MALEZYA’DAN… Kızlar ve kırmızılar

Yürümekten çok yerlerde yuvarlanmayı tercih ettiğim yaşlardayım. Odanın köşesinde duran gırgır süpürgesine doğru emekliyorum. Gırgırın kırmızı cilalı “kaportasına” baka kalıyorum. Bu renk başımı döndürüyor, delice bir iştah duyuyorum. Çok ama çok şekerli bir tadı olduğudan eminim, içim kırmızıya akıyor. Eğilip yalayacakken….”Pat”, babaannemin tokatıyla afallıyorum.

Evimizin Çerkez terbiyesinden sorumlu üyesi babaannem, bebek mebek dinlemiyor, bu bayağı davranışa asla izin vermiyor. (Nur içinde yatsın, çok özel bir sevgi vardı aramızda).

Biraz daha büyüyorum, aşağı yukarı üç yaşlarındayım. Ablam sırtını dönmüş gizli gizli kırmızı  oje sürüyor. Bana da sürsün diye ağlıyorum, kabul etmiyor. Babam o sırada dışarıda koç boynuzlu yarış bisikletini kırmızı yağlıboya ile boyuyor ve beni yanına çağırıyor. Ellerimi uzatmamı istiyor, uzatıyorum. Bütün tırnaklarımı bisiklet boyasıyla boyuyor. Ağlayıp duruyorken şimşek hızıyla mutluluğa geçmem kolay olmuyor. Ağlak, şaşkın ama çok sevinçli kalakalıyorum.

Derken ikinci bir rengi de olanca yakıcılığı ile hatırlıyorum: Çivit lacivert…Yine aynı yaşlardayım. Çivit lacivert renkte, kısacık, kabarık bir elbise giymişim. Benden büyük, abla yaşlarında bir kız bana “bugün yakıyorsun” diyor. Hayatımda kendimi kainatın en güzel yaratığı zannettiğim ve bir güneş gibi kendi etrafımda birkaç kere döndüğüm an….. Bu duyguyu da çivit laciverte borçluyum.

İşte en geçmişe gidebildiğim üç anı. Sadece kırmızı ve çivit lacivert var. Diğer renkleri ne görmüşüm, ne giymiş, ne de tatmışım. Hiçbir renk yok anılarımda. Diğer renklere ne oldu, neredeler, bilmiyorum. Sadece iki renk ve onlara eşlik eden üç tuhaf anı…. Gırgır süpürgenin cilalı kırmızısına doğru içimin nasıl boşaldığını “az evvel” olmuş gibi yaşıyorum. Tırnaklarımdaki kırmızı yağlıboyalara bakarken yaşadığım ağlak şaşkınlığımı da öyle… Ve çivit lacivert hatıram….  Hani bana kainatın en güzel yaratığı olduğum hissini yaşatan çivit lacivert….

Günlük abone oldugum gazetenin magazin ekinde, renklerle terapi yapan bir cafenin tanıtımını okurken bunları düşündüm. Kuala Lumpur’da bir café, muşterilerine renk testi uyguluyor. 400 den fazla renk kutsunu önümüze koyup bunlardan belli sayıda seçtiriyor. Seçimlerimize göre ruhsal haritamızı çiziyor. Ruhsal açlıklarımız, iştahlarımız, yoksunluklarımız ya da taşkınlıklarımız…

Daha önce alternatif tıpla ilgili bir yazım vardı. Artık tıp kelimesinin önüne iliştirilen takılar bitmek bilmiyor. Bazılarına kozmetik tıp da diyebiliriz. Öyle ya, renkli kutucukları seçtirip “auroterapi” adıyla teşhisler koyup, renklerle iyilik dağıtıyorlar.

Renklerin gücüne ve sırrına inanıyorum. Beni taa bebeklik yıllarıma götürecek kadar güçlü onlar. Ve zamanla bazı renklerin gücü tükenebiliyor. Şimdi artık kırmızıyla fazla samimi değilim. Yeşili seviyorum. Bana bu sevgiyi oğlum öğretti. Oyuncakları, giysileri, dondurmaları, duvar boyası hep yeşil. Kuala Lumpur’da  “auroterapi” yapan café, yeşili barış simgesi olarak tanımlıyor. Ama “barış” derken dikkat lütfen… Stratejik, resmi barış değil, kalpten gelen barışı simgeliyor yeşil. Yeşil sevgisine oğlum gibi doğuştan sahip değilim. Yeşili sonradan, oğlumdan öğrenerek kazandım. Ve elbette bütün kazanılmış, emek verilmiş değerler gibi,  oğlumun yeşili kadar hakiki ve asil olamayacak.

Çivit laciverte gelince… Bana yaşattığı o tuhaf duyguyu iyi ki üç yaşında “atlatmışım” diyorum. Kainatın tek güzel yaratığı olduğuna inanmak, sadece bir çocuk için muhteşem ve masum olabilir. Yetişkinler için patolojik bir vaka bu. Mesela bu narsismi yetmiş, seksen yaşına gelmiş bazı kızlar her Allahın günü yaşıyorlar. Üstelik  “deliyim” diye diye, o hoş, gerçek delileri de taklit ediyorlar. Uzmanlar bu ihtiyar kızların halini “içindeki çocuğu öldürmemek” dedikleri o usandırıcı tekerleme ile açıklayabilirler. Oysa insanın kendisiyle bu kadar aşırı alakadar olup başkalarından bihaber olması, sadece kibir ve bencilliktir. Bu nalet ihtiyarlar toplum için hayli eğlenceliler. Ama bencillikleriyle yakınlarının hayatını ciddi biçimde tahrip ettiklerini sanıyorum..

“İçinizdeki çocuğu öldürmeyin” lafını sevmiyorum. Renklerin, duyguların  yaşlanabilmelerini, dönüşebilmelerini, yerlerini haleflerine bırakabilmelerini istiyorum. 

Üç yaşındayken çivit lacivert kısacık bir elbise ile, güneş gibi kendi etrafımda dönüyordum. Güneş de kendi etrafında bu yüzden dönüyor, bir yıldız olduğu için. Yıldızlar kendilerine hayrandırlar. Ama güneş hala çocuk bir yıldız. Çünkü o döndükçe, dokuz gezegen ve onlarca uydu onun etrafında dönüyor. Ondan hayat, ısı ve ışık alarak…. Bunu sadece çocuk bir yıldız yapabilir. Evet, evet…. Eminim. Güneş, çocuk bir yıldız.

 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.