İNGİLTERE’DEN… Türk militarizmi düş yakamızdan!

PAYLAŞ

Askeri muhtıra tepki duyulması gereken bir hareket. Muhtıradan medet umanlar şimdiden Genelkurmayın açıklamasına üşüşüp içinden boncuk bulmaya çalışıyorlar. Buna benzer çabalar ilk aşamada patlama yapacak.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin zorba ve baskıcı tutumunu kınamak ve protesto etmek şart. TSK’nin Türkiye’nin üstünde hikmeti kendinden menkul velayetine son verilmesi yakıcı bir gerekliliktir.

Muhtıranın amacı nedir? Muhtıranın bir amacının Genelkurmayın genel seçimleri istikrarsızlaştırmaya yönelik bir adım olduğu söylenebilir. 1961 anayasası ile seçilmişler üzerinde Demoklesin kılıcı gibi sallanan Milli Güvenlik Konseyinin yetmiyormuş gibi muhtıralarla, siyasetin üstünde egemenliğini perçinlemek istediği açıkça görülüyor. Türk Silahlı Kuvvetleri var gücüyle kükreyerek,  ‘Cumhurbaşkanlığı seçimi de, Genel seçimde benden sorulur’ mesajını vermek istiyor. Bu bir şantaj, bir gözdağı. Direnecek bir Türkiye militarist müdahalelere mahal vermeyecek yasal ve adli kozlara her şeye rağmen sahip bulunmaktadır.

Türkiye’nin siyasi tarihi mazlumu oynayan ya da kurban edilmek istenen siyasetçilerin sandıkta geri dönüşü ile sonuçlanmıştır. Son askeri muhtıra genel seçimleri istkrasızlaştırmayı hedeflerken AKP’nin her durumda siyasi gidişatı kontrol ederek prim yapmasına göz yummaktansa, kitleleri siyasal geleceklerinin ‘askerin paşa gönlüne’ endekslenmesine gidilmiştir.

Türkiye’nin darbe geleneğinin tarih içinde gösterdiği bir olgu, ABD’nin bilgisi ve zımmen oluru olmaksızın darbelerin yapılmamasıdır. Türkiye’de gerçekten de hemen her darbe Türkiye’nin ABD ve Atlantik siyasetine tepeden müdahele ile ayar yapılmasını sağlamıştır. Bu nedenle muhtırayı salt iç siyaset ekseninde görmek bütünü görememek olur. Sorulması gereken soru şu: Muhtıra ABD ve Türkiye ilişkilerine hangi bağlamda nasıl bir ivme kazandıracak? Bu sorunun cevabına ilişkin aklımdan geçen olasılıkları şimdilik bir kenara bırakıp, iç dinamiklere değinelim.

Laikçi ve darbeye gizli açık davetiye çıkaran kitlelerin -Ankara mitingi gibi-  hoşnutsuzlukları, gerek vurgu gerekse ideolojik kısırlık nedeniyle, muhalefetin elini siyasal kazanca çeviremedi. ‘Sıfıra sıfır elde var sıfırla’ siyasi fukaralığıyla, genel seçimlerde askeri vesayete kayıtsız şartsız yeşil ışık yakan siyaset eşrafına nal toplamaya başlayacağı belirginleşmekteydi. Neticede,  Ankara Mitingine katılanların eylemleri muhtıracıların ekmeğine yağ sürdü. Darbeye giden yolun kilometre taşları olmakla kaldı.

Bundan böyle, meşruiyetini kitlelerin meydanlara dökülmesinden alan ve darbeciliğe kılıf uydurmak alan muhtıracıların seçim dönemine kadar ellerinden geleni ardına koymayacağı anlaşılmaktadır. Bu yıpratma siyaseti bütün kişi ve mekanizmalarla hükümetin ve hükümet üzerinden Müslüman ve genel olarak muhalif kesimlere yönelik gözü dönmüşlüğü artıracaktır. Bu dönemde iftira, kin adına ne varsa boca edilecek ve ‘Fırsat bu fırsattır,’ diyenler puslu havada ava çıkacaklardır.

Muhtıracıların laikliği esas alarak meşruluk sağlama yağmasına son verilmedilir. Laiklik konusunda herkesin değişik fikirleri ve nihayet amentüsü var. Herkesin standart bir laiklik etrafında bütünleşmeyeceği açık. Hatta başta Müslümanlar, laikliği dini hayatın içinden çıkarılması olarak tanımlayıp, sürekli bir laiklik karşıtı tutum ve pratik sergileyecekleri de malum. Bu karşı duruş ve direnç, türban vs bahane edilerek terbiye edilmek istenirse, bu geri tepecektir. AKP cami ile kilise arasında ‘binamaz’ tutumunu bırakmaya zorlanabilir. Eğer AKP rejime süt liman eklemlenmeyi başarabilseydi, ılımlı İslam anlayışına çanak tutanlar zafer kazanmış sayılabilirdi. AKP’nin elinden bu oyunu oynama şansının alınması AKP’nin ılımlılık anlayışındaki tutarsızlıklarından çıkarılacak derslerin gerçek Müslümanlara hayat ve düşüncelerinde ibret verici bir netleşme şansı vereceğini düşünüyorum.

Şimdi muhtıranın söylemini analiz edelim. Laiklik konusunda uyarı ifadelerine muhtırada rastlanıyor. Uyarının gerçek muhatabının ilahi okuyan küçük kızlar ya da Kuran-ı Kerim yarışmasına katılan çocukların şahsında büyücek bir kitle olduğu anlaşılıyor. Asıl bomba muhtıranın son paragradında geliyor. Askerin ‘Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır” ibaresi dikkat çekiyor. Buna göre Müslümanlar olduğu kadar, Kürtler ya da zorlamacı Türk etnik egemenliğe dayalı bir milliyetçiliği benimsemeyenlerin de muhtıranın hedef aldığı muhataplar yani düşmanlar(!).

Bu noktada muhtıranın Türkiye’de devam edegelen başörtüsü yasağı haksızlığına ilişkin dengeleri değiştirmeye yönelik bir amacı nasıl varsa, Türk milliyetçiliğini azgınlaştıracak hukuki ve kitlesel tabanı güçlendirme kurnazlığı da gözden uzak tutulmamalıdır.

Türkiye’nin yerlerde sürünen insan hakları ve özgürlük standartları bu yeni militarist müdahalelerle iyice yara alacaktır. Sorumlu insanların Türkiye’yi militarist oligarşinin kucağına atmayacak birikim ve duyarlılıkları ne iyiki bulunmaktadır.

Muhtıraya karşı tepki kondukça ve tek tek militarist çevrelerin meş’um niyetleri afişe edildikçe militaristler ve şürekası bir daha muhtıra ve darbe yapma cesaretini bulamayacaklardır. Son muhtıranın apar toparlığı, söylem ve stil olarak yine sığlıktan geçilmemesi militarizmin tükenmişliğine çeyrek kaldığının habercisi olarak görülebileceğine ben şahsen inanıyorum. 

 

CEVAP VER