İlk provası ilk aşkın….

Bir kahve içimi buluşunca o eski pastanelerin kuytusunda…Nasılda içine göre beden bulur ilk provası ilk aşkın hormonlarında…


Büyüyor insan, gözleri çok kadın…gözleri çok adam. Çocuk kalıyor bir yanı, eğer marketleşmemişse bakışları. Zindanı zindan yapan akıllara bir bakın, kölemsi bir bekleyiş çöküyor hatıralarına. Düşüyor gardı sevdaların nuh çukuruna, dürtüyor öfkeler başkaldıran uzaklığa… Bir insanı gerçekten özlemiyor artık dudaklar, içinde derin duygular barındırmadıkça. Uyduruluyor sözler, isimler, kafiyeler… Yalan resmi makam artık, şarkılara danışılmadan başlanılmıyor aşklara… Herkes güzel, herkes şık spotların altında… Geçit vermiyor artık makyaj hileleri ne çirkinliğe ne yaşlılığa…


Bitmiş bu dünya… Kutupları değişmiş elektrotların, grafikler sapıtmış.. Aşk ölçer dağıtıyorlar sokaklarda, sığmıyor test sonuçları hiç bir mantığa. Çıkmayan rujlar ve silinmeyen mesajlar var artık ihanetin kapısında. Horoz bile ötmüyor sabah kahvaltılarında, korkuyor insanlar, keser diye tembelin biri pazar günü kapısında…


Tahammül sıfırın altında. Ne gidecek sevgiliye hoşçakal, ne gelecek olana merhaba.. …Kimseden ses çıkmıyor yüreğini masaya mertçe koymadıkça. Nasıl bir uyumak bu ve niye sızlanmak eski kartpostallara, neyi özlemek eski şarkılarda, neye hayıflanmak?… Oysa ilk aşk değil özlenen, ilk hormonal salgı…


Lale devrini geçtik tamam, teknolojinin dibini göreceğiz yakında. Bilgi çağı diyorlar, bilgi çağı kesti horozları kırdı yumurtaları. Uyanmalar artık dijital platformlarda. Anneler de dizlerinde uyutmaz oldu çocuklarını…


Ne anlaşılmaz bir yazı bu. Ne bungun bu hava… Çıldırmış kelimeler, oturulmuyor klimasız. Sağım mixser yalnızlığı, solum aşk gardiyanları. Tek başına tırmanılıyor kulelere, bir ağ gerek sahte spider man’lere. Çaylara şeker azaldı, kollestrol öğütücüler, 30 yaş bunalımları, oysa bu yıllar değil midir en keskin kararların durağı… iş ve güç ve aşk ve çocuk ve bunların niyeyse bir araya gelmeyen tuhaf sıralaması ve tökezleyen daima ilk sıradaki… Değmeyin şımarıklığıma, daha yazacak çok şey var…


Yer yok artık evcil sevdalara. Özlemek bitti değer bilmeyen dudaklarda… Savaş çıkacak diyorlar…Çıksın da bari, yerini bulsun ihanetin kehaneti. Kan kırmızıydı eskiden yoklukların bedeli, ki bayrak oldu düştü toprağıma hilalin aksi. Hangi cehennem kendine getirir cahilleri. Yürek tek sıkımlık kurşunun ucunda dans ediyor…


Ah nasılda içine göredir ilk provası, yeni yetmelikte parlayan gözlerin o ilk ışığı… Nasılda son bulur, öğrendikçe ‘hayır’ ın şımarıklığını… Nasılda gizler insan binbir maskeyle yüzünün sancısını?  Yürek mi kalır kardiyoloji reyonlarında, bilmem kaç hortumla soluyorken dünyayı? Hasta ettin beni dünya, hasta ettin yazılarımı…


Hangi aşk kurtaracak şimdi şu çekirdeğine yalan sızmış dünyayı? Hangi söz uyandıracak yeni ufukları? ‘Ah be dünya’ diyecek biri son soluğunda, ‘neler aldın benden, nereye gönderiyorsun şimdi?’ Belki yarın belki yarından da yakın şaşıracak kendine, döndürünce aslına tercümesi zor aşkları…


Eh kolay değil tabi yaşaması… Bu bilgi çağının geri dönüşsüz koması…. Sen tut kronolojiye sok aşkı, unut hisleri. Ha taş devri… ha teknoloji devi… ha bilgi deneyimi… ha…


At çöpe aşkın istatiğini… Kesilmiş, pişirilmiş ve süslü tabaklara konulmuş hindilerin, dana eti diye yutturulmuş sucuklarında, tat vermiyor artık hiç bir kahvaltı… Hayatın ‘içindekiler’ kısmına şöyle bir baktım da…. ‘Hey gidi dünya’ dedim… Yutturamazsın artık kendini sen bana…


sibelbengu@yahoo.com 


SİBEL BENGÜ’NÜN DİĞER YAZILARI


– Çok sevgili sevgililer günü için…
– Açık reçete…
– Çocuk
– Sen de kimsin?
– Kar yağarken pencerenden…
– Bayramları nasıl bilirdiniz?
– Ne kadar buradasın?
– Bu hayat nasıl geçer?
– Aşık kimdir?
– Aşk ne değildir?
– Aşk nedir?
– Herşeyin bir şeyi vardır…
– İyi insan kimdir?
– Kaygı çok kaygan bir kelimedir…
– Bumerang aşklar…
– İstanbul’da yine yağmur var…
– Kelimeler, kelimeler, kelimeler…
– Bir şairin bildiği sevgi/ Attila İlhan için…
– Nedir, niyedir? Neyse…
– İnsan bazen kendini bırakıp delice gitmek istiyor…
– 3 kadın 1 kritik…
– Hayatın şablonu mu var?
– Haydi dostlar buyrun kahveye…
– Muhakkak…
Aşk’a herşey dahil…
Bir İstanbul hatırası
Kadın dediğin
– ‘Adam gibi adam’ dedikleri…
– Mantığım intihar, ruhum serseri… 
– Hiç-bir-şey anlamıyorum… 
– Hayal adalar… 
– Kırmızı başlıklı kızın nesi var?  
– İstanbul’a bir günlük firar… 
-Bırak deli desinler… 
-‘Sen benim rüzgar gülümsün…’ 
-Pardon tanışıyor muyuz? 
-İstanbul 
-Kıymık… 
-Siz mağrur musunuz? 
-Ne kadar önemsiyoruz yarınlarımızı? 
-Küçük şeyler… 
-Yürek mahrem bir bölgedir 
-Kiler… 
-Keşke 
-Anne karabiyesi… 
-Tren garları… 
-Yangın yeridir yürek, külleri kelimeler…
-Bir gün… gemiler… geçer… 
-Önsöz 
-O fotoğraf… 
-Durup dururken…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here