O keskin sınıf kokusu!

O keskin sınıf kokusu!

0
PAYLAŞ

Burjuvaziyi az çok tanımam ve o keskin burjuva kibrinin kokusunu toplumsal belleğime yerleştirip ondan nefret etmem, burjuva bir aile çevresinde yetişmem sayesinde oldu. Bir köyde ya da yoksul, taşralı bir ailede doğsaydım, burjuvazinin sınıf kibrini ve refah içindeki yaşamlarını sağlayan emekçileri nasıl küçümsediklerini belki de bu kadar net göremeyecektim. 1960’ların TİP’li ve Çetin Altan’lı günlerinde, 17-18 yaşlarında bir gençken, Yarılma (1954-1972)’da (İletişim, 2002) anlattığım gibi, Nebahat teyzelerin Şişli’deki mükellef evlerinde aşçılarına burjuvazinin aleyhinde ajitasyon yapmaya başladığımda artık komünizme sempati duyan bir gençtim.

Geçen yıl, Türkiye’nin bir yerinde tesadüfen tanıştığım MHP eğilimli bir işadamı, 68 kuşağından olduğumu öğrendiği zaman, bizlere hep sorulan klasik soruyu sordu bana: “Geçmişe baktığınızda pişmanım dediğiniz neler var?” MHP’li işadamına beklediğinin tam tersi bir yanıt verdim: “geçmişte pişman olduğum tek şey, yeterince devrimci olmamak, fazlasıyla uzlaşmacı olmaktı.” 1975-1980 yılları arasında, TİKP’nin sınıf ve devlet işbirlikçisi siyasetlerinden sorumlu olmaktan bugün de büyük utanç duyduğum gibi “ayrıntılara” girmedim elbette. Bunu Havariler (1972-1983)’de (İletişim, 2002) yeterince işlediğimi sanıyorum.

O gün bile tam içime sindiremediğim o sınıf işbirliği politikası yıllarını yaşamama rağmen, bugün, 60 yaşımda şöyle düşünüyorum: İnsan 7’sinde ne ise 70’inde de odur. Farklı farklı dönemlerden ve zıt süreçlerden geçse de çok erken yaşlarda edindiği bazı özellikler yok olmuyor, hatta belki zamanla daha da netleşiyor. Bugün, burnumun o keskin sınıf kokusunu almakta hiç de duyarsızlaşmadığını görmek bana mutluluk veriyor.

Cengiz Çandar ve Hadi Uluengin, Aydınlık döneminden eski arkadaşlarımdır. Hadi’nin DTP’li kadınların “şıklığını” öven ve Cengiz’in AKP’nin zaferini kutsayan yazılarını bir arkadaşım göndermiş. Her iki yazıyı da okurken o keskin sınıf kokusu çarptı burnuma.

İP’lilerin ya da diğer Stalinistlerin “dönek” edebiyatına, Stalinizmden kurtulduğum dönemden beri itibar etmem. Bu edebiyatın, sadece ve sadece, kendi dar parti menfaatlerine uymayanları karalamak için kullanıldığını çok iyi bilirim. Sovyet tarihini okurken, çok sayıda Stalinistin bile, Stalinist NKVD tarafından “dönek” diye damgalanıp ölüme yollandığı gerçeğini bilmek bile bu edebiyattan uzak durmak için yeterlidir. Eugenia Ginzburg’un, Anafora Doğru’da (Pencere, 1996, çev: Gün Zileli) Stalinist tasfiyelerle ilgili olarak çok veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, “milyonlarca insanın bir kişiye ihanet ettiğini düşünmektense, o bir kişinin milyonlarca insana ihanet ettiğini düşünmek daha mantıki değil midir?” Kaldı ki, bugün “dönek” edebiyatının Türkiye’deki baş mimarlarından İP’in vardığı yer, “dönek” dediklerini çok çok gerilerde bırakmış bulunmaktadır.

Bununla birlikte, dönek edebiyatına katılmamak, bir zamanlar birlikte mücadele ettiğim arkadaşlarımı bugün bulundukları sınıfsal konumları ve savunuları nedeniyle eleştirmeyeceğim anlamına gelmiyor.

