MALEZYA’DAN… Kelliğe Karşı Çin Tıbbı

Alternatif tıp uzun süredir klasik tııpla mücadele içinde. Klasik tıbbın kaleleri hayli sağlam olsa da, insanlar özellikle umutsuz vaka haline geldiklerine, başka yönelişlere itibar edebiliyorlar. Alternatif tıp diye tek başlıkta toplamak da yeterli değil. Tıbbi alanlara girmiş olan sayısız fantazi var artık. Ayurveda, yoga, akupunktur, akupress, reflexoloji, aroma terapi, auraterapi, bio enerji, reiki…

Bu yeni tıbbi provaların hayatımıza bu kadar nüfuz etmelerinin önemli bir nedeni de ünlü kişiler. Alkolizmden kansere kadar birçok hastalığı nasıl yendiklerini anlatıyorlar, yazıyorlar. Alternatif tıp hafızama ilk kez Harun Kolçak’la yerleşmeye başlamıştı yıllar önce. Kendisini asla batı tıbbına teslim edemeyeceğini söylüyor, sayısız bitkiyi nefes nefese tanıtmaya çalışıyordu. Şu an sağlığının iyi olmasını diliyorum. Zamanla daha yeni kavramlarla tanıştık. Filiz Akın, modern tıp tedavisi süresince reikiden de yararlandı ve bunu yazdı. Ayrıca ‘reikiye dua karıştırmak’ gibi yeni reçeteler sundu. Reikiyi karşı olamam. Sadece duaların ‘new age’ kavramlarına iliştirilmesinin kulağıma batıcı geldiğini itiraf etmeliyim. Sevgili yıldızımıza reiki katılmamış ‘saf’ dualarımı sunuyorum.

Alternatif tıp için taraf olmadığımı belirtmeliyim. Ancak ortalıkta bu kadar yeni ismin dolaşması ve kliniklerde değil, alış veriş merkezlerinde sponsor hizmetler vermeleri bu konuda aşırı enflasyon yaratıyor. Ve enflasyıonun ne anlama geldiği belli?.Gözden ve değerden düşme.

Bu konuda henüz klasikleşemeyip bir asalet kazananamış olmalarından kaynaklansa gerek, hepsi de ağız birliği etmişcesine yaptıkları işi, binlerce yıl önceki antik Mısırlılara, İnkalara, adını bilmediğim kayıp uygarlıklara dayandırıyorlar. Verilmek istenen izlenim şu. ‘Herşeyin çaresi geçmişte. Biz modern faniler geçmişin sırlarını tahrip edip kaybetmiş olsak da yemin ettik teker teker hepsini keşfedeceğiz.’

Bir nevi ‘kontr- teknoloji’ atakları..

Keşifler geçmişin, icatlar ise geleceğindir. Keşiflerin ağırbaşlı sükunetine saygılı olmak ve kulak vermek şart. Ancak yaramaz, kışkırtıcı ve dönüştürücü icatların, hayatın asıl motivasyon kaynağı olduğunu savunuyorum.

Çin tıbbını bu tartışmalar içinden çekip daha müstesna bir yerde ağırlamak niyetindeyim. Sağlam delillerim olmasa da izlenimler var.

Orta yaşlı bir Farnsız arkadaşıma, ne kadar parlak ve gür saçları olduğunu söylediğimde, anlattıkları hayli ilgimi çekmişti. Daha kısa bir süre öncesine kadar kellikle boğuşuyormuş. Saçları aniden tutam tutam düşmeye başlamış. O da Çin tıbbından yararlanmış ve kullandığı otlarla saçları böyle mükemmel hale gelmiş. Aklıma birden saçları döküldüğü için kahrolan erkek akrabalarım, arkadaşlarım geldi. Bu otlardan hazırlayıp hediye etmek istedim. Bir sonraki görüşmemizde reçeteyi getirmişti ama hepsi çince yazıyordu. Çin Tıbbı kavramı ile ilk yakın tanışmam böyle oldu. Sonra sadece saç değil, çoğu hastalık için otlarla tedavinin mümkün olabileceğini duydum.

