LATİN AMERİKA’DAN… Yeni Sol

Herbiri fakirlikten ve birbirinden hiçbirfarkı olmayan liderlerden yorulmuş Latin Amerikalılar, ABD ve IMF’in satmaya çalıştığı serbest piyasa kapitalizminin verdiği sözlere artık kendini kaparken, radikal çözümler gibi gözükse de halka daha gerçekçi sözler veren sosyalistlerin peşinden gidiyor. Küresel kapitalizm dünyanın başka yerlerinde Çin’de, Hindistan’da, Uzak Doğu’da umut dağıtıyor, ama, Güney ve Latin Amerika’da bir türlü halkın biraz daha refah yaşamasına yardım edemiyor. 

Son yıllarda Latin Amerika’da sosyal hareket ve öne çıkan sol partilerin gücü bölgenin yakın tarihiyle paralel gitmiyor. Geçtiğimiz Pazar günü bunun bir örneğini Bolivya verdi. Ülke nüfusunun çoğunu oluşturmasına rağmen ülke yönetiminde asla yer alamamış kızılderililer ilk kez, bir Aymara yerlisi Evo Morales ile yönetime soyunuyor. Böylece Arjantin, Brezilya, Ekvator, Uruguay ve Venezuela’dan sonra listeye Bolivya da ekleniyor. Hatta görünür o ki, daha yolda olanlar var. 2006 yılı zaten bölgenin siyasi programı adına bir hayli yüklü.

15 ocak’da Şili’de sosyalist Michelle Bachelet devlet başkanlığı seçimlerinde ikinci tura girecek ve kazanma olasılığı da çok yüksek. Yirminci yüzyılın son çeyreğini önce solcu başkan Salvador Allende ile, 1990’a kadar da 17 yıl boyunca Augusto Pinochet’in sağ diktatörlüğünde yaşayan Şililer, ortasolcu Ricardo Lagos’un ardından, yine sola meylediyor. Latin Amerika ülkeleri arasında en güçlü ve dengeli ekonomisine sahip olan Şili; ABD, Avrupa ülkeleri, Çin, Kore, Hindistan ve Japonya ile serbest ticaret andlaşmaları imzaladıktan sonra Orta ve Güney Amerika ülkelerinin arasında örnek oluşturuyor.

22 Ocak’da Evo Morales’in Bolivya ‘da başkanlığı resmileşecek. Nüfusunun yaklaşık  %63ünü kızılderili yerlilerin oluşturduğu Bolivya,  kendisine 600 yıl boyunca yetebileceği söylenen petrol ve doğalgaz rezervlerine rağmen, hala Güney Amerika’nın en yoksul ülkelerinden birisi. Bolivyalıların bugüne kadar daha çok yoksul, topraksız köylü hareketleri olarak devam eden, anti-Amerikan ve yıllardır sürmekte olan yerli halk ve Avrupa kökenli beyaz elitler arasında yaşanan ırkçılıkla mücadeleleri, daha geçtiğimiz Pazar gününe kadar bir siyasi platform bulamamıştı. Ekonomik olarak Boliyya, 15 trilyon metre küp dogal gaz rezerviyle Venezuela’dan sonra Latin Amerika’nın  en büyük gaz rezervlerine sahip ülkesi.   Halen Brezilya, İspanya ve İngiltere gibi, Bolivya’da işletmeleri olan  yabancı ülke şirketlerinin yanında, Bolivya hükümetinin doğal kaynakları bulmak, çıkarmak ve satışa sunmak üzere yaptığı 76 anlaşma var.  

28 Mayıs’da, Sosyal Demokrat Alvaro Uribe, Kolombiya’da şansını deniyecek.   Ancak görünür başarılarına rağmen sol eğilim tüm kıtada  hakim değil. Peru ve Kolombiya’da yapilan  anketlerde muhafazakârlar başı çekiyor. Solcu gerilla gruplarla mücadele vaadeden Alvaro Uribe’nin de ikinci kez Kolombiya  devlet başkanlığına seçileceği sinyalleri geliyor.

Bir başka Güney Amerika ülkesi Peru’da da eski bir ordu mensubu olan ve Chavez’e olan yakınlığı ile tanınan Ollanta Humala ise  yeni bir populist akımın liderliğini yapıyor ama kamuoyu yoklamaları sağcı bir kadın aday olan Lourdes Flores’in önde gittiğini söylüyor. 

2 Temmuz’da Meksika’da solcu Andres Manuel Lopez Obrador’un seçimlerde devlet başkanlığı için şansı çok yüksek.  Latin Amerika solu başarısını, ABD’nin önemli ticari ortaklarından ve stratejik olarak önemli bir konuma sahip olan Meksika’da  kanıtlamak istiyor.  Amerikaların ABD’ye açılan kapısı Meksika’da Devlet Başkanı Vicente Fox, 2000 yılında 71 yıllık tek partili iktidar dönemine son  vererek başa gelmişti. Gelecek seçimlerin kamuoyu yoklamalarında, Meksiko’nun eski  belediye başkanı solcu Andres Manuel Lopez Obrador önde gidiyor. Ancak, Obrador’un yoğun bir basın kampanyası yürütmek için yeterli paraya sahip  olmayışı diğer sağ partilere avantaj  sağlayabilir.

