Mücadele arkadaşları Çubukçu ve Yalçıner Denizler’i anlattı

PAYLAŞ
Arif Bektaş,Denizlerin mücadele arkadaşları Aydın Çubukçu ve Mustafa Yalçıner ile Londra’da 3 fidanı konuştu

Evrensel’den Arif Bektaş  Londra’da Denizlerin mücadele arkadaşları Aydın Çubukçu ve Mustafa Yalçıner ile Londra’da 3 fidanı konuştu…

ARİF BEKTAŞ / EVRENSEL – Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan… 3 fidanın darağacına gönderilişinin bugün 45. yılı…

Denizlerin mücadele arkadaşları Aydın Çubukçu ve Mustafa Yalçıner ile Londra’da 3 fidanı konuştuk; Denizler, bugün hâlâ özellikle gençler içinde çok güçlü etkiye sahipler.. Peki bunca yıl geçmiş, neden? Aydın Çubukçu diyor ki “Denizlerin mücadelesinin sempatiyle karşılanması olağandı. Halkın bir umudu vardı, kendi adına mücadele eden insanların umuduyla da bu kesişiyordu.”

Denizlerin idam sehpasında bile geriden gelenlere mesaj bıraktığını söylüyor Mustafa Yalçıner. Peki bu mesaj neydi?: “Hile, hurda, zorbalık. Şimdi bunlar geçerli. Tıpkı geçmişte olduğu gibi. Bütün bunlara hayır demeyi bilmek, yenilgiyi kabul etmemek, sonuna kadar gitmek. Geri çekilmek, sinmek, kopmak, arkasını dönüp kaçmak değil!”

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin üzerinden 45 yıl geçti. Bugünden bakınca ’68’i ve Denizleri nasıl görmeliyiz?

Mustafa Yalçıner: ’68’i öncelikli olarak herkesin ayakta olduğu bir dönem olarak görmeliyiz. Ayakta olmak ve istemek. Ama istediğini almaya çalışırken önce karşıda durana, düzene yüksek sesle bir “hayır” demek. “Ben karşıyım” demek, “bu kötü” demek, “biz kötüyü istemiyoruz, halk kötüye layık değil” demek. Ve iyi diye kafamızda canlandırdığımız, özlediğimiz yaşanılır bir dünyayı var etmek için, her şeyi bir tarafa bırakarak değiştirmeyi istemek demek.

Tabii, biz o zaman da sosyalistiz diyoruz, sosyalizmi istiyoruz, sosyalizm diye çıkıyoruz ortaya. Değiştirmeyi istediğimiz şey, şimdi de biliyoruz, o zaman da kafamızda öyle: Kapitalizm. Şunlar ayrıntı; nasıl değiştireceğiz, ne kadarını değiştirdik, doğru mu düşündük, yanlış yoldan mı, doğru yoldan mı gittik? Şimdi bunların hepsi tartışılabilir. Hele üzerinden  yıl geçtikten sonra, bu konularda söz söyleyenler çoktur.

Biz belki geriye kalanlar içinde bir avuç insan olduk. En iyilerimizi aramızdan aldılar. Deniz, Yusuf, Hüseyin aramızdan alınıp idam sehpasına götürüldüler. Daha iyisini yapabilir miydik? Kuşkusuz. Bugünden bakınca, Bir çok kişi “Şunlar da yapılabilirdi” diyecektir.
Ben 70’te 20 yaşındaydım. Deniz benden üç yaş büyüktü. Yusuf ve Hüseyin bir yaş büyüklerdi benden. Şimdi herkes etrafındakilere bakabilir. 18-20 yaşında gençler nerede ne kadar sorumluluk alabiliyor? Özlemleri, istekleri neler, buna bakmak gerek. İstedikleri şeyin haklı ve meşru olup olmadığına. Ancak bunlara bakılarak, doğru ya da yanlış yaptılar denebilir.

İstediğimiz yalan mıydı? Şu yaşadığımız an, en az bir milyon çocuğa Deniz isminin verildiğini biliyoruz. Şurada bir tartışma olmadığını, olmayacağını sanıyorum: Halk, kendisi için yola düşenleri, kendisinin iyiliğinden başka hiçbir şey istemeyenleri, onlara bir çöp bile zarar vermekten kaçınanları bağrına bastı, yüreğinde yaşattı. Hâlâ yaşatmayı sürdürüyor. Çocuklarına isimlerini taktı, onları yüceltti, efsaneleştirdi. Yere göğe sığdıramadı.

