“Olayları doğru okuyan geleceği de doğru okur”

“Olayları doğru okuyan geleceği de doğru okur”

0
PAYLAŞ

Gezi Parkı eylemcileriyle görüşmeler yapan Üsküdar Üniversitesi Felsefe Profesörü Adnan Ömerustaoğlu, sahadaki gözlemlerini sorular sorarak, cevaplar vererek aktardı: “Eylemcilerle yaptığım gözlem ve görüşmelerden çıkardığım sonuç, eylemcilerin büyük çoğunluğu herhangi bir siyasal organizasyona sempati duymuyor. Zaten yaş ortalaması itibari ile de pek çoğu daha oy bile kullanmamış. Hiçbir siyasal organizasyon böyle bir olaya kendi taraftarlarının katılmadığını söyleyemez. Kurumsal olarak katılmamış olabilirler ama tabanları bu eylemlerde yer almışlardır. Bu açıdan olayı irdelemeleri gerekir. Bu hareketin gücü biraz da bir kurumsal yapının kontrolünde örgütlenmemiş olmasındadır. Farklı amblem, bayrak ve flamaların taşınmasından bu belli olmaktadır. Yer yer bazı bayrak ve flamalar daha yoğun olarak görülse ve içlerinde politize olmuş bazı küçük gruplar var olsa da grupların taşıdığı genelde ve yaygın olarak Türk bayrağıdır.

Direniş hareketinin geneline bakıldığında; Bu eylemci gençler bağımsızlık, sorumluluk, fedakârlık, hoşgörü, cesaret ve paylaşım gibi değerlerin güçlü etkisini sergilediler. Belki bu gösterilerde ne vardı sorusunun cevabıdır bunlar. Yağma yoktu, yaygın ve sistemli bir saldırı ve şiddet yoktu, tahribat amaçlanmamıştı, zaman zaman kendini savunma şeklinde bir karşı koyma ve direnme vardı. Duyarlılıkları ile sempati topladılar. Bundan sonra da provoke edilmemeliler, içlerindeki provokatörleri ise teşhir etmeli, eylemlerine gölge düşürülmesine izin vermemelidirler.”

Hiçbir ideoloji değil, gençler kazandı…

Gezi Parkı eylemini felsefi açıdan değerlendiren felsefe Profesörü Adnan Ömerustaoğlu, doğru soruyu sorarak olayları doğru okumanın gerektiğini söyledi. Olaydan herkesin ders çıkarması gerektiğinin altını çizen Ömerustaoğlu, herhangi bir ideoloji grubunun değil gençlerin kazandığını söyledi.

Birkaç çevre gönüllüsüyle başladı, Türkiye’yi ayağa kaldırdı

Taksim Gezi Parkı’nda bulunan ağaçların kesilip alana AVM ya da Topçu Kışlası’nın yapılacak olması önce birkaç çevre gönüllüsünü harekete geçirdi sonra bütün Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Türkiye’de bugüne kadar pek çok çevreci eylem oldu fakat onlar genellikle kendi yöreleriyle sınırlı kaldılar. Hatta bazen bir köy ya da kasaba sesini duyurmak, bir farkındalık oluşturmak için bazen Ankara’ya bazen İstanbul’a yürüdü ama bu olaylar çok büyük bir etki uyandırmadı. Bazılarının söylediği “Birkaç ağaç için kıyamet koparıyorlar”, “ Bunun arkasında başka hesaplar var” veya “Dış güçlerin işi” sözlerine rağmen neden bu olay böylesi büyük bir etki yarattı ve farklı kesimlerden destek gördü?

Her ne kadar başlatıcısı birkaç ağacın kesilmesine karşı duyulan tepki olsa da birçok değişik faktörün olayın yayılması üzerinde etkisi var. Özellikle bireyler kendi kişisel yaşam alanlarının tehdit altında olduğunu, özel yaşamlarına müdahale edildiğini ve kendilerinin yok sayılarak dayatmalarla karşı karşıya kaldıkları algısıyla harekete geçmektedirler. Çünkü mağdur edildiklerine, ciddiye alınmadıklarına, yok sayıldıklarına yani haklı olduklarına inanıyorlar.