7 Ağustos’da Devlet Başkanı Hugo Chavez Venezuela’da seçimleri yeniden kazanması halinde bir 6 yıl daha görev süresi uzayacak. 

1 Ekim’de Brezilya Devlet Başkanı sosyalist Luiz İgnacio Lula de Silva yeniden seçimlere girecek. Brezilya’da yapılan kamuoyu yoklamaları, geçtiğimiz yıl ortalarında ortaya çıkan rüşvet skandalının,  ülkenin ilk solcu devlet başkanı için bir dezavantaj oluşturacağını düşünüyor. Lula’nin ekonomik olarak dengeli ve disiplinli gidişi,  Wall Street yatırımcılarını memnun ediyor, ancak, Brezilyalı  seçmenler de popülist vaatlerden sıkılmış durumdalar.

5 Kasım’da ise, Nikaragua’da iki sosyal demokrat Herty Lewites ve liberal Eduardo Montealegre, başkanlık yarışının önemli isimleri. Soğuk Savaş döneminin 1980’lerdeki liderlerinden Nikaragua’nın ABD karşıtı Sandinist lideri Daniel Ortega, önümüzdeki yıl yeniden devlet  başkanlığına geri dönmeyi düşünüyor

Özellikle yerli halkın hayatında yüzyıllardır değişmeyen koşullar, değil sıcak temiz suya bile ulaşamayan köyler, ülkelerinin alınyazısı gibi birbirini takip eden etkisiz hükümetler ve yolsuzluklardan hoşnut değiller ve  birçoğu da ABD destekli serbest piyasa politikalarina güvenmiyorlar. Ancak yine  de sorunların askerler ya da sokak darbeleri tarafından değil, seçim sandıklarında  çözülmesini istiyorlar. Latin Amerika’da büyüme halen yavaş; suç, yolsuzluk ve  kurumsal zayıflık ise ana sorunlar olmaya devam ediyor.

Bölgeyi süratle etkisi altına alan bu sol eğilimin tabanını  gerçekleştirilemeyen siyasi ve ekonomik reformlar, tutulamayan sözler, ama illa da değişme isteği oluşturuyor. İki ileri bir geri şeklinde yapılan yenilikler artık bölge halkını tatmin etmiyor. Örneğin Venezuela’da da iki ayrı kez gerçekleştirilmeye çalışılan reformların, her seferinde arabulucu politikalar üretememesi ülkeyi Hugo Chavez’in sosyalizt ideallerinde buluşturdu. Yine Peru’da yapılan reformlara rağmen Fujimori hükümetinin gösterdiği politik performans politik krize sebep olmuş ve halkın eğiliminin populist Alan Garcia’ya kaymasına sebep olmuştu. Ekvator’da önemli reformlara başlamış ve herseferinde geriye adım attığı için, bu da ülkeye bir bilinmezlik hali getirmişti. Brezilya’da ise sadece krizleri atlatmaya yarayan ancak uygulanması gerekli reformların en azı hayata geçirilebildiği için, ülkenin halen  bir durgunluk içinde olmasına sebep oluyor. Her ne kadar Arjantin tüm resmi kurumlarını özelleştirip uluslararası kredi piyasalarına girerek 4 yıl önce yaşadığı krizle çok büyük bir borcun altına girse de, 2003’de devlet başkanlığına gelen  ismi Nestor Kirshner,  geçen hafta IMF’e olan 9900 milyon dolarlık borcunun ödendiğini açıkladı. Hem Kosta Rica, hem Guetemala   herhangi bir yenilik çabası içinde olmadığından, bölgede sadece Nikaragua ve El Salvador göze görünür yenilikler yapabildi.  Meksika ve Şili’de ise reformlar tamamen durmuş, yürürlükte olan kurumlarda yapılan politikacıların yeniden seçilmesine olanak sağlayacak değişiklikler yapılarak populizm yolu açıldı. Bu da her iki ülkede sağlam politik değişikliklere sebep olmuştu. Meksika’nın NAFTA’ya üyeliği, Şili’de ise önceden yapılmış olan reformlar, demokrasinin ve  pazar ekonomisinin olumlu yönlerini değerlendiriyor.

Böylece Latin ülkelerinin içinde bulunduğu puslu durum, demoktatikleşme sürecinde halkın biraz daha ağırlaşmasına ama çözümleri de askerden veya sokaktan değil demokrasiden beklemesine sebep oldu. Ancak, Latin Amerika demokrasileri hala demagoji ve rüşvet gölgesinde kalırken, özgürlüklerini kalıcı olarak isteyen ve gereksinimleri giderilemeyen halk populizm karşısında şaşırmaya devam ediyor.  Her ne kadar, politik ve ekonomik reformların acil gerçekleştirilme zorunluluğu  ülkeden ülkeye değişen bir süreci yaşatsa da, kesin olan o ki, hiç bir Latin Amerika ülkesi de   katılımcı ve açık bir politik sisteme ve dünya ekonomisine entegrasyon sürecinin dışında kalmayacak.
 
 
  
      
 
 

 
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.