Aydın Çubukçu: Elbette Denizlerin halk tarafından bu kadar benimsenmesi ve sevilmesinin belli bir sebebi vardır. Halkın umutlarıyla onların umutlarının kesiştiği bir nokta. Asıl önemli olan bu. Onlar mücadele ederlerken pasif, içine kapanmış ya da ne yapacağını bilmeyen bir halkın içinde hareket etmiyorlardı.

Hem dünya çapında ve hem de Türkiye çapında, o günlerde, işçi emekçi yığınlarının önemli mücadeleleri vardı. Dünya, bir yandan emperyalizme karşı savaşan halkların dünyasıydı. Türkiye’de de işçi ve emekçi hareketi son derece önemli gelişmeler gösteriyordu. O zamanlar Türkiye’nin yüzde 60’ı kırsal nüfustu, yani köylülerin çok ağırlıklı bir rolü vardı sosyal hayatta ve bu emekçi köylü yığınları, üretici köylülük, pek çok alanda kendi haklarını savunmak için ciddi mücadeleler veriyor ve örgütlü hale geliyordu. İşçi sınıfı zaten büyük kentlerde çok ciddi bir mücadele sürdürüyordu. Fabrika işgalleri, boykotlar, ardı arkası gelmeyen grevler ve kitlesel mücadelelerle işçi sınıfı da toplumsal muhalefet içindeki yerini önemle gösteriyordu.

Şimdi böyle bir ortamda, gerek dünyanın gerek Türkiye’nin koşullarında, Denizlerin mücadelesinin sempatiyle karşılanması olağandı. Halkın bir umudu vardı, kendi adına mücadele eden insanların umuduyla da bu kesişiyordu. Tabii yöntemler ayrıca tartışılabilir, bunlar eleştirilebilir, eleştirilmiştir de. Ama Denizlerin mücadelesini kabul eden, ona sempatiyle bakan yığınların ruh durumunu anlamak lazım. Bu mücadele isteği, özgürlük duygusu, daha iyi bir dünya için mücadele edilebilir olduğuna inanmak ortak duyguydu. Geçmişe bakınca Denizler için halkın efsaneler yarattığını, ağıtlar yaktığını, onları belki de olmadıklarından çok daha etkili ve büyük devrimciler olarak anılarında sakladıklarını görebiliyoruz. Bunun sebebi, doğrudan doğruya aynı umutları, aynı özlemleri duymuş olmaları ve mücadele gereğini birlikte hissetmeleriydi.

Mustafa Yalçıner
Mustafa Yalçıner

BU DÜZENE KARŞI MÜCADELE ETTİLER, BU HAYALCİLİK MİDİR?

Bir yandan Denizlere sahip çıkan, ’68’li olmaktan gurur duyan ve aynı zamanda da, ’68 hareketini ve Denizleri yer yer “hayalcilik”le eleştirenler de oldu. Ama halkın yüreğinde hiç bir zaman Denizlerin sevgisi azalmadı. Daha da özlem duyuluyor. Bunu neye bağlıyor sunuz?

Mustafa Yalçıner: O gün başka şey yapmak, başka türlü davranmak, bir başka yoldan yürümek gerekebilirdi. Ama temel tutumları, temel duruşları, bu tartışılamaz! İçinde yaşadıkları düzeni, bugün de çok farklılaşmayan düzeni, bu haksızlıklar, kötülükler, adaletsizlikler düzenini kabul mu etselerdi? Sessiz mi kalsalardı?

Ya da başta Amerika olmak üzere, emperyalistler talana geliyorlar, 101 üs kuruyorlar, ülkeye kendi çıkarlarını ve bu çıkarlar doğrultusundaki politikalarını dayatıyorlar. Buna karşı, örneğin “Bağımsız Türkiye” istemeseler miydi? Tıpkı haksızlık, adaletsizlik ve eşitsizlikleriyle, bugünkü Türkiye’de olması gerektiği gibi, baskı ve zorbalığa karşı, “Gerçekten demokratik Türkiye” demeseler miydi? Bunu istemeseler miydi?

