Olimpos’taki yapılaşma öyküsü böyle başladı, nasıl biteceği ise belediyenin yaptığı kaldırımda saklı…

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Ağaç evlerle başlayıp portakal bahçelerine taşan bungalovlarla süren bir turizm öyküsü bugün Olimpos’u 4 bin yatak kapasitesini aşan Türkiye’nin en büyük kaçak tatil köyüne dönüştürdü. 20 yıl önceki Olimpos’un görüntüleri, bugünden bakınca gelecekte neyin beklediğini de anlatıyor…

Bu fotoğraflar Olimpos’ta ağaç evler modelinin başladığı ilk yılların ardından çekildi. Yıl 1999. 1990’lı yılların başlarında iyi niyetle ve pastoral romantizmle başlayan bir turizm düşü, aradan geçen yaklaşık 30 yılda kayıt dışı, plansız ve altyapısız bir turizmi doğurdu. Üstelik Likya uygarlığının önemli liman kentlerinden biri olan Olimpos’un kalıntılarının üstünde,  2. Derece arkeolojik sit alanı olarak korumaya alınan, çevresi 1. Derece arkeolojik ve doğal sit alanları ile milli park statüsü ile korunan bir vadinin içinde 30 yıl boyunca tüm yetkililerin ve kurumların gözleri önünde yaşandı bütün bunlar.

“Bir kereden bir şey olmaz” anlayışı, yerel halkın beklentilerinin giderek yükselmesi, Olimpos’a gelen binlerce ziyaretçinin talepleriyle birleşince bugün çözülmekte zorlanılan bir sorunu doğurdu: Plansız ve altyapısız turizm. Oysa çok değerli bir bütünün önemli bir parçası olan Olimpos’un en başından beri planlı, denetimli ve kontrollü bir koruma-kullanma dengesiyle ele alınması bugün hem yerel halkın ata yurtlarında daha sağlıklı ve huzurlu bir yaşam sürmelerine olanak sağlayacaktı hem de Türkiye’nin turizm çeşitliliği içinde çok daha özgün bir yeri olacaktı.

İŞTE 20 YIL ÖNCE İNSANLARIN KENTTEN KAÇIP SIĞINDIĞI OLİMPOS

Olimpos’ta her şeyin masumane bir düşle başladığı yıllarda, 1999’da çekilen bu fotoğraflar, olağanüstü güzel bir vadinin içinde, narenciye bahçelerinin arasında birer ikişer beliren ahşap bungalovları ve ağaç evleri yansıtıyor. İlk önceleri pek çoğu birbirine akraba, komşu, ahbap olan bu insanlar oluşan turizm pastasından aldığı payı artırmak için yarış içine girince işler giderek çığırından çıktı. Portakal bahçelerinin içine birer ikişer kondurulan bungalovlar giderek orman içlerine, kayalıkların dibine doğru taşmaya başladı. Birkaç yatak ile başlayan ‘masumane’ ağaç evler rüyası, bugün ağaçlar için bile sorun haline geldi ve artık Olimpos’taki yatak sayısı 4 binin üstüne çıktı. Yaklaşık 20 yıl önce insanların kentlerden ve betondan kaçıp sığındığı Olimpos, plansız ve altyapısız bir büyümeyle bugün neredeyse ‘kaçılacak’ bir yer haline dönüştü. Rüya gibi başlayan bir modelin, giderek adım adım kabusa dönüşmesi bu.

PLANLAMA VE ALTYAPI İÇİN SİT DERECESİ DÜŞÜRÜLDÜ

Yaz aylarında binlerce insanın konakladığı, yiyip içtiği, duş aldığı ve çeşitli insani ihtiyaçlarını giderdiği bir turizm beldesine dönüşen Olimpos’ta yapılaşan alan 2. Derece arkeolojik sit alanı olduğu için kanalizasyon, su, yol gibi altyapı hizmetlerinin yapılmasına yasalar olanak tanımıyordu. Ancak yasalar bu kadar yatak kapasitesinin oluşmasını sağlayacak yapılaşmaya da olanak tanımıyordu. Böylece, Olimpos’ta Türkiye’nin belki de en büyük ‘kaçak’ tatil köyü ortaya çıktı. İlgili ilgisiz herkesin gözü önünde gelişen bu sorun için son birkaç yıldır çözüm aranıyor. En başta yerel işletmeciler ve yerel halk ortadaki plansızlığın ve altyapısızlığın ne tür sorunlara neden olduğunu yaşayarak görüp öğrendi. Ancak Olimpos öyle bir şöhrete kavuşmuştu ki, artık deyim yerindeyse insanların kovulsalar bile gelmeye devam edecekleri bir tür ‘kentten kaçış’ mekânına dönüştü.

