Mahalle kavgası

PAYLAŞ

Sıradan bir kavramı toplumbilimsel bir temel kavram olarak görmek ve göstermek ve onun üzerinden kurgusal düzeyde bilgi üretmek bilimsel bir bakış açısıyla ilgili olmaktan çok “Yukarı Mahalle”nin heves ve heyecanlarıyla ilgilidir ki derinine düşünmeden yaşayan aydın insanları duygulandırmaktan başka bir işe yaramaz. Yaşamda karşılığı olmayan bilimselliklerin gündelik bilinçle yaşamayı sürdüren kesimlerde yarattığı sevinç genel ya da toplumsal bilinç bulanıklıklarına kaynaklık eder. Bugün bu topraklarda üretilen ve büyükçe bir bölümü dış kaynaklı olan görüşlerin gerçek ve çok önemli sorunları örtmede kullanıldığı apaçıktır. İktisadi sorunları görmezden gelirseniz, bu sorunların yarattığı toplumsal sorunları görmezden gelirseniz, bu toplumsal sorunlar çerçevesinde ortaya çıkan kültür sorunlarını görmezden gelirseniz bugün herkesin ağzında bir uyuşukluk belirtisi olarak varlığını sürdüren “keyif” sözcüğünün gösterdiği yolda gününüzü gün edersiniz ve “Yukarı Mahalle”nin havuzuna su taşımak gibi bir işi bilir bilmez sürdürüyor olursunuz.

Bir bilimsel toplantıda bir “bilim adamı” kavram üretmenin öneminden sözediyordu. Adama içimden demediğimi bırakmadım. Düşüncenin yaşama mutlak biçimde egemen olduğu düşü salaklıktan başka bir şey değildir. Birileri  nasıl yaşamın düşünceye egemen olduğunu benimsemiş ve yanlışlara düşmüşse, düşüncenin yaşama egemen olabileceğini düşünmek de yanlışa düşürür bizi. Yaşamı doğru okumak ve yeni oluşumları kavramlara götürmek önemlidir. Bu çaba olağan ya da zorunlu bir çabadır ve pırıltılı etkiler yaratmaz. Bilimsel anlamda çok değerli pekçok bakış ve görüş çoğumuzun uzağımızdan bir kuş gibi geçip gitmiştir ve doğru dürüst algılanmamıştır ya da hiç görülmemiştir. Öyle etkili bir söz söylemelisiniz ki gerçekle hiçbir ilişkisi olmasa da insanları hop oturtup hop kaldırsın. Durduk yerde kavram üretmek uydurmacılıktan başka bir şey değildir. Bugün boş bir bilimsel temel kavram durumuna gelmiş olan “mahalle baskısı” da hepimizi neredeyse aldı aldı yere vurdu. İşte işin özü buymuş, dedik, eloğlu vurdu götürdü, biz verimsiz çayırlarda otluyormuşuz.

“Mahalle” diye toplumsal bir birim yoktur. Doğa gibi mahalle de sınırları olmayan bir genişlikte, alabildiğine bir genişlikte düşünülebilir. Mahalleler birbirlerinden katı sınırlarla ayrılmış değillerdir, hatta iktisadi anlamda keskin ayrılıklar gösteren ikili yapılanmalarda bile büyük bir ayrım görebilmek kesinlikle olası değildir. Ayrıca birçok ülkede, özellikle bizim ülkemizde mahalleler arasında kültür değerleri açısından büyük bir ayrım göremeyiz.

Birilerinin dışarıdan şu ya da bu koşullarda almış olduğu ödüllere karşın bu ülke insanının kültür dünyası büyük ölçüde sorunlu bir dünyadır. Para babasının kızıyla kenar mahallede yaşayan işçinin kızı aynı müzikle dans ederler. Üst kesim insanının dinlediği ya da dinler gibi yaptığı alaturka müziğe tabandaki insanın duygularını karşılayan “arabesk müzik” bol bol katılmıştır ve bu kimseyi rahatsız etmemektedir. Adını aydına çıkarmış bir kişinin bilim, sanat ve felsefe alanındaki görüşleriyle hiçbir kültür etkinliği içinde olmayan insanların görüşleri üç aşağı beş yukarı birbirleriyle çakışırlar. Toplumda irdelenmemiş kalıp bilgiler istemediğiniz kadar çoktur. Böyle olduğu içindir ki “mahalle baskısı” gibi pırıltılı ama gerçeklikle ilgisi olmayan bir kavram tepeden tırnağa bütün bir toplumu alabildiğine heyecanlandırmıştır.

Sorunları iktisadi çerçevede toplumsal bağlamlarından koparmadan çözmeye çalışmak zorundayız. Ülkemizde olanlar dışarıdan görüldüğünün tersine inancın dayatılmak istenen kurallarıyla değil aşağı yukarı yarım yüzyıldır yoğun bir biçimde sürmekte olan iç göçün koşullarıyla belirgindir. İç göç tüm yerel ve ulusal değerleri kökten dağıtacak duruma gelince ve her şeyden önce eğitimin azçok sağlıklı koşullarını yok edecek boyutlara ulaşınca yaşama egemen olan yarı bilinçli sözde burjuva kesimi egemenliği bu oluşumlar içinde çiçeklenen ve kendini ortaya koyan “yeni insan”a kaptırdı. Kendine çok güvenen ve toplumun yasal sahibi gibi davranan burjuva bu durumda kendini gözden geçirip sağlıklı gelişimin yollarını arayacağı yerde soyut bir takım kavramları kullanarak bağırıp çağırmaya başladı. Çünkü onun bir toplumun geleceğini tasarlayacak, toplumsal sorunları gidermek anlamında yaşamı çekip çevirecek gücü ve isteği yoktu. Yeni gelenler yetersiz bir bilinçle de olsa doğru yanlış bir şeyleri dönüştürmeye yönelirken toplumun filizlerini kırdılar ve tüm para kazanma düşleri içinde değerler dünyasının altından girip üstünden çıktılar. Böylece umutsuz olmasa da umutsuza yakın bir tablo oluştu. Bu tabloda bütün mahalleler, bütün kesimler, bütün sınıflar benzer özelliklerle yer alıyorlar. Beceriksiz yeni’yle ne yapacağını bilemeyen eski’nin mahalle kavgasıdır bu.

CEVAP VER