İNGİLTERE’DEN… Santiago Genel Mezarlığı’nda

Bazı haberler insanı öylesine etkiler ki, o haberi ilk duydugunuz anın, ve o anda içinde olduğunuz ortamın detayları aklınızdan bir daha silinip gitmez. John Kennedy’nin bir suikast sonucu öldürülmesinin Amerikalılar üzerinde böylesi bir etkisi olduğu söylenirdi. Ben de otuz küsur yıl önce, 11 Eylül 1973’te, Salvador Allende’nin öldürüldüğü haberini duyduğum anı böylesine hatırlıyorum. Bunu bana söyleyen arkadaşmın hüzünlü yüz ifadesi hala gözümün önünde…

Gerçi Şili’deki darbe beklenmeyen bir olasılık değildi. İktidardaki Halk Birliği (Unidad Popular) hükümetinin bir askeri darbeye karşı hazırlıksızlığı en azından sol basında güncel bir tartışma konusuydu. Gene de darbe çok acı bir haberdi. Şili’deki  devrimci yükseliş, 20. yüzyılın toplumsal hareketlerinin sosyalizmle buluşması sürecinde önemli bir deney oluşturuyordu ve darbe bu deneyimin üzerine atılan kanlı bir çizikti.

Nereden geldim Şili devrimi konusuna? Geçen ay oğlumun Şili’li bir genç kızla düğünü vesilesiyle Santiago’ya gittik. Uçak yolculuğu sırasında göz gezdirmekte olduğum gezi kitabında Salvador Allende’nin naaşının darbeden sonra alelacele gizli bir şekilde gömüldüğü aile mezarlığından, Santiago Genel Mezarlığına getirildiğini okudum. Onca devrimciye mezar olan Santiago’da demek ki en azından Allende’nin mezarını ziyaret edebilecektik.

Santiago’ya ulaştığımızın ertesi günü, eşimle birlikte gittiğimiz mezarlığın önündeki sıra sıra çiçekçilerden bir buket karanfil alırken, Salvador Allende’nin mezarı nerede diye sorduğumda, çiçek satıcısının el kol işaretleri ile mezarlığı gösterirken İspanyolca birşeyler daha anlatmaya çalıştığını farkettim.

Ne demek istediğini mezarlığın büyük kapısından içeri adım atar atmaz, mermerden yüksek bir duvar ile karşı karşıya gelince anlamş olduk. Bu İnfaz Edilenler ve Kayıplar’a ithaf edilmiş büyük bir anıttı.

Panolara bölünmüş mermer taşın üzerinde yaklaşık üç bin insanın adı, doğum ve ölüm tarihleri yazılıydı.  Pek çoğunun adının karşısına 11 Eylül 1973 tarihi düşüldüğüne göre onlar askeri darbenin ilk gününde öldürülenler ya da o gün tutuklanıp bir daha izine rastlanmayanlardı. Azalan bir yoğunlukta da olsa ölüm tariheri 1989 yılına kadar uzanıyordu; yani askeri rejim 16 yıl boyunca insan öldürmeye devam etmişti. 

Daha sonra resmi ölü sayısının 3 bin 197 oldugunu öğrendim. Öldürülenlerden birkaç yüzü, geçici olarak toplama ve işkence merkezi olarak kullanilan Santiago futbol stadyomunda, makineli tüfekle taranmıştı. Türkü ve şarkıları ile ünlü Şili devriminin eşsiz sanatcısı Victor Jara da Pinochet’in onayıyla orada işkenceyle katledilmişti.

Diğerleri sokaklarda, askeri birliklerde ve diğer tutuklama merkezlerinde, bir çoğu ağır işkence sonucunda  öldürülmüşlerdi. Sonuçta, askeri diktatörlük yılları süresince 60 binden fazla insan işkenceye uğramış ve yaklaşık bir milyon insan sürgüne zorlanmıştı. Bu olayların 14 milyonluk bir ülkede gerçekleştiğini göz önüne alınırsa, yaşanan iç savaşın istatiksel boyutları konusunda iyi bir fikir sahibi olunur. Mermerden anıt üzerine kazınmış isimler ve yerdeki taze çiçek buketleri ise Şili’de yaşanmış olan vahşetin insani boyutları konusunda hiç bir kuşkuya yer vermiyordu.

Kendisini Latin Amerika’nın en uygar, en gelişmiş ülkesi olarak tanımlamayı seven bu ülkede bu denli şiddetin ve terörün nedeni neydi? Neydi orduyu halkın üzerine bunca vahşetle saltırtan Şili hakim sınıflarının korkusu?

Kuşkusuz bu sosyal bir devrim korkusuydu. Allende seçimle işbaşına gelen ilk Marksist devlet başkanıydı ve Unidad Popular’ın sosyalist öğeler içeren programını uygulamaya çalışıyordu. Bakır madenlerinin devletleştirilmesini gerekçe gösteren Amerika ekonomik bir abluka uygulamaktaydı. Ülke içinde ise büyük toprak sahipleri, kilise ve işadamlari ekonomiyi sabote etmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Orta sınıflar da bu kervana katılmışlardı. Buna karşılık tarım işçileri, maden işçileri ve fabrika işçileri azimle mücadele ediyorlardı, Yasallaşan toprak reformunu hayata geçirmeye, işyerlerini işgal ederek üretimi sürdürmeye, ekonomik sorunları kooperatifler kurararak çözmeye çalışıyorlardı. Bu zorlu bir süreçti ama emekçi sınıfların mücadelesi her gün daha bir yaygınlık kazanıyordu. Bu anlamda, Hıristiyan Demokratların 1973 yaz aylarında orduya darbe için açık çağrıda bulunmaları, hakim sınıflar için vaktinde bir gelişmeydi. Bundan sonra Şili devrimi kör bir bıçakla parçalanacaktı.

Darbeden üç hafta sonra ölen Pablo Neruda’nın anılarına düştüğü en son satırlarda belirttiği gibi, Şili askeri bir kez daha halkına ihanet etmişti. (Yaşadığımı İtiraf Ediyorum)

Gerçi yıllar sonra Pinochet’in kişiliğinde somutlaşan bu kör bıcak bir kenara atılacaktı ama hakim sınıflar amacına ulaşmışlar, Şili işçi ve köylülerin devrimci mücadelesinin önünü kesmişlerdi.

Mezarlığın iç kısmında Allende’nin mezarını buluyoruz. Göğü avuçlamak istercesine yükselen üç mermer sütunun ortasındaki granit mezar taşında ölümünden önce söylediği son sözleri yazılıydı:

Ülkemin işçileri, Şili’ye ve geleceğine inanıyorum. Başka insanlar, ihanetin egemen olduğu bu karanlık ve acılı anın üstesinden geleceklerdir. Özgür insanın daha iyi bir toplumu yaratmak için ilerleyeceği aydınlık yolun önünün yeniden açılacağı gün yakındır.Yaşasın Şili! Yaşasın halk! Yaşasın işçiler!

Bugün Şili’de batıdakine benzer bir demokrasi yaşanıyor. Hayat standardı yüksek olmamakla birlikte ortam genelinde istikrarlı ve sakin bir görünüm arzediyor. Diktatörlük yıllarında hapse giren ve işkence gören Soyalist Michelle Bachelet devlet başkanı. Şili halkı, darbenin ardından işkenceye uğrayanları ve öldürülenlerin çocuklarını bugün siyasi iktidara seçerek bir anlamda Salvador Allende hükümetine ve yenik düşen devrime saygısını dile getirmiş oldu. Bu kadarı da sevindirici…

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.