Bu düzene karşı tutum aldıkları için ve tutum almakla kalmayıp değiştirmek için mücadeleye yöneldikleri için, halklara mücadele çağrısı yaptıkları için Denizler yüceltilmiştir. Bu yanlış değildir. Bu tutum doğrudur. Karşı çıkmak ve değiştirmeyi amaçlayarak mücadele etmek. Üstelik bunu uzlaşmadan, “şunlarla yetinilebilir, şu şu reformlar kafidir” demeden, iyileştirmelere eyvallah demeden, iyileştirmeleri bütünüyle reddetmezken, “Hayır emperyalistlerin olmadığı demokratik bir Türkiye’de yaşamak istiyorum, bu düzenin değişmesini istiyorum” fikri ve pratiğini savunmak ve buradan yürümek-bunlarda bir yanlışlık yoktur. Bunlar, sadece “hayali midir, değil midir” tartışması yapılacak şeyler de değildir. Bunlar tamamen gerçektir. ’68’in asıl gerçeği budur.

Aydın Çubukçu
Aydın Çubukçu

İNİSİYATİF KULLANMAYI BİLİRDİ

Aydın Çubukçu: ’68’li olmak, bugün oldukça değişik şekillerde anlaşılabiliyor. Olumlu ve saygın bir ’68’lilik algısı var. Bu, Denizlerin temsil ettiği ’68’liliktir. Deniz bu hareketin simgesidir. Diğer devrimci önderlerle kıyasladığımız zaman, elbette Mahir de, İbrahim de, onlarla birlikte Kızıldere’de ölenler, idam sehpalarında can verenler, bunlar da ’68’liydi ama hepsini ortaklaşa simgeleyen Deniz olmuştur. Bu Deniz’in kişiliğinde kendisini gösteren mücadeleci gençlik imgesidir. Fakat Deniz’de fazla olan bir şey vardı. Deniz inisiyatif kullanmasını bilen ve kitleleri harekete geçirirken işin nereden ve nasıl kavrayacağını pratik olarak çok çabuk kestirebilen bir gençlik önderiydi.

İki özelliğinden söz etmek istiyorum. İnisiyatifin yanı sıra kitleleri yönetmek, kitle eylemlerini nereye kadar ve nerede kesebileceğini bilmek gibi çok üstün bir özelliği vardı. Şöyle söyleyebiliriz; Deniz’in önderlik ettiği kitle hareketlerinde öğrenci gençlik asla polise ezdirilmemiştir. Kavgayı nerede keseceğini, ne zaman geri çekileceğini bilir, ertesi gün daha büyük bir kalabalıkla mücadeleyi sürdürebilmek için onları motive edebilirdi. O meşhur el kol hareketleriyle kitleleri arkasından sürüklerken nereye kadar ve ne zaman durdurabileceğini bilen bir adam, bilen bir gençlik önderi olarak hareket ederdi. Bu, onun arkasından insanların sürekli artan sayıda eylemlere gelmesinin başlıca sebeplerinden biriydi. Deniz kuşkusuz bir kitle önderiydi.

ÇABUK VE ETKİLİ ÇÖZÜMLER BULMAK

Bir diğer özelliği ise; pratik zekasıyla ilgili bir şey bu. Mesela çok ünlüdür, Boğaziçi sularına 6. Filo erlerini döktükleri zaman, meydandan oraya kadar giden yolun başında, tereddüt eden, nereden gideceğiz, gidecek miyiz, ne yapacağız, burada protesto edip dağılacak mıyız diye sorular ortada dolaşırken Deniz, arkadaşlarının omuzlarına fırlamış ve Nâzım Hikmet’in o güneşi zapt edeceğiz dizelerini içeren şiirini okumuştur. “Akın var akın, güneşe akın, güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın” deyip yolu göstermiştir ve bütün o gençlik kitlesi koşarak Dolmabahçe’ye inmiş ve 6. Filo erlerini denize dökmüşlerdir. Orada tereddüt yoktur, yani Deniz tereddüt ermemiştir. Bir başka tipik örnek; Vedat Demircioğlu adlı bir öğrenci, polis tarafından yapılan bir yurt baskınında öldürüldüğünde bütün öğrenci kitlesinde, on binlerce insanda büyük bir öfke patlaması olmuştu. Bir cenaze töreni yapılacaktı, fakat polis cenazeyi vermedi. Orada Deniz’in pratik zekası devreye girdi. Boş bir tabut bulundu ve onun arkasından yüründü. Herkes bilir, bu boş bir tabuttu. Ama mücadeleyi ilerletebilecek, kitleleri sürükleyebilecek bir simge lazımdı ve Deniz orada onu yaratmayı başarmıştı. Önemli olan, tabutun boş mu dolu mu olduğu değil, o gencin öldürülmesine duyulan tepkinin nasıl seferber edilebileceğiydi.
’68’li olmak biraz budur. Yani mücadelenin sorunlarına inisiyatif kullanarak çabuk ve etkili çözümler bulabilmek. Yoksa işte bugün bakıyoruz, en gerici, milliyetçi sloganlarla kendilerini politika yapıyor gibi gösteren kimileri de ’68’li olduğunu söylüyorlar. Hükümet kuyrukçuluğu yaparak, hükümetin savaş politikalarına destek vererek… Bunları vatan savunmasının bir parçasıymış gibi göstererek kendilerinin ’68’li olduğunu söyleyenler var. Boş palavralarla, gericilikle uzlaşarak, gericiliğin değirmenine su taşıyarak ’68’lilik olmaz ve böyle bir hareketin içinde Deniz’in adını kullanmak düpedüz sahtekarlıktır, alçaklıktır.

