İNGİLTERE’DEN… ‘Egemen etnik sınıf’

İNGİLTERE’DEN… ‘Egemen etnik sınıf’

0
PAYLAŞ

Yeni milliyetçilik dalgası kendini hissettiriyor. İngiltere’de vatandaşlık derslerinin eğitim programlarına konması istenirken, politikacılar daha sık ‘İngiliz Vatandaşlığına’ vurgu yapar oldu. Bu vatandaşlık anlayışı, etnik kültürleri çemberin dış halkalarına taşıyan bir hiyerarşik seçicilikle yapılıyor. Çok kültürlülük dönemi resmen tarihe gömülüyor. İngiltere’nin sömürge dönemi  eleştirisine ülkenin ırksal ilişkilerini düzenleme nedeniyle kayıtsız görünen politika yapıcılar, Muhafazakar Parti Lideri David Cameron’da en yalın ifadesini bulan, ‘Diğer kültürler bize entegre olmaya çalışşsınlar. Bundan böyle her kültürel değere hoşgeldin demeyeceğiz.’ sözleri seçim manifestosunu kalbi oluverdi. Muhafazakar Parti lideri geleceğin iktidar basamaklarını emin adımlarla tırmanırken, İşçi Partisi saflarında benzer milliyetçi, egemen etnik sınıfın tekel kurmasına dayanan politik refleksler de üretilir oldu. İçişleri Bakanı John Reid bu tür bir popüler duyarlılığı sömürerek, David Cameron’un karşısına ‘aynısının tıpkısı ve de bir fazlası’ türünden söylemleri olan bir lider olarak çıkmak için fırsat kolluyor. 

Cameron’un İngiliz etnik ve kültürel değerlerini üstün kılan sosyal bilim çevrelerinin perde arkasında nasıl formüller ürettiği enteresan. Londra Üniversitesi Profesörü Eric Kauffman egemen etnik yapı çalışmasında, İngiltere’de çekirdek etnik sınıfı kayıran bir anlayışın altını çiziyor. Politik düzeyde, dışa vurulan söylemlerin, sosyal bilimler alanında nasıl teorize edildiğini göstermesi açısından, Kauffman’ın çalışmalarını son derece uyarıcı buluyorum. Eric Kauffman’ın görüşlerini açımlamasında en büyük etki ilham kaynağının Anthony Smith olduğu anlaşılıyor. Anthony Smith ulus-devleti soyut alanda salt kurgusal olarak ortaya çıkmış varlıklar olarak düşünmüyor. Birer etnik temel üzerine inşa edilen elle tutulur gerçekler olarak tanımlıyor. Kauffman’ın hocası Smith’in düşüncelerini bağrında taşıdığı etnik çekirdeği yeniden keşfeder gibi yapıp kullanması halef-selef akademisyenler arasındaki ilginç devamlılığa işaret ediyor. 

Tez etnik miliiyetçiliğin zamanla sivil milliyetçiliğe dönüştüğü ve baştaki ırk ve etnik tasavvurlardan arındığı kabullerini sarsıyor. Sivil milliyetçilik, bugün Türkiye’de Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın son basın toplantısında ‘Sivil milliyetçilik düşüncesi etnik talepleri yok saymaz’ ifadesi ile bütünleşiyor. İngiltere ile Türkiye arasında göze çarpan bu parallellik eş zamanlı ham bir etnik sınıfın iktidar üzerinde etnik monopolisini rasyonalize ederek iktidar dişlilerini sıkması açısından önemli. Bunun esasında iktidar aygıtlarını elden bırakmamak ve hakim kültür lehine, öteki kültürleri bastırıp ciddiye almamak adına, kendileri için bir uzun ömür tayini olduğunu da düşünmek mümkün. Yalnız Ericc Kuffman teorisinin açılımında yeni entegrasyon mantığında kişilerin süzgeçten geçip, merkez hakim kültüre adapte olurlarken, kültürlerin heybelerini dışarda bırakmasını şart koşuyor. Steril bir evrimleşmiş merkez kültür ve değerlerini iktidar ve popüler güç aygıtlarıyla yeniden sınıflandırıyor. Kendini sürekli pornografik-banal bir çarpıcılıkla göze sokan, ‘flaşlanmış’ kültürel temsillerin hepsi, ayakta kalma mücadelesi veren diğer (nitelikli-niteliksiz) yerel kültürleri topyekun bastırmakla kalmıyor, onları prematüre, daha az medeni ve anakronik görerek de küçümsüyor. 

