Linçlerin yaygınlaşması ve ruhsal kopuş

Linçlerin yaygınlaşması ve ruhsal kopuş

0
PAYLAŞ

İnsan toplulukları arasında dostlukları kurmak yıllar alır, ama onları yıkmak saatleri dahi almaz. Toplumsal ilişiklerin sosyolojik temeli ne kadar güçlü olursa olsun, bunları kısa sürede yıkmak için birçok neden bulmak mümkündür. Özellikle insanın duygu dünyasındaki kırılmalar, artan güvensizlikler, dışlanma ve değersizleştirme duyguları geliştiğinde, insanın zihinsel ve ruhsal kopuşu kendiliğinden gelir.

İnsan toplulukları sosyolojik olarak analiz edildiğinde, sosyal değişimin ve bütünleşmenin alt yapısı ortadan kaldırıldığında, toplumu oluşturan sosyal grupların parçalanması ve yeni arayışlara girmesi de kaçınılmazdır. Değişim ve parçalanma bazen negatif, bazen de pozitif bir rol oynar. Bir topluluk yok edilmekle karşı karşıyaysa, kendisini korumak ve varlığın sürdürmek için ayrışma zorunlu ve kaçınılmaz hale gelebilir. Egemen olan güç olarak devletin ideolojik-politik duruşu ve ona şekillendiren kurumsal yapılar, kendi altı grupları gördüğü bir topluluğu tasfiyeye yöneldiğinde, söz konusu topluluğun buna karşı koyması, kendini koruması, savunması ve örgütlenmesi etiktir, haklı ve meşrudur. Böylesi bir durumda topluluğun bütünden kopup, sürekliliğini sağlamaya çalıştığı her ayrışma sosyolojik bakımdan pozitif bir rol oynar.

Bugün Kürtlerin karşı karşıya bulunduğu tablonun sosyolojik ve politik analizi yapıldığında çok belirgin olarak bir kopuşun kaçınılmaz hale geldiğini tespit etmek zor değildir. Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında, çok farklı etnik ve mezhepsel yapıların bir arada yaşadığı, kültürel ve sosyal yapılarının birbirine çok benzeştiği birçok sosyal grup bulunuyordu. Egemen siyasal sistem, bu pozitif dokuyu parçalayarak ‘tekleştirme’ politikasını özellikle cumhuriyetten bu yana çok kapsamlı olarak uyguladı. Jenositler, katliamlar dâhil olmak üzere ideolojik-politik ve askeri bütün araçlar kullanıldı. Zengin toplumsal doku dağıtıldı, parçalandı. Ermenilere yönelik uygulanan jenosit ile bu toprakların en büyük parçası yok edildi. Süryaniler, Keldaniler sürgüne zorlandı. Lazlar, Çerkezler, Pomaklar gibi azınlık grupların çoğu ideolojik-kültürel asimilasyona tabi tutuldular.

Devlet, Kürtlerin de çok yönlü asimilasyona tabi tutulması için jenositler, katliamlar, ideolojik, politik ve kültürel tasfiye, ekonomik kuşatma, askeri önlemler eş zamanlı birlikte uygulandı. Amaç, binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan ve bu coğrafya’ya tarihisel dokusunu vermiş, kültürünü kök salmış bir ulusun yok edilmesiydi. Bunu başardıklarında, tek egemen ulus olarak bölgenin hâkim gücü olacaklardı.

Kürtlerin ulusal kimliği ön plana çıktıkça, talepleri netleştikçe, sorunun çözümünde doğrudan müdahil bir güç haline geldikçe, devletin bütün projeleri başarısız kaldı. Gelinen aşamada Anadolu ve Mezopotamya’nın her yerinde yaşayan Kürtlere yönelik linç saldırıları devlet tarafından örgütlendirilmeye başlandı. Bu bir bakıma tehdit ve şantaj politikasının en son halkasıdır. Kürtleri bulundukları bölgelerde izole ederek, ötekileştirerek/dışlayarak, gettolar içerisinde tutarak saldırıların hedefi haline getirmenin amacı, içe kapanmasını sağlamaktır.

Devletin, İnegöl ve Dört Yol ilçelerinde uygulattığı linç saldırılarının birkaç amacı bulunuyor: Birincisi halklar arasında düşmanlığı körüklemek ve devletle olan çatışmayı halklar arasında dönüştürmek ve böylece politik ve askeri başarısızlıklarını gizlemek. İkincisi özellikle batı illerinde yaşayan Kürtlerin psikolojik üstünlüğünü kırıp güvensizleştirmek, savunmasız oldukları duygusun geliştirmek.

Devletin sivil faşist güçler aracılığıyla uygulamaya koyduğu bu tasfiyeci planın başarılı olma şansı sıfırdır. Tersine batı illerinde Kürtlere yönelik her saldırı, sistemden kopuşu hızlandırmakta, nerede olursa olsun Kürtler arasındaki ruhsal şekillenmeyi arttırmakta olup dayanışma duygusunu bir üst notaya çıkarmaktadır. Batı’da Kürtlerin ötekileştirilmesi-dışlanması, tersine ulus bilinç duygusunda bir yükselişe yol açtığı gibi ruhsal kopuş duygusunu derinde hissetmektedir. Birinin yıllardır oturduğu bir yerde, kendisini ‘yabancı’ hissetmesi, aslında oraya ait bütün duygularını yetirdiği anlamına gelir. Kürtlerde olan budur. Yıllardır aynı bölgede sorunsuz ve zararsız yaşamalarına rağmen, dışlanmaları, izole edilmeleri ve oturdukları yerleri politik gettolara dönüştürmeleri, Kürtlerin sosyal ve ruhsal kopuşu sürecini hızlandırmaktadır. Ruhsal kopuş, politik kopuşun en önemli ön koşulu olduğunu da hiç kimsenin unutmaması gerekir.
Linç saldırıları karşısında Kürtler kendilerini savunma gücüne sahiptirler. Bu nedenle Kürtlerin öksüz-yalnızlık duygusuna kapılmalarına gerek yoktur. Çünkü arkalarında ciddi toplumsal bir güç bulunuyor.

Devlet bu politikadan vazgeçmezse kaybedecektir. Bundan böyle, Kürtlerle birlikte yaşamak isteyenler, yüzünü Kürtlere dönmeli ve istemlerine uygun adımlar atmalıdırlar. Bunu yapmazlarsa, Kürtler kendi yol haritalarını yönünde ilerlemeye devam ederler.

BİR CEVAP BIRAK