İNGİLTERE’DEN… Türk okulları yasaklansa ne olur?

Türkiye’de yeni anayasa taslağı üzerindeki tartışmaları birlikte takip ediyoruz. Başbakan Erdoğan, “yeni anayasa özgürlüklere sahip çıkacak. Anayasa hazırlanırken tüm kesimlerin görüşleri alınacak” diyordu. Sonra Anayasa’nın en çok tartışılan maddelerinden biri olan 66. maddesiyle ilgili görüşler gündeme geldi. Tartışmalar bu maddede yer alan, “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ibaresiyle ilgili. Bu maddenin ne şekilde değiştirileceği henüz kesin değil. Ardından Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’un değerlendirmesi gündem oldu: ” “Etnik açıdan kendisini farklı hissetmek, ayrı bir aidiyet duygusuna sahip olmak ile etnik farklılıkları siyasal bir boyuta taşımak farklı hususlardır. Aidiyet duygularına, kültürel boyutta kaldığı sürece saygı gösterilmelidir. Ancak, farklılıkların ve aidiyet duygularının siyasal boyuta taşınmasına müsaade edilemez. Bu etnik milliyetçiliktir. Kabul edilemez…Kültürel alandaki düzenlemelerin ‘daha fazla özgürlük’ başlığı altında siyasal alana doğru götürülmesi ve farklılıkların gereğinden fazla derinleştirilmesi ile bu konuların ülke gündemine yoğun şekilde sokulması, korkarım ki bir gün ülkeyi kutuplaşmaya sürükleyebilir…” Otoriter, totaliter sistemler veya o sistemlerin savunucuları haklar ve özgürlükleri her zaman reddetmiş, tanımamış ve engeller getirmişlerdir. Buna karşı öne sürülen gerekçeler ise hepimizin bildiği şeyler:Bölünme. İşte Türkiye’de de yaşanan bu.

Türkiye’de Kürt Sorunu diye birşey yoktur. Kürtler ise hiç yoktur. Onlar sadece  zorunlu vatandaşlardır… Bakın Prof. Dr. Baskın Oran, Ekim 2004’teki “Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Raporu”nda neler diyor:

“Türkiye’de devletin kendi insanına daha insanca muamelede bulunmasının, ülkede ‘birlik ve beraberlik’ açısından çok yararlı olacağına şüphe yoktur. Çünkü ‘zorunlu yurttaş’lardan oluşan bir ülke zayıf bir ülke demektir. İnsanları mutlu ederek onları ‘gönüllü yurttaş’lar haline getirmek bizzat devleti kuvvetlendirecektir.

Devletin en az çekineceği vatandaş, hakkını verdiği vatandaştır…”

Kürtleri zorunlu yurttaşlar olmaktan çıkarmanın yolu vatandaşlık tanımın demokrasi ve insan hakları temel alınarak yeniden yapılmasında ve ‘ana dilde eğitim hakkı’nın tanımasında geçiyor. Anadilde eğitim evrensel bir insan hakkı olmasına rağmen Türkiye bu konuda adım atmaya yanaşmıyor. Çocuk hakları açısından tüm dünyada kabul gören metin olan BM Çocuk Hakları Sözleşmesi 20 Kasım 1989’da kabul edildi.   Ancak Türkiye 1990’da sözleşmeyi 17, 29 ve 30. maddelerine çekince koyarak imzaladı. Bu maddeler, kitle iletişim araçlarında azınlık çocuklarının dil gereksinimlerine özel önem gösterilmesi ve teşvik edilmesi, taraf devletlerin çocuğun ana babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı veya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesi, çocuğun kendi dilini kullanma hakkından yoksun bırakılmaması gibi ibareleri kapsıyor. 

BM Çocuk Hakları Komitesi, Türkiye’nin 1999’da sözleşmenin uygulanmasına dair verdiği ilk ulusal rapora ilişkin yaptığı değerlendirmede 17, 29 ve 30. maddelere konulan çekinceleri kaygı ile karşıladığını; Lozan antlaşmasıyla azınlık olarak tanımlanan gruplara mensup çocukların ve Kürt çocukların bundan olumsuz etkilenebileceğine dikkat çekmişti…
Oysa Türkiye’de Başbuğ ve yandaşlarının karşı çıktığı bu haklardan pek çok ülkede pek çok çocuk yararlanabiliyor.
Örneğin İngiltere’de  yaşayan Türk, Kürt, Somalili, Punjablı, Pakistanlı çocuklar kendi dillerinde rahat bir şekilde eğitim yapabiliyor.

Hatta TC. Milli Eğitim Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün verdiği bilgilere göre, İngiliz okullardaki normal eğitim-öğretim faaliyetlerine ek olarak, Eğitim Müşavirliğinin denetim ve gözetimi altında Türk çocukları için, Londra’da 30 dernek okulu ve 36 İngiliz devlet okulu bünyesinde Türkçe ve Türk Kültürü Dersleri verilmekte ve bu derslere, toplam 4.000 civarında Türkiyeli  ve Kıbrıs kökenli Türk çocuk katılmakta. 

Kimi derneklerin yerel otoritelerden maddi yardım alırken bazılarının sadece öğrenci aidatları ile faaliyetlerini sürdürmekte oldukları biliniyor. Ayrıca bazı orta öğretim kurumlarında Türkçe Dersi İngiliz Müfredatı çerçevesinde yer alan Modern Yabancı Diller listesinde yer almakta ve Türk öğrencilerin yanı sıra İngiliz ya da başka etnik kökenden öğrenciler de yabancı dil olarak Türkçe alabilmekte, Türk öğrenciler de diğer dillerde eğitim görebilmekte.

Yine MEB tarafından verilen bilgilere göre, Türk okullarının hedef kitlesi Türkiye’den gelen 100.000; Kıbrıs’tan gelen 200.000 kişi olmak üzere yaklaşık 300.000 civarındaki Türk’tür. İngiliz okullarında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gibi milli gün ve bayramların da Türkçe dersi verilen İngiliz Okullarında düzenlenen törenlerle kutlanmakta olduğu da biliniyor.  İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da ve diğer ülkelerde azınlıklara mensup çocukların kendi dillerinde eğitim alması, bizzat eğitim kurumları, devlet ve otoriteler tarafından desteklenip teşvik edilirken, Türkiye’de 21. yüzyılda hala sıradan kültürel haklarla uğraşılması düşündürücüdür. Ayrıca Türkiye’nin başka ülkelerde yaşayan Türk vatandaşları için azınlık haklarını savunup, kendi ülkesinde yaşayan vatandaşlarının haklarını görmezden gelmesi Türkiye’yi dışardan bakıldığında oldukça komik kılıyor. İnsan hakları evrenseldir ve ihlal etmenin hiçbir mazereti olamaz. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here