Mumcu: Demokrasinin başına 2 bela sarıldı

Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yaşananları eleştirerek, “Demokrasinin başına iki belayı birden sardılar. Bir tanesi, TSK bildirisiyle demokrasinin üstüne düşen askeri vesayet gölgesi, diğeri; 367 kararıyla, Anayasa Mahkemesi kararıyla parlamentonun üstüne düşen mahkeme kararı gölgesi…” dedi.


Mumcu, partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nın Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilen il kongresinde yaptığı konuşmada, partilerinin Türkiye’nin kaderini tayin ettiğini söyledi.


Mumcu, “Eğer bir siyasi partide, siyasi kadroda ufuk yoksa, vizyon yoksa, sağduyu yoksa, hırs ve ihtirası bastıracak uzlaşmayı öne çıkaracak bir sağduyu yoksa, 350 değil 550 de verseniz gidebilecekleri bir adım yol yoktur. 350 kişilik, 360 kişilik sayıyla geldiler. ‘Yasakları kaldıracağız’ diye geldiler. Sadece bir tek yasağı kaldılar. Tayyip Erdoğan’ın şahsi yasağı” diye konuştu.


Partisinin 2 yıldır ‘cumhurun başını cumhur seçsin’ dediğini ifade eden Mumcu, “2 yıl boyunca bizi görmezden geldiler, ama 2 sene sonra tıpış tıpış ayağımıza geldiler” dedi.


Mumcu, geldiklerinde daha adaylarının belli olmadığını da dile getirerek, şöyle devam etti:


“Bize ‘Meclise girecek misiniz, girmeyecek misiniz’ dediler. Kim aday belli değil. Ben sana neyin garantisini vereceğim? Ben senin stepnen miyim, ben senin yedek lastiğin miyim? 354 sandalye ile yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Ülkeyi bir gerilime sürüklediler. Sonra tıpış tıpış dediğimize geldiler; ‘Cumhurbaşkanını halk seçsin’…”


“BUNU KÖR OLAN GÖRÜRDÜ”


“Şimdi gelinen noktanın Anavatan Partisi’nin vizyonu olduğunu” savunan Mumcu, şöyle konuştu:


“Keşke bu noktaya 2 yıl önce gelinseydi. Bugüne kadar ödenmiş bedellerin hiçbirisi ödenmezdi. Demokrasinin başına belaya sokmayın diye söylenebilecek her şeyi söyledik. Sonra çıktılar, milletin başına 2 belayı birden sardılar. Demokrasinin başına iki belayı birden sardılar. Bir tanesi, TSK bildirisiyle demokrasinin üstüne düşen askeri vesayet gölgesi, diğeri; 367 kararıyla, Anayasa Mahkemesi kararıyla parlamentonun üstüne düşen mahkeme kararı gölgesi…. İkisini de düşürmesinler diye elimden gelen her şeyi yaptım.


Öngördüklerimiz bir bir gerçekleşince utanmadan, bir kampanya başlattılar. ‘Önceden haberi vardı’ diye. Be eblehler, sizde akıl yok diye bizde de olmayacak mı? Aklı olan, izanı olan, demokrasiye karşı namuslu bir sadakati olan bunu görmez mi? Bunu kör olan görürdü. Bu ülkeyi bu duruma, bu iktidar ve onun ortağı ana muhalefet getirmiştir. Buradan ilan ediyorum; ey millet AKP ve CHP’nin oyunlarına kanmayın. Bunlar birbirlerinin ortağı. Bunlar madalyonun iki yüzü. Bunlar bu ülkenin kamplaşmasının, kutuplaşmasının sorumlusu. Gelin birleşin, gelin kucaklaşın, gelin barışın. Bir insan hem dindar hem laik olur, bir insan dinine de Cumhuriyetine de bağlı olur. Bir insan bugününü de geleceğini de sever. Bu kamplaşma, kavga tuzağına düşmeyin. Biz bunlara söyledik. Şimdi önceden haberimiz vardı demeye getiriyorlar. Ahlaksızlığın pek çok numunesini gösterdiler, bir numunesi de bu. Bunlar ‘önceden haberi vardı’ lafını deyince kulağımıza bazı şeyler geldi. Meğer kendilerinin haberi varmış. Devekuşu gibi başını kuma gömmüşler. Daha doğrusu haberleri olmuş ama anlamamışlar. Anlamak için zihin lazım. Anlamak için nefsini bastırmak, aklını dinlemek lazım. Aklıselimi dinlemek lazım.”


“MAĞDURİYET DEĞİL, MUHTERİSLİK”


“Meclis’in 3’te 2’si AKP’de değil mi? Meclis Başkanı AKP’de, Hükümet AKP’de, Başbakan AKP’de, onbinlerce atanmış partizan memur AKP’nin emrinde” diyen Mumcu, şu görüşlere yer verdi:


“Hala bir tek bir yer kalmış memlekette, Cumhurbaşkanlığı, onu da ele geçiremeyince mağdur olmuş oluyorlar. Gözünü seveyim ben böyle mağduriyetin. Ona mağduriyet demezler, muhterislik derler.   Bunların ne gözü doyuyor, ne karnı doyuyor. Hani yasakları kaldıracaklardı, yolsuzları kaldıracaklardı. Şeytanca oyunlarla bütün yolsuzlukları bir şekilde yargıdan kaçırmayı başarıyorlar. Ama her gecenin bir sabahı vardır. Gün gelir bu yolsuzlukların hesabı, bu yetim malı yemenin hesabı AKP’den de, onun müteahhit mücahitlerinden de sorulur. Burunlarından fitil fitil getirilir.


Bana ve arkadaşlarıma mesaj gönderiyorlar. Diyorlar ki; alnı secdeye değmiş, dindar bir adam cumhurbaşkanı olacakmış, ben de buna mani olmuşum. Benim bildiğim din ve dindarlık güzel ahlaklı olmaktır, helali haramı bilmektir, emaneti ehline vermektir, yetim hakkı yememektir. Ben vicdani kanaatimle diyorum ki; bu adamlar ve bunların adaylarının hiçbiri ehil değildir. Emaneti ehline vermekse kural, bu adamlar emanete ehil değildir. Ben vermedim, milletim de vermemelidir.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.