Klavye Şövalyeleri de Gezi Parkı’nda…

“Klavyenin başından kalkmayanlar” diye tarif edilen, internette oyun oynayan, tweet atan, Facebook’a giren sanal ortamda çok fazla vakit geçirdiği için eleştirilen ve ‘klavye kahramanları’ diye ironi yapılan gençler sanal ortamda örgütlenerek bir hareket başlattılar ve meydanlara indiler. Bu eylemleri yapan insanların büyük bir kısmı ekonomik kaygılarla hareket etmemektedir. Bunu doğru okumak gerekiyor. İşsizlik, gelir dağılımdaki adaletsizlik ekonomik yetersizlikler bu olayın tetikleyicisi değildir, belki bazı sınırlı sayıdaki eylemciler için etkili olmuş olsa bile.

Peki, kim bunlar, neden böyle bir yolu seçiyorlar?

Bu bir genç orta sınıf hareketidir. Bu yeni bir kavramdır. Her orta sınıf hareketi gibi başarı şansı oldukça yüksektir. Orta sınıfın organize ettiği veya desteklediği sosyal eylemler genelde başarıya ulaşır. Fransız ihtilali gibi ya da dünyanın pek çok ülkesindeki iktidar değişikliklerinde olduğu gibi… Bu sıradan bir olay değildir iyi okunmalıdır; satır arası okumaları yapılmalıdır. Ünlü sosyolog Max Weber’in anlama sosyolojisinde belirttiği gibi sosyal eyleme eylemcinin yüklediği anlamın bilinmesi, o eylemin anlaşılması açısından gereklidir. Bunun için bazı sorular sormakta fayda var.

Eyleme hangi dünya görüşünde veya siyasi düşünceden insanlar katıldı veya katılmadı?

Her grup var ama hiçbir grup baskın ve belirleyici değil. İçki içenden namaz kılana; milliyetçilerden evrenselcilere; solculardan yeşillere ve sosyalistlere kadar hemen her düşünceden az veya çok insan katıldı. Katılan kitlenin büyük bir kesimi on yedi, yirmi beş yaş aralığında ikinci büyük grup ise 25-35 yaş arası ondan sonra katılımcıların yaş ortalaması büyük oranlarla ifade edilmeyecek kadar hızla düşmekte.

İdeoloji değil gençler kazandı…

Klavye şövalyeleri siyasetin üslubu ve seviyesine ve medyaya bir tepki göstermiştir. Yani “beni istediğin gibi kurgulayamazsın” demiş adeta buna isyan etmiştir. “Artık beni gör, ben varım ve sorunlar karşısında duyarlıyım ama kısır çekişmelerde yokum, temel sorunlarda varım”dediler. Bu bir özgüven ifadesidir, kitleler ne istediğini biliyor, kararlı davranıyor sıkıntıları göze alıyor. Su, gaz ve cop yediler, uykusuzluğa ve yorgunluğa da katlanabildiklerini gösterdiler. Duyarlılıkları için harekete geçtiler. Hiçbir ideoloji, siyasi grup, spor kulübü değil gençler kazandılar.

Bu olaydan kimler ders almalı?

Öncelikle kimler bu olayı doğru okumalıdır? Siyaset kurumu, medya, toplum, bilim camiası, aileler ve bireyin kendisi. Bu olaylar bir dönüm noktası, bir milat olarak görülmeli ve ülkemizin demokrasi kalitesinin yükseltilmesi açısından bir kazanım olarak ele alınmalıdır.

Gezi Parkı olayını doğru okuyan geleceğin Türkiye’sini doğru okur.

BİR CEVAP BIRAK