Medya vesayeti…

Askeri vesayetin sona erdirilmesi amacıyla AKP yönetiminin yıllar önce düğmeye basması meyvelerini verdi.
Ya da “vermiş” gibi görünüyor…
Askeriyenin bir daha “darbeye elini sürmeyeceği” nin kesinlik kazanması için yıllara ihtiyaç var da denebilir.
Neticede somut olan, muvazzaf ve emekli askerlerin “darbeye teşebbüs” hazırlıkları, sivillerden bir kesimin ise gelecekteki “darbe girişimlerine” destek amacıyla faaliyette bulundukları, Ergenekon ve Balyoz davaları ile gün ışığına çıkarıldı sayılır.
Henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte zihinlerde oluşan kanı böyle.
Bu, hiç bir zaman Türkiye’de “tam demokrasi” ye geçişin şifrelerini veriyor anlamına gelmez.
Bırakalım “tam demokrasi” palavralarını henüz “demokrasi” nin (D)sinde olabiliriz sadece.
Yine de bir adım atılmış sayılır.

Tabii bu noktaya gelinceye kadar ülke genelinde çok tartışmalar yapıldı.
Cihet-i askeriyenin, “asli görevi”ne dönmesi açısından gösterilen çabaları hafife almamalıyız.
Ama bitmiş değil.
Sivilleşme sürmeli, sürdürülmeli.
Misal: Milli Güvenlik Konseyi…
Her ne kadar sivil ağırlıklı hale getirilmiş olsa da, demokrasilerde bu tür kurumlar yük oluyor.
En azından tam demokrasiye geçebilmiş ülkelerde böylesine kurumlar yok.
Varsa da sivil ağırlıklı.

Peki AKP yönetimi 12 yıl içinde aldığı mesafeyi nasıl başardı?
Ya da neden “yol kazası”na uğramadı?
En azından uğrayabileceği yol kazalarını nasıl önledi?

Bir çok nedeni var…
Batı’nın desteği.
Avrupa Birliği ülkelerinin yardım ellerini uzatması. En azından hareket alanı için engeller çıkarmaması.
ABD’nin desteği.
İçerde ise çok iyi yetişmiş ve kendi alanlarında uzmanlaşmış “danışmanlar ordusu”nun rol üstlenmesi.
En önemlisi ise “yandaş medya” yaratması.

Aslında “yandaş medya” her dönemde vardı.
Gelmiş geçmiş iktidarlara destek veren ama adı hiç bir zaman” yandaş” çıkmayan medya grupları her zaman fazla oldu.
Yani çoğunluk medya her zaman muhalefete destek verdi.
İktidara destek çıkanlar ise sadece partilerin bir şekilde yaşatmaya çalıştıkları “besleme gazeteler”di.
Ya da partilerin çıkardıkları “parti organı” gazetelerdi.
Bu organ gazeteler yaşamadı, yaşatılamadı.
İyi de oldu.
Çünkü bu tür yayınları ancak “zengin” sayabileceğimiz eski ve köklü partiler çıkarabiliyor ve yaşatabiliyorlardı. Yeni kurulan ve küçük partiler ise böyle destekten mahrum kalıyorlardı.

Neticede AKP döneminde bu yönetim kendisine destek veren yeni bir medya grubu yarattı.
Bu grup gazeteleri ve televizyonları ne yazık ki “güdümlü” yayın yaparak desteklerini sürdürdüler.
Editoryal bağımsızlıkları hiç olmadı.
Olacağa da benzemiyor.
Ne acıdır ki parti üst yönetimleri karışmasa dahi, çoğu kez hükümet ve parti danışmanların talimatlarıyla yayın politikalarını belirliyorlar.
Açıkçası AKP döneminde askeri vesayete son verilirken, bir başka ” vesayet” kurumu ortaya çıktı.
Ben buna ” medya vesayeti” diyorum.
Gerçekten öyle.
Ve de korkutucu.
Gözü kara bir yayıncılık…
Kraldan fazla kralcılık…

Çok partili döneme geçildiğinden bu yana emekleme dönemlerinde iyi sınav veremeyen medyanın, ayağa kalkıp yürümeyi öğrenemeden koşar hale gelmesi böylesine “ucube”
bir tablonun da yaşanmasına neden olması gelecek için herkesi endişeye sevketmeli.
Medya vesayeti bence askeri vesayet kadar demokrasi için tehlikeli hale gelebilir.
Askeri vesayet tamam..
Bu iktidar için yakıştırılan “sivil vesayet” yakıştırması tutmadı.
Ama ya “medya vesayeti” ne ne demeli?
Bence daha düşündürücü.
Bugünden tezi yok medyanın son durumu masaya yatırılmalı…
Hatta bunun için de ayrı bir “akil insanlar” heyeti oluşturulmalı.
Bu gidiş bir gün gelir AKP iktidarına da zarar verir.
Dahası demokrasiye zararı daha fazla olur.
Aslında şu anda dahi zararları hissedilir durumda…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.