergesi aslında. Bu endüstride hizmet veren 16 adayın Hollywood bağlantılı oluşu, bir çok Meksika sinemaseverini kızdırsa da, bu adamlar doğma büyüme, tekila kadar Meksikalılar. Ayrıca ve herşeye rağmen16 adaydan 4ünün Oscar kazanması, Meksika sinemasına umut dağıtmaya bol bol yetti.

 

BİR CEVAP BIRAK