Ne Pahasına Sayın Erdoğan?

PAYLAŞ

PKK’nın şiddete geri dönüşünün mazareti olamaz. Militanlarının işlediği her cinayet, ülkeyi 30 yıldan uzun süredir yaralayan çatışmayı daha da derinleştiriyor, çözümden uzaklaştırıyor.

NATO, Brüksel’deki olağanüstü toplantısında PKK saldırılarını kınadı ve üye ülke Türkiye’yle dayanışma içinde olduğunu ilan etti. Aynı zamanda, Türkiye’yi, Kürt militanlara karşı ‘orantısız kuvvet’ kullanmamaya çağırdı.

Türkiye’ye verilen siyasi destek, çekincesiz değildi. Hem Avrupa Birliği hem de NATO üyeleri, Türkiye’den barış sürecini ayakta tutmasını istediler.

NATO toplantısı sürerken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da barış sürecinin çoktan bittiğini ilan ediyordu.

Çin’e resmi ziyareti öncesinde konuşan Erdoğan, ülkenin birliğini ve kardeşliğini tehdit edenlerle sürecin devam ettirilmesinin mümkün olmadığını söylüyordu.

Sona erdirilen sadece sürecin kendisi de değildi. Kürt siyasi hareketinin meşruluğu da sorgulanıyor, Kürtlerin seçilen temsilcileri, sert önlemlerle tehdit ediliyordu. Cumhurbaşkanı, Meclisten, “teröristlerle bağlantılarının bedeli olarak” HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını da talep ediyordu.

HDP’nin tepkisi anında geldi. Partinin 80 milletvekili, dokunulmazlıklarının kaldırılması için kendileri dilekçe vereceklerini bildirdiler.

HDP lideri Selahattin Demirtaş, kendilerine atfedilebilecek tek bir suç bulunmadığını, tek suçlarının seçimde yüzde 13 oy almak olduğunu söyledi.

Radikal gazetesinden Ezgi Başaran’a eşine rastlanmayan türden bir mülakat veren Demirtaş, PKK, HDP temsilcileri ve hükümet arasındaki pazarlıkların ayrıntılarını anlattı.

Söyledikleri ile cumhurbaşkanı ve bakanlarının daha önce verdiği bilgiler öylesine çelişkiliydi ki, hükümet yanlısı medyanın sansürüne uğraması kimseyi şaşırtmadı. Demirtaş’ın parti grubunda yaptığı konuşmayı da yayınlamadılar.

Selahattin Demirtaş’ın açıklamaları ışığında, hükümetin çözüm bulma arzusundan en son şiddet olayları başvermeden çok önce vazgeçtiği sonucuna varmak mümkün. Çözüm çabalarının kendilerine oy kaybettirdiğini anladıkları günden itibaren demek daha doğru.

7 Haziran seçimlerinden hemen sonra, hem ülke içinde hem de dışarıda yeni hükümetin artık Kürt sorunuyla içiçe geçmiş olan Suriye politikasında değişikliğe gideceği umutları artmıştı.

Hatta daha bu hafta, Türkiye’nin hem PKK hem de IŞİD hedeflerini bombalayarak gerilimi iyice artırmasından bir gün sonra, Londra’da üst düzey bir İngiliz kaynak, Orta Doğu’da vazgeçilmez müttefik olmaya devam ettiğini söylediği Türkiye’nin barış sürecinden vazgeçmeyeceğine inancını dile getirmişti. ‘Sorunun, askeri yollarla çözülemeyeceğinin farkındalar’ diyerek.

Şiddet ve karşı-şiddetin, Türkler ve Kürtler için daha uzun yıllar sadece daha fazla kan dökülmesi ve acı anlamına geleceği kesin, ama şu anda hesaplar, kısa erimli.

Bozulan huzur ve barışın, artan istikrarsızlığın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elini güçlendirdiğine kuşku yok. Hatta belki AKP’nin sandıkta kaybettiği desteğin bir bölümünü geri kazanması sonucunu da doğurabilir.

Ama nasıl bir bedel karşılığında diye sorabilirsiniz.

Şimdilik onlar, bedeli ödeyecek olan tarafın kendileri olmayacağından emin görünüyorlar…

_______________________

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN DE LÜTFEN TIKLAYINIZ

http://www.firdevstalkturkey.com/tr/dunyada-turkiye/at-what-price-mr-erdogan/

CEVAP VER