İletişim profesöründen Gezi medyası…

İletişim profesöründen Gezi medyası…

0
PAYLAŞ

– Gezi Parkı olaylarının arkasındaki sosyal medya iletişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Gezi Parkı protestoları İstanbul Taksim’de çok sınırlı bir ağaçlık alanın ortadan kaldırılması girişimlerini engellemek için yapıldı. Duyarlı gençlerin, yurttaşların başlattığı bir girişimdi. Çevreciydi çünkü kentin önemli bir merkezindeki az sayıdaki ağacın kesilmesini önlemeye yönelikti. Demokratikti çünkü İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin kentte yaşayan insanları yok sayarak yaşam alanlarına müdahale etmesine karşıydı. Hareket Gezi Parkı’ndaki ağaçlara yönelik yok etme girişimini engellemek için gece gündüz parkta oturma eylemi olarak başladı. Polisin müdahalesi sonrasında yurdun bütün yanına ve yurt dışına yayıldı. Sosyal medyanın asıl etkisi bu evrede görüldü. Eylemlerin örgütlenmesi, polis müdahalesi sırasında gelişmesi sosyal medya üzerinden gerçekleşti. Geleneksel medyanın olaylara ilgisizliği, yok sayması sosyal medyanın haber ve bilgi edinme kaynağı haline gelmesini sağladı.

– Aynı zamanda literatüre geçecek bir örnek olay da yaşadık galiba . İletişim Fakültelerindeki derslerde masaya yatırılacak , yıllarca konuşulacak mı?

– İletişim Fakülteleri AKP iktidarının Türkiye genelinde uyguladığı baskı politikalarından paylarını almış durumdalar. Üniversite yönetimleri hükümete hizmet yarışındalar. Öğretim üyeleri suskun. Gezi Parkı olayları karşısında medyanın suskunluğu konusunda iletişim fakültelerinden bir tepki geldiği söylenemez. İletişim Fakülteleri Dekanları Yürütme Kurulu’nun ne anlama geldiği anlaşılmaz bir bildirisinden başka bir ses çıkmadı. Ama Gezi Parkı olaylarının özellikle sosyal medya, yeni medya adları altında okutulmaya başlayan derslerde ele alınacağı kesindir. Bunu öğretim üyeleri yapmasa bile öğrenciler yapacaktır.

– 1980 lerde Gazetecilik okurken böyle bir iletişimin hayalini bile kuramazdık. Herşey çok hızlı ilerledi değil mi? Siz sosyal medyayı kullanıyor musunuz?

– 1980’lerde böyle bir iletişimin hayalini kuramazdık, doğru. Ama ABD’nin genel olarak dünya üzerindeki etkisini, özel olarak da iletişim alanındaki gücünü biliyorduk. Türkiye’deki telefon iletişiminin ülkenin gelişen ekonomisinin bir gereği olarak değil, Batı sistemine entegre olmak ve uluslararası şirketlere para kazandırabilmek için gerçekleştirildiğini biliyorduk. Ticari televizyonların önünü açmak, para kazanmak ama daha da önemlisi halkı ikna etmek (kandırmak) için kamu radyo televizyon yayın tekellerinin ortadan kaldırıldığını biliyorduk. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kapitalizmin bir dünya sistemi olmak çabasının iletişimle destekleneceğinin de farkındaydık. Bilmediğimiz ABD’de planlanan, desteklenen yeni teknolojilerin ne kadarının yaygınlaşmasına izin verileceği idi. Bunun küresel denetimi arttıracağı anlaşılınca facebook ve tweeter’in hızla geliştiğine tanık olduk.

Sosyal medyayı herkes kullanabilir. Yaşı 50’nin üstünde olanlar kullanabildikleri için mutluluk duyabilirler. Ben de kullanıyorum Ama bu medya esas itibariyle genç kuşakların kullanabilecekleri bir medyadır. Farklı bir düşünce biçimi, yaşam biçimi ve ifade biçimi gerektirmektedir. Yeni bir çağın iletişim aracıdır.

– Gezi parkı olaylarının medya yansıma şeklinde herşeye rağmen değişmeyen şeylerde vardı elbette sansür gibi. Bu teknolojiye rağmen halkın gerçek bilgiye ulaşması bir şekilde engellenmeye çalışıldı. Ama bu haberleri vermemek yayın organlarının tercihiydi, otosansür uyguladılar belirli amaçlarla . Bu yapılanın etik bir davranış olmadığı açık. Etik davranmayan medya kuruluşlarına nasıl bir yaptırım uygulanıyor bizi ülkemizde?

– Türkiye’de iletişim alanı 90’li yıllardan beri önemli bir değişim içinde. Gazete sahiplerinin siyasal iktidarla yakınlık kurdukları, kamu kaynaklarından yararlanma karşılığında hizmetlerini sundukları yakından biliniyor. Gazetecilik de bu süreçte değişti. Haber gazeteciliğinden yorum gazeteciliğine geçildi. Deneyimli muhabirler köşe yazarlığına terfi ettiler. Gezi Parkı olayları medyadaki bu dönüşümü anlamaya yardım eden önemli bir sınav oldu. Korktukları AKP iktidarının hoşuna gitmeyen haberleri görmezden geldiler. Bu onları iyice gözden düşürdü, güvenilmez olduklarının ortaya çıkmasını sağladı. Etik konusunu ülkemizdeki gazetecilerin anladığını sanmıyorum. Etiği okur temsilciliği gibi, gazeteye bağlı, bağımsız olması, eleştirmesi neredeyse olanaksız bir gazetecilik uygulaması olarak değerlendirirler. Doğan Medya Grubu gibi büyük bir grup bile etik kurulunu topladığında kendilerine bağlı yayın kuruluşlarının affedilemez yayıncılık ayıplarını görmezden gelebilmektedir.