ASKI SÜRESİ DOLUYOR, BUNDAN SONRA SIRA PLANIN UYGULAMASINDA

Yıllardır gösterilen çözüm arayışlarında bir çıkış yolu bulundu ve yapılaşmanın olduğu bölgenin koruma statüsü 2. Derece arkeolojik sit alanında 3’e düşürüldü. Çünkü bu alanda altyapı ve yasal binalar yapılabilmesi için imar planı yapılması gerekiyordu ve bu da ancak 3. Derece sit alanında mümkündü. Sonuçta sit derecesinin düşürülmesi 2017’de koruma kurulunca da onaylandı ve plan çalışmaları başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da onayladığı çevre düzeni ve uygulamaya dönük imar planlarının askı süresi 8 Haziran’da doluyor. Bundan sonraki aşama planın uygulanması olacak. Antalya’daki kimi meslek odaları ve Antalya Barosu, plana yönelik itirazlarını yasal süresi içinde ilgili belediyelere yaptılar.

EN KÖTÜ PLAN BİLE PLANSIZLIKTAN İYİ MİDİR?

Yerel halka ve planı savunan yetkililere göre bu plan Olimpos için kurtuluş anlamına geliyor. Dünyaya örnek olacağı savunuluyor. Bakanından belediye başkanına, işletmecisinden kazı başkanına birçok kişiye göre ahşap mimarinin uygulanmasını öngören bu plan Olimpos’u daha iyi koruyacakmış. Planı savunanlar, “en kötü plan bile plansızlıktan iyidir” görüşünü dile getiriyor. Ancak Türkiye’deki benzer korunan alanlarda uygulanan koruma amaçlı imar planlarının izlediği seyre bakılınca bu görüşlere katılmak çok kolay görünmüyor. Çünkü en iyi planın bile ehliyetsiz yönetimler ve ranta yönelik uygulamalarla plansızlıktan daha kötü hale sokulmasının örnekleriyle dolu Türkiye. Side, Kaş, Patara, Kapadokya, Demre (Kaleköy) vd.

OLİMPOS, BUGÜNKÜ ÖREN YERİNE SIĞMAYAN BİR KENT DEVLETİYDİ

Antik çağda çok geniş bir alana yayılan Olimpos kentinin belli dönemlerde bir tür kent devleti statüsünde olduğu biliniyor. Yani Olimpos’tan geriye kalanlar sadece bugünkü ören yeri ile sınırlı değil. Uzmanlara göre, Kemer sınırlarındaki Phaselis ile Kumluca Mavikent arasındaki bölge, Olimpos’un etki alanındaydı. Bölgeyi anlatan epigrafik malzemeler ve geçmişteki araştırmacıların notları da bu görüşü destekler nitelikte. Geçtiğimiz hafta Olipos’ta sit derecesi düşürülen arazi içerisinde yürüyüşçüler tarafından tespit edilen kültür varlıkları da bölgenin yeniden ve kapsamlıca incelenmesini gerekli kılıyor.

CHİMERA İLE OLİMPOS, TAHTALI İLE MUSA DAĞI BİR BÜTÜNDÜR

Böylesine değerli bir alanın ait olduğu bütünden koparılarak planlanması, Olimpos’un geleceği için de büyük bir kayıp ve değersizleşme olacaktır. Bütün dünyada bilinen Chimera (Yanartaş) efsanesi de, Musa Dağı da, Tahtalı Dağı da, Romalılara direnen kentin yerel kralı Zeniketes de Olimpos’un bir parçasıdır. Bir bölgeyi planlarken bütün bu parçaları birlikte ele almak ve kaynak değerleri geleceğe bütünlük içinde taşımak koruma felsefesi ve planlama ilkelerinin en temel mantığı iken, bugün Olimpos’un vazgeçilmez parçası olan Yanartaş, Çıralı tarafında ve Kemer ilçesi sınırında kalmıştır. Olimpos ile Çıralı’yı ayıran dere, aynı zamanda Kemer ile Kumluca ilçelerinin sınırlarını da belirliyor. Kısacası dünyada başka bir örneği olmayan böylesine değerli bir doğa ve tarih mirası, zaten yıllar önce idari olarak da bütünden ayrılmış ve iki ayrı ilçeye bölüştürülmüş.