Buraya kadar anlattıklarım Chomsky’nin Bağımlılık teorisini çalışmış herkese tanıdık gelecektir. Çağdaş dönemde uç veren en önemli gelişme ise çekirdeği kontrol eden, etnik bilince sahip, gerekli hallerde sivil milliyetçilik kılıfına bürünmüş iktidar erkinin, soyağacı ve benzeri sembolik betimlemelerle ‘benmerkezci’ etnik egemenliği, yumuşak geçişlere ve gönüllü kişisel entegrasyonları özendirmeye devam ederken, özünde gizli de olsa tercihli bir etnik kavramı dışlamıyor oluşu. Prof Kauffman bunu şöyle hulasa ediyor: İsteyen kişiler entegrasyon ağına takılmadan geçebilir ama kültürler geçemez.’ İngiltere’de devletin diğer fonksiyonlarını hiyerarşik bir devaran içinde bu ‘benmerkezci’ egemen etnik bilince bağlayan devlet ise tencerenin kapağı oluyor.

İngiltere’de sosyal hareketlerin, Sosyal Darwinist bir evrim sanısıyla, anlı şanlı kolonyal geçmişe ilişkin yarı nostaljik yarı melankolik hülyaları bir anda hatırlıyor olmasının belli sosyolojik nedenleri var. Tam bu noktada, (Aşırı) milliyetçiliği kınamayan tersine, savunan Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın sözlerinde yankısını bulan benmerkezci Türklük söyleminin de Darwinist evrimci bir kurgu olduğunu söyleyebilir miyiz? Şüphesiz PKK ile mücadele adı altında ölen şehit düşen asker edebiyatı, Türklük mitosunun güç kazanmasında pay sahibi. İngilizlerin de dünyanın çeşitli yerlerinde sürdürdükleri işgal ve müdaheleler, insan kayıpları cinsinden bu ‘ak ve pak’ merkez egemen ulus bilincinin bilenmesine yardım ediyor. İki ülkenin hamaset edebiyatındaki  paralelliği not edelim. Önemlisi askeri kaybı ve kanla yıkanmış fedakarlıkların olmadığı yerlerde Dr John Hutchinson’nun deyişiyle belli bir tarihsel mit ve kurgular devreye sokuluyor.  Hamaset edebiyatı, destanlaştırılan tarih, ‘anlı şanlı’ Türk hakim etnik yapısının cilalanmasına yardımcı oluyor. Üstüne bunlar, kucaklayıcı sivil milliyetçilik ülküsü adına cari kılınıyormuş propogandasıyla yapılıyor. Ya sivil milliyeçilik ham bir etnik zorbalığa dönüyor ya da sivil milliyetçilik özündeki hakim kurucu sınıf takıntısını terkedemiyor.

Evrimlemeci insanlık gelişimi belli sorulara muhatap. tarihin etnik milliyetçilikten kalkıp, kapsayıcı bir insanlık odaklı nosyona gitmek yerine, Marksist eleştirinin ana vurgusu olan, yöneten burjuva sınıfının egemenliğini ve sömürüsüni yeniden ve sorgulanamaz biçimde seçilmiş egemen etnik unsurlara devretmesi, bir tarihsel tekerrürü mü? Bir bakıma hayır. Marksizmin öngördüğü, burjuva egemenliği, şimdi ulusların keyfi egemenliğine doğru katediyor. Bu açıdan bir evrimleşme varsa geriye dönüş adına var. Ulusların sınırların kalktığı, küreseleşmenin konuşulduğu bir dönemde bu diriliş, bir netice değil şüphesiz. Değişik odaklar arasındaki güç mücadelelerinin kabilesel savaş dürtüsüyle arenaya çıkması. Eğer bu foya meydana çıkarsa, yığın yığın bu propogandalara kanan kitleler bir nefes alıp düşünme fırsatı bulabilirler mi? Sahi Türkiye’de hepimizin korkarak izlediği milliyetçi tırmanışı bir toplu iğne başıyla patlatmak mümkün olabilir mi? Cevap tabiiki hayır. Çok iyimser olmak istediğimiz halde olamadığımıza göre, noktayı koyalım burada…


 

BİR CEVAP BIRAK