Malaga’dan Kurtuba’ya

Hayranlık ve bu günlere gelirken, günümüzü ve yaşamımızı yorumlamak için bu gerekiyor. Bilmediğiniz, ama var olan bir dünyayı, geç de olsa keşfetmek gibi bir şey.

Yahya Kemal ne güzel söylemiş, “Zil, şal ve gül.” Münir Nurettin ne güzel bestelemiş. Ancak aynı sofra da bulunanlardan, hocaların hocası Salim Rıza Kırkpınar’ın belirttiği gibi, “Yahya Kemal’in şiirinde zaten müzik var, sen ne yaptın Münir” tartışması. Şimdi üçü de, bir aradalar, belki de tartışmayı sürdürüyorlardır.

Ama, bizler bu dizeleri eleştirerek, Endülüs’ü isim olarak öğrenmeğe başlamıştık. İspanya iç savaşı alabildiğine sürüyor. Faşizm’e karşı, sosyalistler mücadele veriyor. Ve o dönem de, Yahya Kemal, “Zil, şal ve gül” diyor. O zaman da vardı, şimdi de var.

Ama bizim görmediğimiz, tanımadığımız bilmediğimiz bir Endülüs var. Asırlar öncesi de vardı. Şimdi de var. Asırlar öncesi ve şimdi farklı bir Endülüs tabii. Asırlar öncesini bilmeden, zamana direnerek kalan bazı izlerini görmeden, bu gününü değerlendirebilirmiyiz.

İber yarımadası Avrupa’nı ucu, Okyanus’a uzanan burnu. İspanya’nın güneyi, “Endülüs”. Asırlardır, geçmişinden gelen bir medeniyetin izlerini, adıyla taşıyor. Afrika ile Avrupa’yı bütünleştirmiyor. İnsanlığı birleştiriyor. Değerleri, güzellikleri sergiliyor. Dinler tarihi adeta. Müslümanlığın en görkemli dönemi. Bilimin, sanatın ve kültürün doruk noktası. Bu dorukların, maddi varlıkları da, adeta zamana direnerek ben vardım, hala da varım, siz neredesiniz, nereler yapıyorsunuz, bakmayın görün diyor. Kendinize dönün ve düşünün diye haykırıyor.

Gece, aydınlığa dünüşecek MALAGA’da. Kışa yaklaşırken yazdan kalma bir sonbahar sabahı. Malaga’da güneşin doğuşunu beklemek ve izlemek. Burada güneş farklı mı. Oysa aynı güneş. Ama ateş parçası olarak geliyor. Elhamra Sarayını selamlamak istiyor. Karanlık, karşı da ada var gibiydi. Oysa yavaş yavaş aydınlanma başlarken, bulutlar dağılıyor ve pırıl pırıl bir Akdeniz, adeta Okyanus’a ulaşmak için sevinçli. Derya, derya ile buluşacak. Bulutların yerini alabildiğine deniz kapsıyor. Güneşle beraber günün rengi değişiyor. Yakamozlar da farklı burada.

Güneş, bırak içine gireyim der gibi, göz kırpıyor devamlı. Bu güne değin, güneşi böyle görmedim hiç. Konuşuyor adeta, küçük bulutlarla sohbet ederek, belirginleşiyor herhal.

KURTUBA. Vadi-İ Kebir. Kilise va cami iç içe. Tanrıya ulaşmak isteyenlerin, bir arada olduğu mekan, asırlardır var. Olacak da. Peki niye bu kavga, kan dökmeler, kıyımlar, acılar, kinler ve de insanlığın, daha ileriye gitmesini önlemeler.

Önce kilise izleri var. Yürürken tabanda izlerini görüyorsunuz. Açmışlar ve sergiliyorlar. Sonra cami yapılmış. Sonra yine kilise de eklenmiş. Bu kez, yıkımlardan sonra içi içe geçmiş. Kilise den camiye, ya da camiden kiliseye geçiyorsunuz. Sonradan farkederek adeta. Sanatın doruk noktası gibi her yer.

Ağaçları herhal Lübnan dağlarında getirdiler. Sedir ağaçları. Asırlara direncini koruyan örneklerini görüyorsunuz. İşlemenin, inceliğin, zevkin, düşüncenin ve emeğin ürünü. Yaşamı daha da güzelleştirme eylemi. Yaşamı paylaşırken, motiflerle, güzelliklerle paylaşma isteği.

