Müslümanlar, radikal İslamcılığı yeterince sorguluyor mu?

Radikal İslamcıların iktidar arayışı ve son zamanlarda elde ettikleri kazanımlar, sorumlu mevkilerde bulunan siyasileri, yaklaşımlarını yeniden değerlendirmeye zorladı. Avrupa ve Amerika Birleşik devletlerinde artan tehdite karşılık, havaalanlarında güvenlik önlemleri sıkılaştırıldı. Hükümetler, ülkelerinde yaşayan Müslüman gençlerin radikalleşmesi tehlikesinden bahseder oldular. Orta Doğu’da bir taraftan sınırlar yeniden şekillenmeye yüz tutarken, bir yandan da ittifaklar değişti. . Eski düşmanlar, amansız rakipler, militan cihatçıların ilerleyişini durdurmak için aynı saflarda yeralmaya başladılar.

Buna karşılık, hem bölgede hem de batıda, sivil toplum ve medya, radikal İslamcılığı tartışırken, siyasi doğruculuk ve utangaçlığı hala bırakamadı.

Açıksözlü ve dürüst yorumlarda bulunan istisnai isimler bir yana, yapılan analizlerin büyük bölümünde, karşı karşıya bulunulan durumu ‘batılıların geçmişte işledikleri suçlar ve yaptıkları hatalar’ çerçevesinde açıklama eğilimi ağır basıyor.

Tabii ki, yorumcuların hükümetlerinin geçmiş politikalarının hatalı yanlarını hatırlatmaları ve eleştirmeleri çok normal. Hemen her radikal İslamcı grup, bir ya da daha fazla devletten kaynak ve yardım aldı. Taliban, El Kaide, Eş-Şebab, Boko Haram ve IŞİD gibi hareketlerin şimdi tehdit ettiği ülkelerin bir kısmı, geçmişte bizzat bu grupları besleyenlerdi. Düşmanlarına zarara vermek için radikal İslamcıları kullanma taktiğine başvuran siyasi liderlerin sorgulanması ve hesap vermeye zorlanması şart.

Ancak, İslamcı şiddetin sorumluluğunu sadece Amerika Birleşik Devletleri ya da İngiltere gibi ülkelere yüklemek, olmayan komplolar arayıp, işlenen insanlık suçlarına mazaretler yaratmak saflığın ötesinde ciddi bir hata.

Tanık olduğumuz vahşeti, tecavüzü, başka inançlardan olan ya da inanmayanlara yapılan eziyeti, Müslümanlara yapılan ayrımcılık, baskı ve saldırıların kaçınılmaz sonucu’ diye açıklamakla yetinenler, hala kayda değer sayıda.

Kimileri de, ‘Uganda ve Sudan’daki Tanrının Direniş Ordusu (Lord’s Army ) ne kadar Hristiyanlığı temsil ediyorsa, IŞİD de o kadar Müslümanlıkla bağlantılı’ ‘şiddetin dini, ideolojisi olmaz’ tezini ısıtıp ısıtıp ortaya atıyor.

Militan İslamcı hareketlerin küresel boyutlarını ve etkisini, insanlığa karşı işledikleri suçlar aynı ölçüde kınanmaya değer olsa da, Ugandalı asi Hristiyan hareketle kıyaslamak, son derece saçma. The Times gazetesinde son günlerde yazdığı bir makalede, İngiliz yorumcu David Aaronovitch, söyle diyordu:

“Birkaç gün öncesine kadar IŞİD diye bilinen, kendini halife eden İbrahim’in ordusu İslam Devleti’ne karşılık gelen başka bir dini kimlikli hareket yok yeryüzünde. Boko Haram’ın bir Hristiyan versiyonu da bulunmuyor. Pakistan’ı altüst eden , militan komünistler değil, son on yılda 50 bin insanı öldüren yerli Taliban ve diğer İslamcı aşırı güçler. Müslüman olmayan başka hiç bir ülkede din değiştirdi diye insanların cezalandırılması, dine hakaret etti diye ölüm cezasına çarptırılması sözkonusu değil. Aşı yapan sağlık görevlilerini Yahudiler öldürmüyor; oy kullandı diye insanların parmaklarını kesen Baptist Hristiyanlarla karşılaşılmıyor.”

Radikal İslamcılık, iyi düşünülmiş, planlı ve dikkatle hayata geçirilen bir proje. Cihatçılar, modern teknolojiyi ve medyayı son derece zekice kullanıyor. Ölümcül silahlara ve çok miktarda paraya sahip olabiliyor. Daha da önemlisi, dünyanın hemen her köşesinden sempatizan ve militan devşirebiliyor.

Eylemlerinin, her dinden ve ulustan insan için uzun erimli güvenlik sonuçları olmasi kaçınımaz. Ancak, radikal İslamcılığın Müslümanlar için ortaya attığı sorular, sadece güvenlikle sınırlı değil. Ciddi teolojik tartışmaları da beraberinde getiriyor . Müslümanların bu konuları herkesten daha fazla ve yüksek sesle, dürüstçe tartışması lazım. Radikal İslamcılığı ‘gözü dönmüş bir avuç kişinin eylemi’, hilafet ilanını ‘ bir kendini bilmezin işi’ olarak nitelemek, artık dünyanın geri kalanını tatmin eden bir açıklama değil.

Kaldı ki, radikal İslamcılık, sadece cinayet ve talandan ibaret değil. Dünya çapında her Müslümanın üzerinde düşünmesi ve kınaması gereken diğer uygulamalar da var. Çatışmalar sırasında kadınlara yönelik cinsel şiddet, diğer zamanlarda baskı ve ayrımcılık, kız çoçuklarının okula gönderilmemesi, erken yaşta evlilik kisvesi altında kızların cinsel istismarı, kültürel zenginliklerin ve anıtların tahrip edilmesi , Müslüman olmayan azınlıklara yönelik baskı ve saldırılar, yolsuzluklara ve insan hakları ihlallerine gösterilen tolerans gibi.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:

http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × 1 =