Nereye gidiyoruz?

Eğer siyaset kendini savunma gücünü yitirmeye başlamışsa, demokrasi zaafa uğratılmışsa, iktidar ile devlet arasında bir boşluk ortaya çıkmışsa, bu boşluk birileri tarafından doldurulur.
Kısaca buna doğa yasası denir. Demek ki siyasette de geçerli.
Çok partili dönemin başlangıcından bu yana gelişme hep böyle seyretmiştir ülkemizde.
Boşluklar sık sık yaratıldı.
Yapay dahi olsa sahici kılındı.
Korku aklın önüne geçince insan ister istemez “Ne olacaksa olsun” noktasına geliyor.
Hele hele gelinen nokta bizim “Nereye gidiyoruz”sorusunu  sorma ihtiyacı yaratmışsa burada çok ama çok düşünmemiz gerekiyor.
Seçimlere iki aydan az zaman kaldı.
Ben bu seçimlerin yapılmaması için bazı güç odaklarının harekete geçirilmiş olmasından endişe duyuyorum.
Özellikle dış odakların.
“Bu bir paranoya” diyenler çıkabilir.
Bazen gerçeklerle paranoyak haller içiçe geçebilir.
Hangisinin doğru olduğu tartışılıyorsa, bilin ki ülkemizin içine elllerini sokanlar hedeflerine doğru gidiyorlar demektir.
Tabii bu oyunun süratle bozulması lazımdır.
Beni endişeye sevkeden Ankara Ulus’ta, teröristlerin sivilleri katletmeye yönelik eylemleri değildir.
Bu eylemlerin ve terorün üstesinden gelinebilir. Önemli olan kararlılıkla üstüne gidilmesidir. Sonuç bir şekilde alınır, terörist inine çekilmek zorunda kalır.
Benim korkumun iki ucu var.
Biri seçim sonuçları.
Diğeri, sonuçlarını görebilmemizi sağlayacak seçimlerin yapılıp yapılmayacağı.
Seçimlere giden yolun açılmasıne neden olan olaylardan  önceki gelişmeleri tekrarlamaya gerek yok.
Ama tek şeye dikkat etmek ve ürkmek lazım:
Milyonlarca insan meydanlara koştu.
Milyonlarca insan korkularını dile getirdi.
Bunlar emperyalizmden, ABD ve AB karşılığına kadar bir dizi olumsuzlukların bertaraf edilmesine yönelikti.
Hatta özelleştirmelere kadar uzandı. Ülkenin yabancılara satılmasıyla noktalandı.
İyi güzel de milyonlarca insan hiç bir şekilde ciheti askerinin gece yarısı web sayfasına koyduğu e-darbenin muhataplarını düşünmedi.
Verilen muhtıra tamam AK Parti iktidarına yönelikti.
AKP’nin laiklik karşıtı uygulama ve niyetlerini protesto için meydanlara koşan halkın, yaşam tarzlarını değiştirmeye yönelik korkuları haklı nedenlere dayanabilirdi ama bunları, bu düşüncelerini ortaya koydukları ortak yer neticede meydanlardı. Bu meydanlara çıkma şansını veren sistem ise demokratik sistemdi.
O halde ister askeri bildiri, ister muhtıra olsun yapılan ikaz sadece iktidara mıydı, yoksa demokrasiye karşı bir eylem miydi?
Şu anda seçilmişlere, yani TBMM’ye verilmiş olan muhtıra aslında demokrasiyi de kapsıyor diye düşünen olmadı ve meydanlarda “Yaşasın demokrasi” diyen çıkmadı.
Dolayısıyla TBMM’yi savunan olmadı.
Oysa o TBMM’nin içinde sadece AKP yok. CHP’si de var, DYP’si de var. Bağımsızı da var. Yani cumhurun seçtiği vekilleri var.
İşte bu ortamda yapılacak olan seçimler de haklı olarak “acaba yapılır mı?”sorusunu de beraberinde getiriyor.
Diyelim ki seçimler yapıldı, sonuçlar üç aşağı beş yukarı aynı çıktı. Ya da AK Parti yine çoğunluğu ele geçirdi.
Sizce seçim sonuçlarına göre hareket edilir mi?
Halkımızın (Eğer meydanlara çıkanların ülkenin tamamını temsil ediyor sanarsanız) demokrasiyi savunma yönünde bir talepleri olmadığına, bunu meydanlarda görmezden geldiğine göre seçim sonuçları eğer CHP’yi iktidara taşımamışsa işler karışacak demektir.
Yazılı olarak internette duran muhtıra metninin, seçim sonrasında TV ekranlarından sesli biçimde anons edilmesini bekleyenlerin azalmasını umuyorum.
Korkum seçimler değil, seçim sonuçlarının ortaya çıkaracağı tablodur.
Ben bundan korkuyorum nedense.
Meydanlarda, demokrasiyi ağızlarına almayanların benden fazla korkmasını umut ediyorum.
Demokrasiyi meydanlarda unuttukları için. Farkedemedikleri için.
Demokrasi giderse, bir daha o meydanlara çıkamayacaklarını bilmedikleri için…
Geleceği algılayamadıkları için…
 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.