DENİZLER HAYATTIR, HAYAT DEVRİMDİR

Özellikle idam sehpasına gidilirken atılan sloganlar: “Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Bağımsızlık Mücadelesi”, “Kahrolsun Emperyalizm.” Bugün de baktığımızda, ülkemizde yaşanan sorunlarla benzerlik teşkil ediyor…

Aydın Çubukçu: Değişmiyor. Yani koşullar o kadar ağır ve köklüdür ki; ancak bir devrimle değişebilir bu koşullar, bu sloganlardan vazgeçmemiz ancak devrimle mümkün olacaktır. Dolayısıyla aradan geçen bu 45 yılda, bunların eskimesini sağlayacak herhangi değişim yaşanmadı.

Mustafa Yalçıner: Deniz’in son sözlerine bakalım; “Yaşasın işçiler ve köylüler” diyor. “Yaşasın devrimciler” demiyor. Müthiş bir halk sevgisi ve halka güven. Aslında orada özneyi söylüyor. İşçi sınıfı diyor, işçiler diyor, köylüler diyor. O dönem nüfusun yüzde 60’ı köylü, ihmal edilir gibi değil. Ama altını çiziyor, işçiler diyor. Burada kalmıyor. Biz laf olsun diye işçiden söz etmiyoruz. “Yaşasın Marksizm ve Leninizmin Yüce İdeolojisi” diyor. Bu işçi sınıfı ideolojisidir. Bundan sonra, “Şurası yanlış mıydı, burası doğru muydu?” tartışması anlamsızlaşıyor. “Yanlış varsa düzelt” demektir. “Marksizm-Leninizmi rehber al” demek bu. Deniz bunu söyleyerek gitti. “Marksizm-Leninizmin yüceliğini bil” diyor. Bize mesaj bırakıyor. Geriden geleceklere söylüyor bunu. Bilimsel sosyalizm yolunda yürüyün, diyor. Bilimi söylüyor, kardeşine de yazdı zaten, “bilim adamı ol” diyordu. Deniz’in söylediği budur.

Diğerleri daha politik: “Kahrolsun Emperyalizm”, “Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Bağımsızlık Mücadelesi”… Politik mücadeleyi tanımlıyor. Hangi aracın kullanılacağı, yöntemler, taktikler vb. gerçekten ikincildir Denizleri anlamaya çalışırken. Asıl halka bağlılık, halkın kurtuluşu isteği, kendi çıkarlarını halkın çıkarlarıyla birleştirmek, halkların kurtuluşu için var olmak, işçi sınıfının kurtuluşuna yönelmek, Marksizmi kılavuz kabul etmek, düzeni değiştirme mücadelesi, devrim, Denizleri Denizler yapan bunlardır ve bunlar bugün hâlâ geçerlidir.

Şimdi yüzde 51-49 deniyor. Hile, hurda, zorbalık. Şimdi bunlar geçerli. Tıpkı geçmişte olduğu gibi. Ama bütün bunlara hayır demeyi bilmek, yenilgiyi kabul etmemek, sonuna kadar gitmek. Halktan yücesini de kabul etmemek, sürdürmek. Geri çekilmek, sinmek, kopmak, arkasını dönüp kaçmak- Denizler bunlar değil. Karşı çıkmak, düzeni değiştirmek istemek ve mücadele etmek ve bunda ayak diremek, uzlaşma kabul etmemek.

Ölümmüş; “Hoş geldin sefa geldin” demeyi de bilmek. Hayat böyle bir şey zaten. Denizler hayattır, hayat devrimdir, devrimcidir.

CEVAP VER