Mahalle yok ki baskısı olsun!

Bırakın, bir inanç etrafında bütünleşmeyi; insanlar, en temel konularda dahi bir araya gelebilecek enerjiyi bulamıyorlar kendilerinde. Dahası bunun gerekliliğine inanmıyorlar. Neden? Çünkü görüldüğü yerde başı ezilen, aşağılanan değerlerin terk ettiği iklimimiz, samimiyetsiz, ikiyüzlü, çıkarcı insan tiplerini yeşertiyor. Rejimin bekası uğruna zaptu apt altına alınan insanımızın öncelikleri başka.


Mahallemizdeki iki konağı maymun iştahlı inşaatçılar punduna getirip yıktırdılar. Bu yıkım aylar sürdü. Betonu delerek yıkan ve adının ne olduğunu bilmediğim o tırtır sesleri çıkaran makinelerin gürültüsü evlerimizi esir aldı, sinir sistemimizi alt üst etti. Çocuklar derslerinden, huzurlarından oldular. Tozu, pisliği de cabası…Bu süre zarfında defalarca polisi aradım, topu belediyeye attılar. Belediye, “Tamam” deyip teskin etti ama öte yandan maymun iştahlı adamlara da gelip, “Elinize sağlık” dedi.


Mahallemizden bir tek çıt çıkmadı! İnşaatı yapan müteahhit firmanın güçlü olduğu, mafyayla bağlantılı olduğu konusu kulaktan kulağa yayılınca mahalleli hürmetlerini arz edip bu eziyete katlandı.


Yıkım bitti bu sefer de yapıma geçildi. O da aylar sürdü.
İş makineleri mahallenin asfaltını mahvetti, su borularını patlattı. Gece yarılarına kadar küfrederek, bağrışıp çağrışarak çalıştı işçiler. Mahalle denen muhit kabristan gibi sadece seyretti.


Emekli bankacının arabasına dadanan hırsızlar ihbar sonucu yakalandı. Sabaha karşı mahallede yankılanan sesle uyandığımda polislerin çevrelediği son derece garip bir manzara ile karşılaştım. Uyku sersemliğini üzerimden atınca gördüğüm manzara şu idi: Polis, aracın sahibini arayıp buluyor. Zavallı adam, aracının yanına geldiğinde, hırsıza, “Sen Allah’tan korkmaz mısın, yolacak başka adam bulamadın mı?” deyince yirmili yaşlardaki hırsız, avazı çıktığı kadar bağırıp şöyle diyor: “Bak, benim kafamı bozma, üç sene yatmayı göze alır seni öldürürüm!” Tehdidi yiyen adam sustu, olaya meraklı nazarlarla bakan komşular da bir bir ışıklarını söndürüp perdelerini kapattılar. Ne diyeceğini şaşıran emekli bankacıya polislerin son sözü şu oldu: “Neyse amca bey, zaten olay teşebbüs aşamasında kalmış, hadi evinize gidin”.


Anayasaya başörtüsü ile ilgili bir serbestlik hükmünün konmasıyla bu mahalleden baskı geleceği evhamına kapılanlar, ya mahallenin ne olduğunu bilmiyorlar ya da baskının nasıl bir şey olduğunu…


Rejim baskısını gölgelemek için küçük manipülasyonlara sapan sözde aydınların, mahalleden önce konuşacakları başka şeyler olmalı. Nice zamandır bu mahalleler, sokaklar, haneler ve bireyler, resmi ideolojinin dayatmaları altında hilkat garibesi olup çıktılar.


Kıymeti kendiden menkul sosyologlar, büyük tirajlı gazetelerin köşe yazarları, baskıyı anlamak için şafak vakti okullara gidip gözlemlesinler. Henüz ağzı süt kokan çocukların nasıl hizaya getirildiklerini, dik durdurulduklarını ve ana sınıfı öğrencisinden çakı gibi asker çıkarma uğraşılarının ortaya çıkardığı trajik komik olayları izah etsinler.


Bin bir emekle üniversiteye yolladıkları evlatlarının kılık kıyafet gibi saçmalıklarla kapı dışarı edilişlerini izleyen çaresiz anne babaların, kırgın gençlerin muhatabı oldukları bu muamelenin ne olduğunu söylesinler.


Baskıyı mahalle üretmiyor. O eskidenmiş. Utanmak, arlanmak, adam içine çıkamamak gibi kaygılar varmış. “Alem ne der, nasıl izah ederiz” denirmiş. Şimdi moda başka, rota batıdan yana ve önüne gelen her şeyi haz almak üzere kullanan bir nesil var elde. Resmi ideolojinin dört bir yanını esir aldığı bu nesil, en haklı olduğu konularda dahi miting alanlarında kırk beş dakika durabiliyor. Polisin dağılın anonsunu duyduğunda ise en yakın köşeden sıvışıp arkadaşlarını terk ediyor.


Mahalle baskısı, kafası karışık bir kesimin üretip can simidi diye sarıldığı ve sivil anayasa girişimlerini kesintiye uğratmaya dönük bir bahane olarak pazarlanıyor ancak ortada mahalle yok! Babanın oğluna, öğretmenin öğrencisine hükmü geçmiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × 1 =