Cengiz’in yazısı, her zamanki canlı yazım tarzından bir hayli uzak geldi bana. Hatta okurken biraz da sıkıldım diyebilirim. Neyse ki yazının sonunda Cengiz, derdini net bir şekilde ifade etmiş: “ ‘Siyasi iktidarda devamlılık’ ve daha önemlisi ‘demokratik değişim ve özgürlük dönemi’nin başlangıcındayız.” Cengiz, muzaffer burjuvazinin ve muzaffer AKP’nin yanında saf tutup sınıfsal tavrını net bir şekilde ortaya koymuş.

Şu “siyasi iktidarda devamlılık” söylemine değinelim önce. Bakunin, Marks’la I. Enternasyonal’de cereyan eden ünlü tartışmalar sırasında, “beni de iktidara getirin, ben de bir zorba olur çıkarım” der. Fazla uzatmadan şu ünlü sözü tekrarlayalım: “İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlak yozlaştırır.” Siyasi iktidarda devamlılık, bu anlamda, zorbalık ve yozlaşmada devamlılıktan başka bir anlama gelmez. Merkez sağa ve dolayısıyla siyasi iktidara güvenli bir şekilde oturan AKP’yi bekleyen bundan sonra “demokratik değişim ve özgürlük” değil, zorbalaşma ve daha büyük bir hızla yoşlaşmaktır. Vitrindeki Ertuğrul Günay’lar, eski anarşist Reha Çamuroğlu’lar, bu yozlaşmayı ve zorbalaşmayı önleyecek değil, tersine daha da hızlandıracak unsurlar olarak görev yapacaklardır. Dünyadaki tüm iktidar örneklerine bakın. Hangisi, zirveye çıktıktan sonra olgun bir meyva gibi çürümeye başlamamıştır. Eski arkadaşım Cengiz, belki de zafer sarhoşluğuyla bu gerçekleri unutmuş görünüyor ya da artık unutamayacak kadar uzaklaşmış bu gerçeklerden. Ne kadar yükseklere çıkarsanız, gerçeklerden ve o gerçekleri etinde kemiğinde duyarak yaşayan aşağıdakilerden o kadar uzaklaşır, onları görmez ve duymaz olursunuz.

Hadi ise, DTP’li kadın mebusların mazbatalarını alırken çekilmiş fotoğraflarını yakından incelemiş. Onların tiril tiril giyimlerindeki uyumu övüyor. Buradan hareketle, DTP’nin, Türkiye’nin kapitalist düzenine uyum sağlamaya ne kadar hazır olduğu mesajını veriyor. Bu arada eski devrimcilerin parka postal kültürüne “giydirmekten” de kendini alamamış. Parka postal kültüründe bir özenti ve naiflik olduğu kadar, burjuvazinin bilinen değerlerinden kopuş çabası da gözlemek mümkündür. Ben hâlâ, burjuvazinin o “uyumlu” giyimi yerine parka postalın “uyumsuzluğunu” kendine daha yakın bulanlardanım. Öte yandan, MedTV’de olsun, Ulusal TV’de olsun, özellikle genç hanım spikerlerin o fazlasıyla özenli ve uyumlu giyimlerinin, “iyi eğitim” görüp menajer olmuş taşralı gençlerin burjuva ailesine kabul edilme komplekslerinin utanç verici tezahürlerine oldukça benzediğini düşünenlerdenim. Parlamentoya giren Kürtlerin “uyumu” umarım sadece giyimde kalır da, Hadi’nin ima ettiği noktalara kadar uzanmaz.

Eski arkadaşlarım Cengiz ve Hadi, sırt dayadıkları sınıfın kendilerine verdiği güvenle, bu sınıfın saflarına, “kapıya dayandıkları”nı farzettikleri yenilerinin katılması arzusunu dile getirmişler.

Keskin sınıf kokusunun burnumuzu sızlatmaması mümkün değil.

Bu keskin koku, tersine şöyle bir çağrıyı da teşvik edebilir pekâla: AKP-ordu iktidarına karşı ezilenlerin, yoksulların sınıf çizgisinde bir toplumsal muhalefet.

 

BİR CEVAP BIRAK

10 + ten =