Neoliberal sistemde başkanlık dayatması

Başkanlık sistemi salt siyaset bilimi açısından tartışılabilecek bir konu değildir. Özellikle de günümüzün başat sistemi olan neoliberalizm ortamında başkanlık sistemi güçlü gelişmiş ekonomilerde başka, görece güçsüz gelişmekte olan ekonomilerde ise çok başka rollere sahiptir ve farklı sonuçlara gebedir. Bu itibarla, farklı ekonomilerdeki siyasal sistemler birbirleri ile karşılaştırılamayacağı gibi, farklı ekonomik koşullara sahip ülkelerin başkanlarının göreli rolleri de çok farklıdır. Günümüzün bütünleşmiş ekonomik yapılarında siyasi sistemler ve yapılanmaların tartışılmasında kesinlikle iktisat mülahazaları önde olmalıdır. Zira, siyasal yapılanmalar soyut ortamlarda değil, çok temel üretim ilişkileri üzerinde ve karşılıklı ekonomik çıkarlara göre şekillenmektedir.

Bu görüşün tam karşıtı olarak, modern dünyada kapitalizmin tüm bilimleri kompartımanlara bölerek birbirinden soyutlaması bütünsel algılamayı tahrip ederek, dar ufuklar oluşturmaktadır. Kapitalizmin işine gelen bu kompartımanlaştırmada siyasi ve yönetsel yapılanmayı temel etmenlerinden kopartarak yalın bir araç olarak kullanmak toplumsal körlük yaratırken, bazı güçlü çevrelerin çıkarlarına da hizmet eder. Bu gerekçelerle başkanlık sisteminin neoliberal ortamda başat ve gelişmekte olan ekonomiler açısından ne ifade ettiğini irdelemeye çalışacağım.

Küreselleşme olgusunu, kabaca, ulusal ekonomilerin birleştirilerek küresel piyasa yaratma olarak tanımladığımızda, bu oluşumun hangi dürtülerle ve hangi merkez ya da merkezlerin yeryüzüne dayattığını irdelememiz gerekmektedir. Açıktır ki, küreselleşme gelişmekte olan çevresel ekonomilerin değil, ekonomik sıkışıklıklarını aşmaya çalışan merkez ekonomilerin projesidir. Kısacası, küreselleşme çağdaş emperyalizm projesidir. Nitekim, yarım asra yaklaşan uygulamaların ortaya saçtığı sorunlardan bu sürecin niteliği çok net olarak anlaşılmaktadır.

Küresel sistemin engelle karşılaşmadan rahatlıkla işleyebilmesi için bazı koşullar gereklidir. Gerekli olan koşullar, sermaye için ulusal ekonomik sınırların kaldırılması, emek için ise siyasi sınırların korunması şeklinde özetlenebilir. Böylece, ekonomik anlamda oluşturulan küresel piyasa dokusu siyasal anlamda bir tür küresel sanal federal yapıya denktir. Ekonomik anlamda küresel sanal federal yapılanma, her bir ulus devletin, sanal feodal yapıdaki kademesine uygun sanal eyalet dokusunu bünyesinde barındırır. Küresel sanal federal yapının ve sanal eyalet yapılarının neoliberalizm kurallar çerçevesinde ekonomik yapılanmaları, aynı zamanda yönetsel ve savunma yapılanmalarını da gündeme getirir. Böylece, ülkelerin yönetsel ve siyasal yapılanmaları birbiri ile benzeştirilirken, aynı zamanda askeri yapıları da merkez federal yapılanmanın gereksinimi doğrultusunda yeniden düzenlenir.

Küreselleşme gereği gerçekleştirilen genel düzenleme ve etkileşimlere rağmen ülkelerin iç sistemlerinde zaman zaman küresel ekonomik işleyişe engeller çıkabilir ya da çıkarılabilir. Ülkelerin parlamenter sistemleri, yargı kurumları, genel halk katmanlarını harekete geçirebilecek medya ve sair bilgi ağları gibi sistemler her konu ya da sorunun çeşitli filtrelerden geçişi esnasında sorun ya da engel yaratabilmekte ve küresel sistemde aksamalara yol açabilmektedir. Örneğin, özelleştirmeler yapılırken Danıştay’ın işe müdahil olarak engel olması küresel işleyişi bir tür engelleme çabasıdır.

Küreselleşme ortamında küresel piyasa oluşumunu Washington Uzlaşması ile dayatmada amaç şu ki, merkezden gelen emirler hiçbir engelle karşılaşmadan her bir ülkede anında yerine getirilebilmiş olsun. Diğer bir deyişle, küreselleşmenin merkez ekonomiler lehine verimli ve ivmeli işletilebilmesi için her ülkede amaçlanan uygulamalar için gerekli bir “direktif uygulama noktasının” bulundurulması başat merkez için kaçınılmazdır. Medya haberlerine dayanarak söyleyebiliriz ki, ABD’nin Irak işgali, parlamento engeli olmasaydı, ABD ve Türkiye üst düzey yetkilileri tarafından önceden anlaşılmış ve mutabakata varılmış şekliyle kuzeyden, Türkiye üzerinden olacak imiş. İşte küresel karar ya da operasyonlarda böylesi yerel itiraz ya da müdahale istenmemektedir.

Küreselleşmenin ülke ekonomilerini böylesi başat güç çıkarı doğrultusunda bütünleştirici tanımı ve uygulaması, dikey konumlu sanal küresel federatif siyasi-iktisadi yapılanmanın ifadesidir. Böylesi sanal yapılanmada devletler sanal eyalet, devlet başkanları ise sanal eyalet valisi mesabesinde konumlanırlar. Federal yapıyı başat güç kendi çıkarı doğrultusunda yönlendirirken, üst katmandaki devlet başkanı tüm alt katmanlardaki sanal eyalet halklarının aleyhine kendi sanal eyaletinin çıkarı doğrultusunda çevreye politika dayatır. Buna karşın, alt katmandaki her hangi bir sanal eyalet başkanı ise, başat merkez eyalet lehine fakat kendi eyaleti aleyhine merkezden gelen emirlerin uygulayıcısı konumunda olmak durumunda kalır. Bu itibarla, böylesi sanal küresel federal sistemde farklı kademelerde yer alan sanal eyaletlerde başkanlık sistemleri birbiri ile karşılaştırılamaz ve birbirine eşdeğer olarak görülemez. Böylesi sanal sistemde, sanal federal yapılanmanın alt kademelerine doğru inildikçe parlamenter sistem ve parlamenter demokrasi daha da bir önem kazanır. Tabii, burada kastedilen, gerçek anlamda halk temsilciliği misyonu yüklenmiş gerçek, kural ve kurullarıyla mükemmel işleyen demokratik parlamenter sistemdir.

Başkanlık sistemi, tür ve uygulanış etiğine bağlı olarak, demokrasiden sapma ve diktaya yönelme eğilimli bir sistemdir. Aynı şekilde lidere anlamsızca tapan üyelerden oluşan tek parti sistemi de demokratik olarak kabul edilemez. 1990’ların karambol düzenine karşın koalisyonlardan kaçınma arzusu ülkemizi ciddi anlamda baskıcı rejime sürüklemiştir. Bunu öngöremeyen aydın geçinen kesimlerin, dilerim hiç değilse neoliberalizmde başkanlık sisteminin nelere kadir olabileceğini öngörür!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here