Madımak vahşetinin 19 yılı

Acının notası yok ki!

Hayır, hiç anlatılmadı,yazılmadı, söylenmedi, TBMM’ne taşınmadı,bakanlara, başbakanlara yazılı sorular yöneltilmedi demek istemiyorum. Yazılar da yazıldı, makaleler de; dramlar da yazıldı, sahnelere de kondu; öyküler de anlatıldı, kitaplar da yazıldı; paneller de yapıldı, konferanslar da verildi; yürüyüşler de düzenlendi, mitingler de yapıldı; yazılı sorular da soruldu, önergeler de verildi …ki, gazeteler, dergiler doldu; radyolar, televizyonlar bildirilere boğuldu ve arşivler taştı, taşıyor…

Fakaaaattt…iktidar koltuklarında gören göze ve duyarlı vicdana rastlanmadı!
Oysa, minyonlarla, milyarlarla insanın dilediği neydi ve nedir ?
Sivas katliamının yapıldığı yer, yani MADIMAK Oteli müze yapılsın! Suç zaman aşımına uğratılmasın, suçluların tamamı cezalandırılsın!
Hepsi bu! Ve tamamı bu kadar!

Ammaaa…
Evet, MADIMAK …
Yani vahşetin yeri, yani katliamın merkezi…
Yani 33 insanın, yani 33 canın canlı canlı ve de planlı programlı olarak yakıldığı otel…
Yani SİVAS 1993!

Aradan tam 19 yıl geçmiş. O gün, 2 Temmuz 1993 günü öğleüstü, kulağıma değmişti haberi: Sivas’ta birşeyler oluyor!.. Televizyona koşmuştum, evet oluyordu birşeyler, ama polis onları dağıtır diye umutlanmıştım…Sonra baktım, ümmetçi eşkiya dağıtılmamış, üstelik çoğaldıkça çoğalmışlar – Aziz Nesin uzun bir itfaiye merdiveni ile kurtarılmış – ama ötekiler için bu tür kurtarışlara yardım etmek şöyle dursun, kurtarma girişimleri de zor kullanılarak durdurulmuş… Ve, ben ve benim gibi iyi niyetli, saf hatta safdil yığınla insan boşuna bekleyip durmuşuz…Ve akşam karanlığı basmadan kara haber sadece Madımak ve çevresini değil, Sivas’ı değil, bütün Türkiye’yi, hatta bütün dünya kamuoyunun umutlarını karartmıştı… 33 can görülmemiş vahşetle gaz dökülüp yakılmıştı canlı canlı, üstelik bütün dünyanın gözleri önünde!

Ve dört şu kadar yüzyıldan bu yana büyüye büyüye gelen büyük PİR SULTAN’ımızın, aynı adlı Derneği, diğer kitle örgütleri ve geniş emekçi halk kesiminin gönül desteğiyle yapılmakta olan demokratik kültür etkinliği ve dikilmekte olan PİR SULAN ABDAL heykeli, vahşi dincilerin “allhüekber, allahüekber” nidaları ve “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak” naraları ve de vahşi kere vahşi taşlı, sopalı, silahlı saldırılarıyla durdurulmak istenmişti…
Ertesi gün ve ilerleyen günlerde gazete ve televizyon ekranlarında haberlerini okuyup fotoğraflarını izledik çember sakallı tetikçi güruh ile mal-mülk ve mevki sahibi yerli-yabancı büyük sermayedarların ve profesyonel planlayıcı ve de destekçilerinin…
Kısa süre sonra olayın tamamını, Sol Yayınları yönetmeni Muzaffer İlhan Erdost’un broşüründen okudum. Saldırı on gün öncesinden planlanmış, civar illerden tetikçi ümmetçiler toplanmış, Sivas’taki yatakçı evlere yerleştirilmiş, silahları, malzemeleri, teçhizatları sağlanmış, Sivas’taki sokak ve meydanların nerelerinden geçip Madımak önüne gelecekleri krokilerle gösterilmiş, eylemi yönetecek olan alt birimler tayin edilmiş ve o gün önce Kültür binasından start alınıp nerede hangi sloganların atılacağı bildirilerek yola çıkarılmış…Herşey planlı, herşey programlı!

Peki bu safhada olayı MİT’in uymaması mümkün müydü? MİT’i yöneten CIA’nın bilmemesi mümkün müydü? Ya da Sivas Emniyet Müdürünün, Şehir polisinin, bilmemesi nasıl mümkün olabilirdi? İçişleri bakanının ve devamındaki silsile -i meratibin, devlet yöneticilerinin bilmemesi…? Öyleyse o kanlı saldırı neden zamanında müdahale edilip önlenmemişti?
Özellikle Sivas 93’ün yıldönümlerinde kendi kendime sorduğum bu soruların yanıtı hep başka bir soru olup karşıma çıkmıştır: Dincilerin vahşi saldırıları önlenmedi de, sanki suçlular yakalanıp sorgulandı mı ki? Cezaları verildi mi ki? Yoksa asıl suçlular kayrılarak cezaları zaman aşımına mı uğratıldı? Ve de iktidar koltuklarına mı doluşturuldu?

Bu sefer 2 Temmuz 2012 günü Londra CEMEVİ’nin düzenlediği Stoke Newington’da, cismen minnacık, manen kocaman PİR SULTAN ABDAL anıtının önündeki anma törenine ben de katıldım. 33 insanımızın 33’ü de adları anıttaşın üstüne hakkedilmiş olarak, kalabalık ve saygılı bir topluluk önünde dimdiktiler. Tören, 10 yaşında bir çocuğun bağlama eşliğinde Pir Sultan’dan söylediği türkülerin, tarih boyu Alevilere reva görülen katliamların hatırlanmasıyla sürdü. Şiirler okundu, sövlevler verildi ve öbek öbek kucaklaşıldı. Ve toplum sıkılı bir yumruğa dönüştü birden.

Hele bir de, aynı anda, Sivas Madımak Oteli’nin önünde yapılacak bütün yurttaşlara ve bütün dünyaya açık mitingle 33’leri anma törenine devletin ve silahlı, polisinin izin vermediği haberi Stoke Newington’daki alana gelince, hava daha da gerildi. Ki, zaten mesele bir Alevi-Sünni meselesi değildi. Mesele işçi sınıfımız ve emekçi halklarımızın emperyalizm ve el ulağı ümmetçi hempalarının bütün Türkiye’ye dayattığı şeriatçı faşizme karşı Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokrasi için mücadeleydi; ikinci kurtuluş savaşına yürümekti. İşte belki de;

MADIMAK VAHŞETİNİN
ONDOKUZ YILI… ile anlamakta olduğumuz buydu… budur.

Abdullah Nihat Yılmaz
11 Temmuz, 2012, Londra.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

9 + 3 =