Mazlumun âhı yerde kalmıyor, illa ki çıkıyor bir gün!

1931 doğumlu Chun Doohwan tartışmalı bir generaldir. 1979’da bir askeri darbe ile seçilmeden iktidara gelen hükümetin ikinci adamıdır. 1980’de Başkan Choi istifa edince, onun halefi olarak yine seçilmeden, kolayca tek aday olup Cumhurbaşkanlığına hop diye yerleşmiştir.

¨İnsanları anlamak için ya makam koltuğuna, ya da şoför koltuğuna oturtmak gerek¨ diye bir atasözümüz vardır ya, o misal ipleri eline geçiren demir yumruk Doohwan’ı 1980’den 1988’e kadar kimse engelleyememiş, o dediğini yapmıştır. İktidara gelir gelmez, ilk işi, bir süredir tek parti olarak ülke yönetiminde kalmış bulunan Demokratik Cumhuriyet Partisi de dahil olmak üzere bütün politik partileri ortan kaldırmak olmuştur. Derhal kendi partisi olan Demokratik Adalet Partisi’ni kurmuştur. Doğal olarak arkasından Anayasayı değiştirmiş ve öncekinin tersine Başkana daha geniş yetkiler tanıyan düzenlemeyi yürürlüğe sokmuştur. Sonrasında, Şubat 1981’de, hem de seçimle, çoğunluk oyuyla ve kendi hakkıyla Güney Kore’nin 5. Cumhurbaşkanı olmuş, ülkeyi 1988’e kadar yönetmiştir.

Yönetimde kaldığı süre, demokrasi için yapılan her hareketi yasaklamıştı, hatta bu yönde bir eylemi bastırmak için 1980 yılında iki yüzden fazla eylemcinin ve vatandaşın ölümüne sebep olmuştu. Sicili kabarıktır!

Fakat, eğrisi doğrusuna döner misali, yaptığı haksızlıklar, yolsuzluklar, rüşvet yemeler ters tepmiş ve diktatör Doohwan 1995 yılında isyana teşvik, vatan hainliği, rüşvet alıp verme suçlamasıyla tutuklanarak idam cezasına çarptırılmıştı. Şansı yaver gitmiş, ardından seçilen bir sonraki Cumhurbaşkanı Park tarafından af edilmiştir.

Yaka paçayı kurtaran diktatör, bu arada cebine attığı parayı kurtaramamıştır. İş adamlarından yasal olmayan şekillerde alıp hesabına geçirdiği 250 milyon Dolar civarındaki hesabın geri ödenmesi istenmiştir. Borç hânesine yazılan paranın bir kısmını zoraki ödeyen Doohwan, geri kalanını, beş parasının kalmadığını söyleyip temerrüde düşmüş adeta “Ne yapayım, param kalmadı, canımı alsaydınız ya! “ demeye pişkin pişkin getirmiştir.

Bu olaylar karşısında yüzü kızaran ise büyük oğul Chun-Jae-kook olmuştur. Babadan kalan borca sadık olup ellerinde mal mülk, değerli tablolar gibi ne var ne yoksa satıp savarak, kalan parayı hükümete iade edeceğini açıklamıştır. Bununla kalmayıp “ Başımı önüme eğiyorum ve ailem adına ülkemdeki tüm insanlardan özür diliyorum” demiştir. Borç yiyen kesesinden yer diyen bu evladın tek bir ricası da vardır: Ellerinde kalan son gayri menkul olan, ailenin hâlen yaşamakta olduğu evin kendilerine bırakılmasını istemektedir.

Görüldüğü gibi; makam, para pul, iktidar bugün var yarın yoktur. Hayatta ne ekilirse o biçilir er ya da geç. O yüzden insanın ekerken biçeceği günleri de aklının bir köşesinde tutması gereklidir. Hele de mazluma yapılan haksızlıkların yerde kaldığına pek rastlanmaz. Bu atasözleri, deyimler boşuna ortaya çıkmamıştır. Ne de olsa , “At ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır”.

_______________

gjtozkoparan@gmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.