Nüfus artışı

PAYLAŞ

Bir ara birileri söyle sözler etmişlerdi: ülkenin kültür gelişimi iktisadi ve toplumsal gelişimden hızlı oldu da o yüzden bazı kimselerin çanına ot tıkamak zorunda kalıyoruz. Aman ne güzel! Dönüp baktığınız zaman sayıları yakında yüz elliyi bulacak olan üniversitelerin varlığına karşın ve dışarıdan birilerinin birilerimize verdiği büyük ödüllere karşın kültür dünyasında büyük bir gelişim görülmüyor, hatta bu alanda bir çöküşten sözetmek de bence yanlış olmaz. Ne romanlar romana benziyor ne filimler filme ne şiirler şiire benziyor. Felsefeye gelince, felsefenin ruhuna çoktan fatiha okunmuş olduğuna göre onu burada anmanın hiçbir anlamı yok. Gerçek bir kültür gelişimi olsaydı kimsenin çanına ot tıkamak gereği duymazdınız ya da birileri size böyle bir iş yapmanız için kolaylık sağlamazdı. İyi biçimlenmemiş ya da bir başka deyişle doğru dürüst toplumsallaşmamış bir toplumda kurallarla bildiğiniz gibi oynayabilirsiniz. Gel evladım, kaldır şunu şuradan, şunu da şuraya koy, sallanma, öyle aptal aptal bakma yüzüme koydum mu oturturum… Oh, ne güzel düzenlendi işte!

Gerçekten düzenlendi mi? Orası tartışma götürür. Buradan sıktığınız iyi oldu ama bu defa öbür yandan pırtladı. Demek ki bu yöntemle olmuyor. Düzeni düzen yapacak doğru dürüst yöntemler bulunmadıkça ne size rahat var ne bize. Sizin bu çabalarınızla taşlar yerine oturacağına yerinden oynuyor. Demek ki yanlışınız var. İş alanları açmıyorsunuz, karşılığında üniversite diye bir takım kurumlar açıyorsunuz. Dört beş yıl süren bir umutlanma dönemi. Ondan sonra gelsin kiralık cüppeler, kiralık dört köşe şapkalar… Atın havaya yavrum kepleri, nineniz görsün de sevinsin. Babanız ağlıyor mu? Bırakın ağlasın, duygulandı fakir. Yakında ananız da ağlayacak. Siz hastanın karnında makas unutmamaya, katili ve soyguncuyu bir punduna getirip üç gün sonra salmamaya, bir derste on taneden çok fıkra ya da anı anlatmamaya, işletme defterini doğru tutmaya bakın, gerisi kolay. Pekiyi, bunları yaparsak ne olur? Bir şey olmaz aslında da siz en azından böyle şeyler yapmasanız iyi olur, ama yaptınız diye de dünya yıkılmaz. Kendinize söz getirmeyin de ne yaparsanız yapın! Gizlilik önemlidir.

Bu toplum aşırı nüfus artışının ağırlığı altında ezildikçe eziliyor ama, genç anaların ve genç babaların başka eğlencesi mi kalmadı nedir habire çoğalıyoruz. Her gelen bebek topluma bir yük yüklüyor ve daha da önemlisi toplumun ağır yüklerini yükleniyor. Bebek şu sözlerimizi anlasa ne yapardı acaba: “Yavrum, sen şimdi beslenme konusunda epeyce sıkıntı yaşayacaksın. Babanın durumu hiç iyi değil. Geçen gün işinden atıvermişler. Ayrıca öyle bir evde doğdun ki, hiç sorma, ruhunu da besleyemeyeceksin. Şu karşında duran senin öz anneannendir, babaannene inat olsun diye hemen senin yaşamına bildiği gibi el koyacak. Babaannen nerde mi? Gelir yavrum, görürsün onu da acele etme. Bu iki ihtiyar da hiçbir şey bilmedikleri halde birer bilgin gibidirler. Şanslısın, gideceğin okul evinizin elli metre ötesinde. Zor ayakta durduğu doğrudur. Bir deprem olup da yıkılmazsa orada güzel güzel okursun yavrum. Hele biraz büyü, yazları simit satacaksın…”

Her artık nüfus toplumun sırtına yüktür, ayrıca topluma bir türlü tam olarak eklenememenin sıkıntılarını yaşar. Dokuz kişilik bir ailenin yedi çocuğu varsa bu yedi çocuğun yedisi de toplumdışıdır. İkinci çocuk birincinin durumunu zora sokmuş, üçüncü çocuk birincinin ve ikincinin durumunu zora sokmuş, dördüncü çocuk… Derken efendim yedi çocuğun yedisi de daha dünyayı tanıyamadan dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenmişlerdir. Kendileri bir şeyler almak durumunda olsalar da hemen bir şeyler vermek durumuna geçeceklerdir. Biri simit satarken öbürü yasal ya da yasadışı bir başka iş yapacaktır. Kullanılmamış ya da iyi kullanılmamış işgücü toplumun karşısına ahlak bozucu bir etken olarak geçer, bugün olmazsa yarın, burada olmasa az ötede geçecektir. İnsanları toplumsal varlık olarak ayakta tutan güç onların bugünlerinden belli ölçülerde de olsa hoşnut olmaları ve geleceğe belli ölçülerde de olsa umutla bakmalarıdır. Bu duygunun olmadığı yerde insan tehlikeli bir varlığa dönüşür. İçerde olmakla dışarıda olmak, burada olmakla başka yerde olmak, bununla olmakla öbürüyle olmak hemen hemen aynı anlama geldiği zaman bireyler tam anlamında yıkıcı varlıklara dönüşürler. Değerlerin bittiği ya da hiçbir anlama gelmediği yerde şiddet başlar. Nüfus azalmasının ne kadar büyük sakıncaları varsa nüfus artışının da o kadar büyük sakıncaları vardır. Nüfus azalmasıyla toplum taze güçlerini yitirir ve tam anlamında kısırlaşır. İnsan gücünün niceliksel artışla sağlandığını sananlar aldanıyorlar: niteliksiz insanlar bir araya gelerek bir toplumsal güç ortaya koyamazlar. Aşırı nüfus artışı toplumun bütün değerlerini yer bitirir.

CEVAP VER