İnsanlığa yönelik üçlü saldırı

Küreselleşme olgusu, politik bir akım olarak toplumlara yansıtılıyor olmasına karşın, özünde gelişmiş sanayi çeverelerindeki sermayenin yaşadığı krizin tetiklediği ekonomik bir süreçtir. Küreselleşmenin çıkış nedeni merkezdeki gelişmiş sermaye dokusunun krizidir, yayılış rayları ise küresel alanda uygulanan serbest piyasa görüşüdür. Serbest piyasa, meta mübadelesinde ekonomik güçlerin karşı karşıya geldiği ortamı ifade eder. Kapitalizmin gelişme sürecinde, eriyen ufak firmalar yerine dev uluslararası firmalar ortaya çıktığına, giderek yaygınlaşan yoksulluğa karşın dünya zenginliği belirli azınlıkta yoğunlaştığına göre, serbest piyasa sistemi ekonomik güçleri eşitleştirici yönde değil de, ayrıştıcı ve farklılaştırıcı yönde işlemektedir. Öte yandan, ulus devlet yapıları giderek ufalanıp, uluslararasılaşma akımı güç kazandığına göre, ulusal politikalar da erimekte, bunun yerine ve yerel politikaların üzerine uluslararası politikalar başat olmaya yüz tutmaktadır.  

Günümüzün kürselleşen dünyasında hem ekonomi ve siyaset alanları ülke sınırlarının çok ötesine geçmiş, hem de ekonomi ile siyaset geçmişte olduğundan çok daha sıkı bir şekilde birbirine kenetlenmiş bulunmaktadır. Öyle ki, artık ulusal politikalar söz konusu olmadığı gibi, uluslararası siyasetin başat belirleyicisi de ekonomi olmuş durumdadır. Bu durumu daha da karmaşık bir hâle getiren diğer bir olgu da, gelişmiş ekonomilerin enerji gereksinimi giderek artarken, dünya enerji kaynaklarının ağırlıklı olarak sanayileşmiş ülkeler dışında bulunması ve bundan dolayı da söz konusu enerji alanlarının büyük güçlerin çatışma alanı haline geliyor olmasıdır. Bu itibarla, güncel mesele şeklinde yansıyan her konuya ekonomi ve siyaset bağlamında hem zaman içinde, hem de eş anlı olarak geniş bir perspektiften bakmak gerekiyor. Merkez sermaye krizi küreselleşmeyi dayatırken, enerji gereksinimi de siyasî ve askerî müdahalelere kapı aralamaktadır.

Gelişmiş sermayenin kendisine daha geniş üretici ve tüketici piyasalar arama çabası, şimdilik silah gücü devreye sokulmadan, ekonomik ilişkilerle halledilmeye çalışılmakta ve merkez sermayenin krizini aşma yolunda şimdilik  oldukça da başarılı adımlar atılmaktadır. Tüm ekonomilere korumasız serbest piyasa sisteminin dayatılması, Türkiye’nin yaşadığı dönüşümler hep böylesi adımların iz düşümleridir. Ne var ki, söz konusu politikalarla Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler değil, merkezde  gelişmiş ekonomiler yarar sağlamaktadır. Zaten, amaç da budur!

Şimdilik silahlı müdahaleye gerek göstermeyen küreselleşme, ileriki dönemlerde silahlı çatışmaya da gebedir. Zira, kendisine üretici ve tüketici geniş piyasa arayan gelişmiş merkez sermaye çevreye yayılırken, aynı amaçla çevreye yayılan karşıt sermaye ile çatışmaya girer. Böyle bir çatışmanın günümüzde yaşanan izleri şirket evlilikleri, şirket yönetimlerinin ele geçirilmesi ya da yoğun teknoloji mücadeleleridir. Ancak, bu gidişin ileriki safhalarda nasıl bir seyir izleyeceğini kestirmek kolay değildir. Şu kadarı söylenebilir ki, bu gidişin nihaî aşaması daha yoğun ekonomik veya silahlı çatışma olabilir.

Gelecek ile ilgili korkularımızı artıran diğer bir faktör de, yukarıda da kısaca sözünü ettiğim, gelişmenin yapıldığı ekonomilerde giderek yükselen ve sıkışan enerji krizi, buna karşın enerji kaynaklarının ise genellikle bu ülkeler dışında bulunuyor olmasıdır. Enerji konusu, sanayi için yaşamsal bir öneme sahip olduğundan, vasat bir ticarî meta olmaktan öte, stratejik bir maddedir. Bu itibarla, günümüzün gelişmiş ekonomileri enerji konusuna bedeli karşılığında alınabilecek bir meta olarak değil, mutlak olarak sahip olunacak bir madde olarak bakmaktadır. Günümüzde Hazar Havzası ve Kafkaslar sorunu enerji konusunun nasıl bir çatışmaya yol açabileceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Meseleyi sadece enerji olarak da görmek resmin tümünü algılamamıza yetmez. Gelişen sanayi ve teknoloji ortamında giderek değişik metallere ve minerallere gereksinim artmakta ve bu tür maddeler bir zamanların altın ya da platin değerini ihraz etmeye başlamaktadır. Örneğin bor böyle bir madde olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu tür kıymet kazanan madenler de enerji kadar önemli olmaktadır.

Hızlı ve pervasız sanayileşme ekolojik dengeyi bozarak, insanlığı geri dönülemez tehlikelere atarken, sermayenin yaşadığı kriz yanında, enerji ya da değerli madenler üzerindeki mücadele de insanlığı silahlı çatışma ile karşı karşıya getirmektedir.

Bu yazıya ek olarak koyulmaktan çok öte bir önemi olan “su meselesi” de işin tuzu biberidir. İleride bu konuya da değinmek üzere, mutlu günlere!

_________________

* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.