Ne olacak bu taşeron işçileri?

İSMAİL BAYER – Yetkililer dahil, ne olacak bu taşeron işçilerinin konumu, bilen yok. Belirsizliğini koruyor. Ama yaşanan  gerçeklik ise, her geçen gün de taşeron işçilerinin sorunları giderek artıyor.
Önce bazı uyarıları yapmakdan kendimizi alamıyoruz. Eline mikrofonu alan herhangi bir politikacı, “taşeronluğu kaldıracağız” gibi, nutuk atmasın. Bu konu da nutuk atanlar da, onu destekleyenler de, biraz düşünsün. Kimi aldatıyoruz?
Çalışma ilişkileri içinde taşeronluk, yani yeni yasal tanımı ile “alt işveren” hep var olmuştur ve de var olma konumunda olacaktır.
Önemli olan, taşeronluk sisteminin;
  – Düşük ücret ile çalıştırma,
  – Sosyal haklardan mahrum bırakma,
  – Yıllık ücretli izin hakkını kullandırmama,
  – Kıdem tazminatından kaçınma,
  – Sendikalaşmayı engelleme,
  – Toplu iş sözleşmesi yapılmasını önleme,
  – Var olan toplu iş sözleşmesi haklarının dışında tutma,
  – Zorunlu istihdam yükümlülüğünün dışında kalma,
  – İş sağlığı ve güvenliği konusunda yükümlülüklerden kaçınma,
  – İşgüvencesi, işe iade haklarını önleme,
gibi, daha ekleyeceğimiz bir çok nedenlerle, alt işverenlik sistemi içine yönelme, KIRK yılı aşan süreç de, çalışma ilişkilerinde yaygınlaşmaya başlamıştır.
Bu gelişme de, sendikaların seyyanen ücret zammı istemlerinin de etkinliğini gözardı etmememiz gerekir.
4857 sayılı İş Yasası düzenlemesi yapılırken, yapılan  hazırlıklarla, düzenlemenin farklı ve çelişkili yürürlüğe girmesi, sistem de daha çok karışıkların doğmasına da neden olmuştur.
Ancak, kaosun son yıllarda iyice artmasının nedeni ise, kamu da taşeronluk uygulamasının adeta, bir sistem haline getirilmesinden kaynaklandığını, öncelikle acı bir gerçek de olsa belirtmek zorundayız.
Alt işverenler aracılığı ile kamu da istihdam edilen işçilerle ilgili, sendikalaşma sonucu toplu iş sözleşmelerinin yapılabilmesi için,  TORBA yasa ile düzenleme yapılıp alt işverenin, işveren sendikalarına üyelik koşulunun getirilmesi nedeniyle, sistem daha da karışmıştır.
Kamu işveren sendikalarının, bir yıldan az süreyi kapsayan sözleşme yapılamıyacağı görüşünden hareketle, alt işverenlerin işyerlerinde sendikaların yetki almasından sonra, kamu işveren sendikalarına yapılan üyelik başvurularını reddetmesi ile de, konu iyice çıkmaza girmiş ve sendikalaşma ile toplu iş sözleşmesi hakkı konusu adeta kilitlenmiştir.
Burada da çalışma yaşamının konularına ve düzenlemelerine, uygulamadan habersiz olanlar, yaptıkları bu düzenleme ile sistemin tıkandığını görmekle birlikte, çözüm için ise adeta hareketsiz ve duyarsız, seyretmekle yetinmektedirler.
Seçimler öncesinde, tüm taşeron işçilerine kadro verileceği söylemi ise,  sağda solda tek tük kalan seçim afilerinde yazılı olarak kalmanın ötesine geçememiştir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı dışında, nasıl böyle bir düzenleme yapılmışsa, bunu çözme girişimi iddası ile yine ortaya çıkan açıklama da bulunanlar, ne yazık ki konuyu daha da karıştırmaktan öteye gidememişlerdir.
Hatta tarih de belirterek, taşeron işçileri ile ilgili düzenlemenin sonuçlandırılmasına ilişkin açıklamalar da, gazetelerin aylar öncesi sayfalarında birer anı olarak kalmıştır.
Bu düzenleme düşüncelerinde, işçilerin kadroya geçirilmesi gibi bir durum söz konusu olmadığı gibi yeni tanımlarla, memur ve işçi kavramlarının dışına çıkarak, farklı yasal statülere yönelmelerin olacağı da, söylemlerinden anlaşılmıştır. Bu konuda bir yazılı metin, yani yasa tasarısı taslağı bile tartışmaya sunulamamıştır.
Türk-İş’in yazılı açıklamalarında, Çalışme Sosyal Güvenlik Bakanlığı dışında, açık adres de gösterilerek, bazı bakanların bu işe karışmaması için uyarılar bile yapılmağa başlanmıştır. Bu uyarıları biraz daha geniş yorumladığımız da, sıra sana da geliyor dikkatli ol mesajının verilmek istendiğini düşünmek, yanıltıcı olmasa gerek.
Ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da, bu düzenleme ve açıklama kervanına sonradan da olsa katılmıştır. Ancak ortada yine bir metin yoktur.
Aylar öncesi bir yetkili Bakanın açıkladığı gibi, 800 bine yaklaşan kamu da taşeron işçisi bulunmaktadır. Bu yıl içinde gerçekleşen sayıdır. Günümüz de daha artmıştır. Geçen yılın sayısından fazladır. Önceden istihdam edilmiş ve devam eden taşeron işçilerinin sayısını eklediğimiz de, bir milyonun üzerinde olduğu da belirtilmektedir.
Taşeron işçilerle ilgili sözleşme yapılması konusunda, kamu işveren sendikalarına yapılan başvuruları, Yüksek Hakem Kurulu’na konuyu götürme girişimleri, YHK’nun da iş yükünün artarak, sembolik ücret artışı ile çözüm bulma girişimi, sorunları çözmemek de, sorunlar yumağının büyümesine yol açmaktadır.
Bu sorun çözümlenmek isteniyorsa, öncelikle atılacak ilk adımı doğru atmak gerekir. Bunun için de:
– Kamu da alt işveren aracılığı ile işçi çalıştırma sistemini yaygınlaştırarak, kurumlaştırma politikasından vazgeçilmelidir.
– Sosyal taraflarla ortak görüş alışverişinde bulunup, katkıları alınarak, Torba Yasa ile yapılan yanlış düzenlemenin terkedilip, bu tıkanma giderilmelidir.
– Maliye Bakanlığı’nın burada asıl yapması gereken iş, çalışma yasalarını düzenlemek değildir. Örneğin yaptıkları sözleşmeler de kamu da, alt işverenlik sözleşmesinin tarafı olan işverenlerin, hangi yıllarda va hangi yerlerde kurulduğunu incelemelidir. Vergi indirimi veya istisnalarından yararlanmak için, hangi il sınırları içinde bu şirketkler kurulmakta ve faaliyet göstermektedirler. Bunlara dikkat etse, daha da iyi olur. Sonuçlarını kamu oyu ile paylaşırsa daha da iyi olur.
Şimdilk bu kadar yeter.
İlk adımı atmak isteyen var mı?
Yoksa, “Ne olacak bu taşeron işçileri?” sorusuna yanıt bulmak zor.
______________________
12 Temmuz 2016

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × 1 =