Nazım Hikmet öcü mü?

Bu hükümetin hiç bir zaman kültür sanat siyaseti olmadı dersek haksızlık mı etmiş oluruz?
Biz, bu hükümetin kültür ve sanata yönelik hiç bir olumlu adım atmadığını söylersek yanılır mıyız?
Gelin geriye dönük siyasetlerine bir bakalım.
Geride kalan altı yıl içinde Kültür ve Turizm Bakanlığı makamına iki bakan geldi.
Birincisi Atilla Koç
İkincisi Ertuğrul Günay.
Birincisi devamlı uyuyordu.
Hem uyuyor ve hem de sanatı katlediyordu.
Koç gibi geldi.
Uyuyarak gitti.

İkincisi, yani Ertuğrul Günay eski solcu.
Solcunun da ötesinde.
Gençliğinde Mao’dan Lenin’e  uzanan ideolojilerin göbeğinde at oynattığı söylenir.
CHP ve DSP’de tutunamayanlardan.
Ama kendisini, hakkı verilmeyen ve ezilmiş solculardan addediyor o başka.
Şimdi ise dini referansı yüksek sağcı, hatta  sağın ucundaki bir partide bakan koltuğunda.
Ertuğru Günay Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’le zaman zaman çatışır ama bu bence göstermelik.
Biz bu Melik Gökçek’in Ankaralı bir heykeltraş ve yaptığı nü figüre karşı verdiği tepkide “Ben böyle sanatın içine…” diye başlayan kültür (!) anlayışının da tanığı olduk.
Heykelleri bodrumlara hapsetmesine de (!)
AKP’nin sanat ve kültür denince, inançlarına ters gelme ihtimali açısından bunlardan korktuğuna inanırız.

Ama Bakan Günay’ın Nazım Hikmet Oratoryosunu Franfurt Kitap Fuarı’na götürmekten korkacağını beklemezdik.
Dünyaya mal olmuş, tek ve benzeri hala çıkmayan şair Nazım Hikmet’ten niye korkulur ki?
Üstelik dünyaca ünlü Fazıl Say’ın bestelediği Nazım Hikmet Oratoryosu için bir yıl önce “Nazım’ın oratoryosunun Frankfurt’ta götürülmesi büyük fırsat” diyen bakan Günay’ın 15 Ekim’den bir hafta önce (U) dönüşü yapıp bu proğramı iptal etmesine ne demeli?
Bakan bey, Oratoryonun bestecisi Fazil Say’a, bu eserdeki dev şairin şiirlerini okuyan büyük sanatcı-tiyatrocu Genco Erkal’a, şiirlerin koristi, tanınmış sanatcı, tiyatrocu ve şarkıcı Zuhal Olcay’a bu konseri iptal ettiği haberini dahi vermiyor.

Yerine, ünlü besteci Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu’nun Franfurt’a götürülmesine karar veriliyor.

Nedeni, Fazıl Say’ın Nazım oratoryosundaki kadronun geniş olması, masrafının karşılanamaz durumda görülmesi.
Oysa Moskova’ya götürülürken kadro aynıydı.
Masrafaları aynıydı.
Ama sıra Franfurt’a gelince para hatırlandı nedense…

Anlaşılıyor ki, bu olayda para-mara mazereti geçerli değil.
Türkiye’nin tanıtımı için ancak yüzyılda bir çıkan  fırsatı bir bakanın para nedeniyle kaçırması akla ve mantığa sığmaz.

Bakan ve çatısı altında bulunduğu partisi AKP, her zaman olduğu gibi hala Nazım Hikmet’ten korkuyor.
Başbakanından, bakanlarına kadar, en alttaki bürokratına kadar hepsi hala Nazım Hikmet takıntısını üzerilerinden atamamışlar.

Ben bu konser iptalini fazla önemsiyorum galiba.
Oysa, mazeretlerinin perde arkasındaki gerekçesinde yani Nazım korkusunda kendi inanış ve felsefelerine göre manktıklılar ve rasyonel (!) davranıyorlar..
Çünkü Cumhuriyetten korkanların, Nazım’dan korkmaları doğaldır.
Bu gerçek ortadayken fazla üzülmeye gerek yok.
Teselli noktam var yani.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.