İNGİLTERE… “Nefes alamıyorum”

“Nefes alamıyorum”. George Floyd’un yaşamdan koparılmazdan önceki son sözleri.  

George Floyd ABD’de, dünyanın gözü önünde hunharca öldürülen siyahlardan birisi olarak istatistiklerde yerini aldı. Tabi ailesi ve tüm dünyadaki ırkçılık karşıtları onun hiçbir zaman sadece bir istatistik olmasına izin vermeyecek.

Yirmibirinci yüzyılda yaşadığımıza inanmanın çok zor olduğu bir süreçten geçiyoruz.

Siyah bir Cumhurbaşkanının seçildiğini isyan etmek için o ülkede üniversite öğrencileri daha birkaç yıl önce ayaklanmışlardı.

Evet, yanlış duymadınız. Obama ikinci kez Cumhurbaşkanı seçildiğinde Misisipi Üniversitesi öğrencileri protesto gösterileri yapmışlardı. Siyah birisinin bu göreve getirildiği için. Hem de iki kez. 

George Floyd’un beyaz bir polis tarafından hunharca katledilmesi dünyanın her tarafında kınanmaya devam ediliyor. Amerikadaki protestoların şiddet dozu Trump’ın yangına körükle giden açıklamaları sayesinde geçen hafta oldukça artmıştı.

Floyd’un ağzından çıkan son sözler, “I can’t breath” (nefes alamıyorum) tüm dünyada protestocular tarafından haykırıldı.

İngiltere’nin çeşitli kentlerinde de günlerce protesto gösterileri yapıldı.

İyi, güzel de İngiltere ve Galler’de 1990 yılından beri 183 siyah ve diğer etnik azınlık mensubunun polis gözetiminde iken veya polis tarafından vurularak öldürüldüğünü biliyor muydunuz?

https://www.inquest.org.uk/bame-deaths-in-police-custody

Devletin neden olduğu ölümlerde ailelere destek sağlayan hayır kurumu olan INQUEST’e göre etnik azınlık toplumlarına ait kişilerin polis şiddeti yüzünden yaşamlarını kaybetme olasılığı diğer gruplara nazaran iki misli fazladır. Detaylar yukarıdaki linkte.

Stephen Lawrence isimli siyah gencin ırkçılar tarafından öldürülmesinden bu yana 27 yıl geçti. 21 yıl önce de olayla ilgili geniş kapsamlı Macpherson Raporu yayımlanmıştı. Rapor, cinayete karşı polis tepkisini “kurumsallaşmış ırkçılık” olarak tanımlamıştı.

O zamandan beri ne değişti? Olumlu olarak elle tutulur ilerleme kaydedildi mi? Malesef hayır. Etnik azınlık toplumların yaşamın her alanında karşılaştığı ayrımcılığı kanıtlayan çok istatistikler var ki, bunlar fazla değişen bir şeyin olmadığını kanıtlıyor. https://www.theguardian.com/uk-news/2019/feb/22/institutional-racism-britain-stephen-lawrence-inquiry-20-years

“Kurumların kişilere renk, kültür, veya etnik kökenleri nedenleri ile profesyonel hizmet sağlamaktaki kollektif yetmezsizlikleri”. Macpherson Raporu kurumsallaşmış ırkçılık kavramını bu şekilde tanımlamıştı.

Rapor aynı zamanda kurumların bilinç altı önyargılarının ve düşüncesizliklerinin, bilgisizliklerinin, ırkçı kategorileştirmelerinin de bu tanım altına girdiğini vurgulamıştı.

Biliyorsunuz, 2 yıl önce vukubulan Grenfell trajedisinde yaşamlarını kaybedenlerin çoğu etnik azınlık toplumlardan gelmekteydi. Bu aileleri temsil eden İmran Khan bu olaydaki İtfaiye mensuplarının hareketlerinin “kurumsallaşmış ırkçılık” olup olmadığını sorgulamıştı.

İmran Khan 1993 yılından ırkçılar tarafından öldürülen Stephen Lawrence’in ailesinin avukatı idi. 

George Floyd olayı Kıbrıslı Türk toplumu arasında da bir hareketlenme getirdi. Sosyal medya coronavirus krizi esnasında birçok grupların faal olarak değişik konuları tartışmalarına olanak sağladı. 

Bazan görüntülü yayın yapan gruplar kendi toplumumuzun dayanışmasını olduğu kadar aksaklıklarını da açıkça tartışmaya başladı. 

Özellikle genç nesillerin bu tartışmalara faal olarak katılması olumlu bir gelişmedir. Bu tartışmalar arasında kendi toplumumuzun ırkçılığı konusu da var.

Bu yazıyı yazmazdan biraz önce TCCUK Facebook grubunda toplumumuzun diğer etnik gruplara karşı olan korkunç ırkçılığının uzun tartışmalarını okudum. Aynı gece TCCUK grubunun konu üzerindeki iki saatlik müthiş yayınını izledim. 

Yorumları okurken ve programa katılanların hikayelerini dinlerken hem hüzünlendim, hem de diğer etnik kökenli kişilerle yuva kuranlara belirtilen destek ve dayanışmadan gururlandım. 

Bu kişilerin karşılaştıkları dışlanma, hakaret, küçümseme serüvenlerini “bizim toplumda ırkçılık yoktur” diyen herkesin okumasını, TCCUK programını izlemesini öneririm. 

Irkçılığın kökeninde bilgisizlik ve korku vardır. İnsanlar, özellikle gençler birbirini tanımaya teşvik edilirse ayrılıklarının değil, bezerlikleri üzerine farkındalık yaratacaklar ve ırkçı tavırlarından zamanla uzaklaşacaklar.

Toplumumuz arasındaki tabulardan biri olan kendi ırkçılığımızı cesaretle, kararlılıkla tartışmamızın zamanı çoktan gelmiştir. Bu konuda öncülük yapan Afro Cypriot ve TCCUK gibi Sosyal Medya grupları özellikle uzun zamandan beri faal olan  sivil toplum örgütleri tarafından desteklemelidir. Daha doğrusu bu önemli sorumluluğu onlar yüklenmelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.