Doktoruma Çin Tıbbı?na ilişkin görüşlerini sordum. Abartılı ve ısrarlı olmayan biçimde tavsiye etti. Büyük babasının da çin tıbbı hekimi olduğunu söyledi. Akapunktur için çok hoşuma giden bir şey söyledi. Belli bir şikayetten bahsetmemem gerektiğini, sadece genel sağlık için akapunktura geldiğimi söylememi tavsiye etti. Çünkü doktoruma göre neredeyse bütün arızalar genel ve sistemik bozulmalar ve sistemik enerji azlığından kaynaklanıyor. Bu nedenle ayrıca ‘başım, belim, midem’ diye adres göstermek gereksiz, hatta hatalı olabiliyor. Kendisi çin tıbbıyla ilgili bu kısacık tavsiyelerini sıraladıktan sonra tekrar modern tıptaki işlerine dönüverdi. Kimyasal ilaçlar, elektronik tıp cihazlar ve bunlarla tedavi edeceği hastaları. Onun, bitkilerle, akupunkturla tedavi yapanlara ‘büyücü, sahtekar’ falan diye savaş açmadığına şaşırdım. Bizim zakkum profesörümüz Ziya Özel’in başına gelenler hala aklımdaydı. Bu ülkde hiçbir konuda muhalefete, kavgaya rastlayamayacak mıydım?

Kuala Lumpur’un meşhur, turistik ‘China Town’ bölgesinde bulunan bir bitki eczanesine gidişim böyle başladı. İçeri girdiğimde çok kesif bir kokuyla karşılaştım.Çiçek ve kır kokusuna benzemiyordu. Sayısız bitkiden yayılan acı, nahoş bir koku ailesiyle tanışmak zorunda kaldım. İçerisi fazla kalabalık değildi. Piyasaya çok açılmamış, sadece belli ve ısrarlı müdavimleri olan klasik, eski bir havası vardı. Arkadaki odada Çin hekimi vardı ve vizitasyon için girdim. Gülerek karşıladı beni ben de gülerek karşılık verdim. Biraz sohbet etmeye başladık. Gülmeye devam ediyordu. Ben de asgari nezaket icabı, bana gülen insanlara aynen karşılık verme alışkanlığımla gülümsemeyi ihmal etmiyordum. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Biz ikimiz hala birbirimize gülüp duruyorduk. Artık yüzüm ağrımaya başlamıştı, doktor ne zaman gülmeyi kesecekti? Yüz ağrısını durdurmak için normal ifademe geri dönmeye çalıştım ama o hala gülüyordu.

Biraz geç oldu ama anladım. Bu tatlı Çinli kadının gözleri birer adet çizgiydi. Güldüğü falan da yoktu. O iki sevimli çizgiye karşılık vermek için mola vermeden gülme modunda kalmışım. Resmimden de belli, lütfedermiş gibi değil, adamakıllı gülerim. Demek yüz kaslarım bu kadarını kaldıramadı.

Modern tıp doktorumun dediği gibi hiçbir şikayet söylemeden genel sağlık için akupunktur yaptırdım. Kablosuz, elektiriksiz sekiz adet iğneyi vucuma simetrik olarak batırdı. Yirmi dakika boyunca sırt üstü yattım. Ara sıra biraz iğneleri kımıldatıverdi, hepsi bu.. Sadece akupunktur değil bitkilerden de yararlanmak istediimi söyledim. Çince bir reçete yazıp eczacıya uzattı.. Kurutulmuş herbal yığınlar küme küme yan yana konuldu. Kimisi kök, kimisi tohum, kimisi sap ya da yaprak? Yapraklar, kökler tane tane, tohumlar mikro gramajlarla ölçüldü. Hepsi karıştırılıp üç paket yapıldı. Her gün bir paketi kaynatıp iki kez içecektim..

İçtiğim şey zıkkım gibi acı bir bataktı. Bu acı batağın beni öldüreceğinden korktum ama bir şey olmadı. Sonuçlarını açık ve net tespit edemiyorum şimdilik. Çünkü belli bir şikayetim yoktu. Ama kellik için kaynatılıp içilen batakların nasıl işe yaradığına tanık oldum.

Genel sağlık kalitemi yükseltmek için bu bitki kliniğini ziyaret etmeye devam ediyorum. O tohumları, kapkara kökleri, yosunları ve kanatmadan, acıtmadan batırılan iğneleri çok sevdim. Tek yan etkisi oldu. Yüz ağrısı…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.