Mavi Tuna’nın öğrettikleri

Mavi Tuna’nın öğrettikleri

0
PAYLAŞ

Budapeşte’nin son zamanlardaki en önemli toplantılarının düzenlendiği, Millenaris Park, yani bin yıl parkı hafta sonu yine ilginç bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor;

Çocuklar için düzenlenen sergi eğlenceli bir şekilde atıkların nasıl yeniden kullanılabileceği üzerine alternatifler sunuyor.

Sergideki genç danışmanlar inter-aktif oyunlarla çocukların bu konudaki hayal dünyalarını harekete geçirmeye çalışıyorlar.

Minikler anne babalarıyla birlikte, Budapeşte’nin artık pek çok bölgesinde sokakların olağan parçası haline gelen ve atıkların türlerine göre ayrıldığı konteynerlerin renklerini ezberliyorlar.

Kırmızı renkli çöp konteynerlerine ne atılacak, mavilerde ne biriktirilecek öğreniyorlar;

Kimyasal atıkların hayatımızda yaratabileceği kötülükleri dehşetle ürpererek kavrıyorlar;

Sonra da işin en eğlenceli bölümüne geliyor sıra; aileler tatbiki olarak öğrendiklerini denemeye girişiyor, soruları cevaplıyorlar.

Sonuçta herkese bir hediye veriliyor.
Genellikle hediye olarak okul malzemeleri dağıtılıyor, ama bu hediyeler de özel hazırlanmış; mesela kalem kutuları, minik bir çöp konteyneri gibi…

Gülüşmeler, işini iyi yapmanın verdiği hazza karışıyor ve minikler gururla hafta sonunda onları bekleyen bir başka eğlenceye doğru yollarına devam ediyorlar.

Bu etkinlikten de anlaşılabileceği gibi, Orta Avrupa’da çevre bilinci son zamanlarda giderek güçlenen, insanların severek üzerinde konuştuğu ve uygulamaya çalıştığı moda düşüncelerden biri.

Aslında, dünyada güçlenen iklim ve çevre üzerine duyulan “küresel kaygı”, Orta Avrupa ve Macaristan için, bireylerin tercihlerinin de ötesinde bir önem taşıyor. Yani işin ekonomik boyutu da var. Daha açık söylersek, Macaristan bu işten iyi para da kazanıyor. Nasıl mı?

1997’nin aralık ayında Kioto’da toplanan dünya iklim konferansında, yerküremizin geleceğini kurtarmak için ülke sanayilerinin karbon monoksit, yani sera gazı salımını azaltmaları konusunda anlaşmaya varılmıştı.

Yani Kioto anlaşması dünya ülkelerinin, 1985-87 yıllarında sanayide ulaştıkları düzeyi temel alarak, on senelik bir zaman dilimi içinde her ülke için sera gazı salımında % 6’lık bir azaltma yapma zorunluluğu koymuştu.

Orta Avrupa ülkeleri ve özellikle de Macaristan açısından bu süreç ülkedeki sanayinin yapısal dönüşümüne denk düştü.

Çünkü aynı tarihlerde bu bölgede çöken sosyalist toplumsal rejimlerle birlikte, çok enerji kullanımına dayanan, devasa sanayi birimleri de ardı arkasına kapandı, yerlerine daha mütevazı fabrikalar kuruldu. Bazı ülkelerde de demir çelik işletmeleri yerine tarım ve turizm gelişti.

Sonuçta da örneğin Macaristan on yıl içinde Kioto’da kendisine tahsis edilen sera gazı salımı kotasının yarısını bile kullanamaz hale geldi.

Peki biriken bu kotalar ne olacaktı?

Kioto anlaşması, ülkeleri sera gazında tasarrufa yöneltebilmek için, kullanılmayan sera gazı kotalarının 2008-2012 yılları arasında başka ülkelere satılabilmesini serbest bırakıyordu.

İşte Macaristan, 2008 yılında dünyadaki bu yeni ticaret biçiminin ilk aktörlerinden biri oldu; kullanmadığı sera gazı kotasından Belçika ve İspanya’ya 8 milyon ton sera gazı sattı ve karşılığında da on milyonlarca dolarlık bir fon sahibi oldu.

Macaristan’ın girdiği bu yeni küresel ticaret alanına kısa sürede diğer Orta Avrupa ülkeleri de satıcı olarak dahil oldular. Çünkü Macaristan’daki süreçle diğer Orta Avrupa ülkelerinde yaşananlar birbirine benzeyen süreçlerdi. Oralarda da sanayi biçim değiştiriyor, ülkeler kendilerine tahsis edilen sera gazı kotalarını kullanmıyorlardı. Bunun bir sonucu olarak da biriken kotaları ihtiyacı olan başka ülkelere para karşılığında devrediyorlardı.

Bu süreç bölgede tartışmalara neden oldu, bilim adamlarını böldü; bazıları Orta ve Doğu Avrupa’nın aslında sera gazı kotalarını kullanmayarak, bunları başka ülkelere satmasının, bölgede sanayinin öldüğüne işaret ettiğini, uzun vadede bunun bölge ülkeleri açısından yıkım getireceğini savunuyorlar.

Bazıları ise, bunun tarihin Orta Avrupa’ya sunduğu çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorlar. Onlara göre kotaların kullanılmaması sanayinin tükendiğini değil, kabuk değiştirdiğini işaret ediyor, bölgede eski teknolojilerden, modern üretime ve sürdürülebilir ekonomik yapıya geçiliyor.

Acaba bu görüşlerden hangisi doğru? Bunu elbette uzun zaman dilimi içinde hayat gösterecek.

Ama kesin olan bir şey varsa, o da doğanın kendisi; bundan yüz elli yıl önce parıltılı maviliğiyle ressamlara ve bestecilere konu olan Tuna nehri, Tüm Avrupa’daki sanayinin vahşi ve çevreye duyarsız faaliyetinin bir sonucu olarak, bugün artık görenleri hayal kırıklığına uğratan gri renkli, ve sıradan bir akarsu…

“Tuna nehrine dikkat edin”, diyor çevreciler.

“İnsanın ruhunu karartan grilik kaybolmaya başladığında ve artık bu nehri çoktan terk eden balık türleri geri döndüğünde, Avrupa kurtuluyor demektir.”

_______________________
* Macaristan ve komşu ülke haberleri için www.turkinfo.hu

BİR CEVAP BIRAK