İ n a n m a y ı n !

Soruya verilen yanıtlara göre, siyasi kulvarda henüz AKP’nin önünde, halk tarafından benimsenen, yani umut olarak görülen bir parti yok.


Katılımcılara yöneltilen bir başka soruda ise; “sizce en güvenilir kurum kim?” diye sorulmuş; soruyu yanıtlayanlarca durum şöyle; yüzde 64.2 ile Cumhurbaşkanı birinci sırada yer alırken, yüzde 61.9’la ikinci sırada AKP bulunuyor.


ANAR,  anket sonuçlarını bu şekilde belirlemiş (Akşam- 27.112005). Firmaya tespitlerinden ötürü hayır siz yanılıyorsunuz gerçek öyle değil diyecek durumumuz yok.. Sonuca katılan katılır, katılmayan da katılmaz. Ancak, anket sonuçlarını basına AKP mi aktardı yoksa ANAR’ mı bilmiyoruz.


Gelelim şimdi konunun analizine…


Doktorun hastaya koymuş olduğu tanı, her zaman doğru mudur? Ya da bir başka söylemle, “doktorların koymuş oldukları tanılara hastalar inanmak ve güvenmek zorunda mıdırlar?” Doktoruna güvenen tanısına inanır, güvenemeyen de inanmamakta da serbesttir tabi. Kimsenin bir şey diyecek hali yok.


Spor müsabakasında hakemin vermiş olduğu kararlara oyuncular uymak zorunda iken, seyircinin de kararları benimsemesi ve doğru bulması zorunlu mudur?.. Tabi ki böyle bir şey de olamaz.


Diyelim ki, bir başka kamuoyu şirketi yarın ayni konuda bir araştırma yapıp sonuçları çok değişik şekilde ilan etmiş olursa durum ne olacak? Hangi şirketin araştırmasının doğruluğuna inanılacak?


Nitekim böyle durumlara çok sık tanık olunmuştur.. Geçmişte her seçim öncesi yapılmış olan kamuoyu anketlerini hatırlayın, ne büyük farklılıklar göstermişti. Ya da kesin sonuçlarla, kimi kamuoyu şirketlerinin tahminleri arasında ki farklılıkların şaşırtıcı ölçüde sapmalar göstermiş olduğunu unutmak mümkün mü?


Gelelim şimdi yaşanan gerçeklere… Halep ordaysa arşın burada. Halk artık AKP’den memnun değil. Çünkü beklediklerini bu parti de bulamadı. 3 kasım 2002 seçiminde, zamanın iktidar ve muhalefet partilerine karşı duymuş olduğu nefret, AKP’yi tutunacak dal, “umut” haline getirdi. Aman eskiler gitsin de kim gelirse gelsin isyanı içerisinde ki halk, çaresiz lideri karizmatik yeni ve denenmemiş parti, AKP’ye sarıldı.


Aradan üç yıl geçti. İktidar dördüncü yılının içerisinde. Köprülerin altından çok sular geçerken Umulan dağlara lapa lapa kar yağdı. Halk ölümü görüp sıtmaya razı olmanın faturasını ağır ödedi. ANAP, DYP, DSP ve MHP gitti ama, büyük umutlarla iktidara getirilen AKP, ne gariptir ki onlardan bazılarını yeniden aratır oldu.


Altını çize çize söylüyoruz ki; işsizliği yenemeyen hiçbir iktidar ne yaparsa yapmış olsun, başarılıyım diyemez! Ülkede işsizlik azalmıyor tam tersine artmaya devam ediyor.


Bunlar bizim yargılarımız, bir de başkaları ne diyor ona bakalım.


“İşsizlikten sonra, son üç yılda 80 yıldaki döviz açığı rekorunu kırdık. 1923’ten 2002’ye kadar 57 milyar dolar döviz açığı veren Türkiye, 2003-2005 yılları arasında 47 milyar dolar açıkla yeni bir rekora imza attı.


Toplumsal bunalım geçiriyoruz! peşpeşe yaşanan ekonomik krizler, geçim sıkıntısının had safhaya ulaşması, kredi kartı faizlerinin yüksekliği gibi sorunlar yüzünden korkulan oldu ve halk sosyal patlamanın eşiğinde… Kötü yönetim, artan vergi, yüksek faizler, hayat pahalılığı, özelleştirmeye bağlı artan işsizlik, insanların gelecekleri ile ilgili umudunu yok ederek karamsarlık, telaş ve dolayısıyla suç girdabının içine itiyor…  3 kişiden birinin psikolojisi bozuk…”


Buyurun ANAR Kamuoyu Araştırma Şirketi’nin söz konusu anketinin basında yer aldığı gün, genel basındaki bir gazetemizin manşet haberi aynen böyleydi. (Gözcü – 27 Kasım 2005 ).


Peki ne oldu, halkın yüzde 60’ı AKP’yi beğeniyordu? Anketin doğru olduğuna daha doğrusu doğru yapılmış olduğuna bu durumda nasıl inanalım? Bize göre de, halk ne AKP’den, ne de içinde bulunduğu yaşam koşullarından hiç mi hiç memnun değil.


Şu son iki üç senedir yaşanan hırsızlık, kapkaç , soygun, intihar, şiddet… vs. olaylarını geçmişte bu derece ürkütücü boyutlarda olduğunu görüp yaşadınız mı?


Ömrümüz yarım asrı aştı, bu zaman içerisinde hanemizde hırsızlık nedir bilmezken, AKP iktidarının daha da artırmış olduğu açlar ordusu yüzünden,  sayıları belki milyonlara varan kurbanlar içerisine biz de girdik.


Evimiz üç kadar ay önce “sayın hırsız beyler” tarafından soyuldu. Olaydan sonra evimize tespite gelen polisler, ailemize geçmiş olsun derken, teselli olarak, ayni gün bir başka vatandaşın kasasıyla birlikte 50 milyar lirasının çalındığını dile getirince; “hırsız beylere” karşı mahcup olduğumuzu anladık. Çünkü o rakamın ellide birini bile bizim fakirhanede bulamadan boş yere mesai yapmış oldular. Böyle bir ortamda sade vatandaşın evinde milyarla söylenen para olur mu? 


Konu biz değiliz.
Ne büyük acılarla canı yanmakta olan insanız var. Konu onlar!
İnsanlar aç! Evet resmen açlar! İş yok, gelecek umut ve güvencesi yok, işi olanların her gün işten atılma korku ve kabusları yaşadığı bir ülkede toplumda ahlak, huzur ve birbirine saygı kalır mı?


Görünen köy ortada iken, Kamuoyu araştırma şirketlerinin anketlerle klavuzluk yapmalarına ne gerek var ki? Her şey ortada. Hangisine inanalım? Olayları bizzat yaşayarak, görerek ve gözlemleyerek ortaya çıkardığımız sonuçlara mı yoksa kamuoyu anketlerinin çoğu zaman birbirlerinden farklı ortaya koymuş olduğu rakamlara mı?


Netice olarak:


İktidarın dördüncü yılında… Halk ne yazık ki,  yine perişan ve yoksulluk içerisinde! Yine geçmişteki kötü kaderiyle başbaşa kalmış olmanın pişmanlığını yaşamakta! 
Umutsuzluk, işsizlik, güvensizlik, sahipsizlik, parasızlık… seçimden dört yıl sonra, Kasım 2005 Türkiye’sinin hazin fotoğrafı olarak karşımıza çıkıyor.


burhanaozbey@yahoo.com


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seventeen + 11 =