Orta da geniş bir avlu. Portakal bahçesi şimdiler de. Asırlar öncesi, daha yeşillik ve ağaçlar varmış. Yaz sıcağında namaz, ağaçların yapraklarının esintisi içinde kılınıyormuş. Biri gelmiş, ağaçlar arasında namaz kılınmaz demiş ve kesmişler ağaçları. Bağnazlık da ondan sonra başlamış adeta. “Yaş kesen baş keser” anlayışı, gelmiş adeta günümüze kadar dayanmış.

Bu güzellikler ve insan düşünce ile emeğinin ürünleri arasında gezerken, neler yapmak için, nerelerde ne ağaçlar kesiliyor. Gece yarıları sabaha karşı, adeta gözden kaçırılarak, bir marifetmiş gibi de aktarılarak. Yaptıklarının utancından herhalde, karanlık da yapıyorlar, aydınlıktan kaçma güdüsümü acaba. Ve neler için ağaçlar kesiliyor, düşünmeden ve geçmişden hiç ders almadan.

Oysa tarih, bilgece belirtildiği gibi, hikaye okumak için değil, ders almak, hataları yinelememek ve değerlere değerler katmak için, öğrenilmesi gereken değil mi ?

22 bin metrekarelik bir alan. Sütunlar, sütunlar, kubbe yok. Yan yana olabilir de, başka örneği var mı bilmiyorum, cami ve kilise iç içe. Birileri, önlemiş yıkımı, yakıp kıymayı. Geleceğe taşınmasının yolunu açmış. Bakmayalım, görelim diye.

Farklı bir ses gibi, 68’ler deki tanımlama ve anlayışla, nereye bir yolculuk gerçekleşmiş. Roger Garaudy ve Endülüs de sonlanan bir yaşam. Bir Endülüs evi. 68 de hiç düşünebilirmiydik böyle bir gelişim sürecini. Şüphesiz ki hayır diye bütün içtenliğimle belirtebilirim. Ama, Bir Endülüs evinde noktalanan yaşam. Ve o evin bahçesinde, Hayyam ve Mevlana ile karşılaşmak, neyin üflenmesini buğusu içinde, bir yolculuk yapmak. 20 yıl önce bilgilenerek ulaşmaya çalıştığım, Şam da, tesadüfen yaşamına son noktayı koyduğu yere gördüğüm, İbn-İ Arabi’ni fesefesine yakınlaşmak.

Geçmiş ile gelecek arasında bağ kurma. Şimdi, Flamenko, Paco de Lucia, Albeniz, Rodrigo, Lorca, Picasso, yaşamı ve dünyası içindeki bu topraklar da, günümüzden, geçmişe uzanarak, tarihi araştırmak ya da zaman tüneline girmek değil amaç.

Nereden geliyoruz, nelerin izlerini taşıyoruz, bunu anlamaya çalışmak. Bunu anladıklarını söyleyenlerin yaptıklarına bakarak da sorgulamak. Sis perdesini yıkmak. Söylemle eylem çelişkisini açığa çıkarmak, verilen görüntü ile riyakarlığı sergilemek, inançla, çıkarı karıştırmamak, inancı çıkar ve politik çıkar için kullananların tarihdeki yıkımlarının yol açtığı harabelere dönüşmesini önlemek, asıl olan bu.

Tarık bin Ziyad, Cebelitarık’ı nasıl kimlerin yardımı ve işbirliği ile aştı. Ve asırlarca Endülüs nasıl Endülüs oldu. Krallar, kraliçeler, ya da emirle le mi. Halk la oldu, onlarla gerçekleşti bunlar. Ve yönetimlerin, hırsların girdabına halkı sokanlar, sorumlu değil mi bu yaşananlardan. Evet bu sorumluluğa ve sorumluluklara ortak olmamak için, perdeyi açmak lazım.

Biraz dan Malaga’da güneş, ateş parçası gibi yeniden doğacak, karanlık aydınlığa dönüşecek. Karanlık da kesilmeyen ağaçların yapraklarının hışırtısı, denizin dalgalarıyla, şarkılar söylemeği sürdürecek.

__________________

İspanya, Endülüs, Malaga. 9.Aralık 2013 Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.