– BBC, CCN, El Cezire gibi uluslarası basın organları da çok ilgi gösterdi Gezi Parkı olaylarına. Bu ilgiyi farklı değerlendirenler oldu. Siz uluslararası medyanın olayları takibini nasıl buldunuz ya da nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Uluslararası medyanın bir kısmı Gezi Parkı olayları ile doğal olarak ilgilendi. Bu onların zaten görevleri. Bu kuruluşların bağlı oldukları ülkelerin çıkarları doğrultusunda haber yaptıklarını artık sokaktaki çocuk bile biliyor. Ama siz başbakana soru sormaya korkarsanız, soru sorabilecek deneyimde gazetecileri basın toplantılarına göndermezseniz Reuters muhabirinin soru sorması ön plana çıkar. Bunlar utanç vericidir. AKP’yi iktidara getiren, yıllardır destekleyen, her istediğini yaptıran ABD’nin önde gelen haber ajansı AP de Gezi olaylarını yok saymıştır. Neden? Ben BBC, CNN, El Cezire ya da AFP’nin haberlerinden kuşku duyarım. Türkiye gibi ülkelere gerçekten haber için değil, ülkelerinin politikaları açısından baktıklarını ve taraflı oldukları için. Üzüntü verici olan kendi ülkesindeki olaylara, gençliğin, duyarlı insanların tepkilerini küçümseyen, anlamak isteyen bir medyamızın olmasıdır.

– RTÜK gerçek haberleri veren bazı TV kanallarına yoktan sebeplerle ceza kesti. Adil mi bu cezalar?

– RTÜK AKP iktidarının denetim organıdır. 9 üyesinden 5’i hâlâ AKP iktidarının seçtiği üyelerdir. AKP pek çok kurumu olduğu gibi RTÜK’ü de istediklerini yapacak bir kuruluş haline getirmiştir. Oysa yayıncılık alanını düzenlemesi için, Amerikalıların isteği üzerine FCC örneğinde kurulması istenmişti. Şimdi Gezi Parkı olaylarını veren Halk TV, Ulusal Kanal gibi kuruluşlara ceza yağdırmakla meşgul. Dün sigara görüntüleri nedeniyle ceza veriyordu, bugün ilaçlar yüzünden ceza veriyor. Yarınki gerekçeyi hep birlikte sonra öğreneceğiz.

– Birçok üzücü olaya karşın gençler bize umut verdi. Siz nasıl buluyorsunuz bu kuşağı?

– Okumaz, yazmaz, tembel, söz dinlemez ve bencil olduğunu düşündüğümüz gençliğin “bir işe yaradığını” görünce elbette mutlu olduk. Pahalı cep telefonlarını, taşınabilir bilgisayarları hak ettiklerini düşündük. Farklı olduklarına tanık olduk. Şaşırdık. Kendimizi fazla önemsediğimiz için herhalde kıskandık da. Ama değişim bu herhalde. Öğrenmeye, anlamaya çalışmak en iyisi.

– Bundan sonra neler olacak sizce?

– Bundan sonrasını kestirmek çok kolay değil, çünkü söz konusu olan sadece Türkiye değil. ABD’nin Ortadoğu politikaları gelişmeleri belirleyecek. Ama görünen o ki, AKP, ABD çıkarlarına her zamankinden daha çok bağlanmış durumda. Kendisini kurtaracak tek etkenin bu olduğunu biliyor. Çok önem verdiği Ortadoğu İslam Birliği konusunda düş kırıklığına uğramış olsa da henüz kendini kurtaracak refleksleri var. Ama ekonomik alandaki gerçekler AKP’nin işlerini zorlaştıracak görünüyor. Yurttaşlar izlenen ekonomik politikaların yaşamlarında yarattığı olumsuzlukları somut olarak gördükçe politik tercihlerini değiştirme yoluna gideceklerdir. Bütün bunlar olurken AKP’nin, daha doğrusu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sertlik yanlısı politikalara yöneldiğinin işaretleri görülüyor. Faşizan yönetim, faşist iktidar deyimlerini sık duyar olduk. Bu yaşananlardan zarar görecek insan sayısını arttıracak gibi görünüyor. Genç yaşta yaşamını yitiren insanların sayısının artması kadar keder verici bir durum düşünülemez. Bunlara izin vermeyecek anlayışlı, toplumun bütününü kucaklayacak bir yönetim anlayışına ihtiyaç var. Bunun için de görevini yapacak bir medyaya ihtiyacımız olduğu kesin. Ama daha bekleyecek gibi görünüyoruz.

BİR CEVAP BIRAK