BETONLAŞAN KENTLERİN ÜZERİNDEKİ TEK HAYAL RANTA YÖNELİKTİR

Bir başka sorun da böylesi değerli alanların, plan denilince daha çok apartman blokları ve sitelerin inşa edildiği imar alanlarının planlanmasında ve imar rantı yaratmak konusunda ‘ustalaşan’ yerel belediyelere bırakılmayacak kadar önemli olması. Bugün Kapadokya’nın çok sayıda ilçenin idari sınırında olmasından doğan sorunları çözmek amacıyla oluşturulan ‘Kapadokya Alan Başkanlığı’ gibi Beydağları Sahil Milli Parkını kapsayan bölge için de gündeme alınması, alanın parça parça planlanması ve bütünlüğünün bozulmasını önleyebilir. Örneğin bu değerli bütünün bir parçası olan Kemer, Çamyuva ve Tekirova gibi yerleşimler üzerinde bugün ne yazık ki bir hayal kurmak zordur. Çünkü bu alanlar tamamen betonlaşmış ve karalanmış bir kâğıt gibidir. Oysa Olimpos keşmekeşe dönüşen bir yapılaşma ile bir bölümü çiziktirilmiş güzel ve etkileyici bir tabloya dönüşmesi için henüz çok geç değil.

BELEDİYE BAŞKANININ SÖZLERİ NEDEN İKNA EDİCİ DEĞİL

Olimpos için hazırlanan planın uygulanması konusunda yerel belediyenin nasıl bir öncelik kullanacağı da tartışılmalı. Olimpos’un bulunduğu Yazır Mahallesi’nin bağlı olduğu Kumluca’nın CHP’li Belediye Başkanı Mustafa Köleoğlu, plan tartışmaları üzerine yaptığı açıklamada bu planı savundu ve “Bu plan Olimpos’ta doğanın kurtuluşu olacak” dedi. Ancak pratikteki uygulamaların her zaman teoriye rahmet okuttuğu Türkiye’de bu sözlerin siyasi bir söylem olmaktan öte hiçbir anlamı yok. Kazı başkanının dile getirdiği planın Olimpos’u daha iyi koruyacağı yönündeki sözlerin de durumu kurtarmaktan başka hiçbir bilimsel karşılığı yok. Bir hekim bile yapılacak bir ameliyatın riskleri olabileceğini belirtir ve hastasını ameliyat masasına ondan sonra alır.

DAHA PLAN ASKIDAN İNMEDEN OLİMPOS’A BETON KİLİT TAŞI

Geçtiğimiz günlerde ziyaret ettiğimiz Olimpos’ta Kumluca Belediyesi eliyle uygulanan kaldırım ve yol düzenleme çalışmalarının niteliği, gelecekte olacakları da haber veriyor. Herhangi bir kentin, kasabanın kaldırımlarına döşenen beton kilit parke taşları Olimpos’ta da uygulamaya konulmuş. Kumluca’nın dağ köylerinde halkı çamurdan korumak için döşenen parke ile Olimpos gibi bir dünya markası olan ve tarihi, doğal değerlerini korumak için akit imzalanan bir antik kentin çevresinde kullanılacak parke taşı aynı olamaz. Tıpkı sahil ile yaylada kullanılacak malzemenin aynı olamayacağı gibi. Olimpos’ta gördüğümüz manzara, betonla ve kaldırım taşlarıyla başlayan ‘iyileştirme’ sürecinin koruma amaçlı imar planı ile nasıl ilerleyeceği hakkında fikir veriyor. Bu tür alanlarda yapılacak uygulamalar salt bir Müteahhitlik işlemi ve ihale kalemi olarak görülemez. Koruma amaçlı imar planı notlarında “ekolojik pansiyon”, “sosyal donatı” “doğal” ve “sürdürülebilir” ifadelerine yer verilse de bütün bunların plan notlarında kalacağını söyleyebilmek için bugün üstelik henüz plan askıdan bile inmeden Olimpos’ta yürütülen yol ve kaldırım düzenleme çalışmalarına bakmak yeterlidir.

ÇARE, OLİMPOS’U DA YEREL HALKI DA KORUYACAK BİR TEDAVİDE

Türkiye’nin en gözde tarihi ve doğal alanlarından biri olan, bir dünya mirası niteliğindeki Olimpos hasta ve yorgun. Ancak onu iyileştirmek yerine arızalanan uzvunu keserek bir operasyon yapılmak isteniyor. İdarenin sorun çözme yöntemi genellikle bu; ameliyat edip kurtulmak. Ancak Olimpos’un tedaviye ihtiyacı var. Uzunca bir zamana yayılan, adım adım ağrılarının, sancılarının giderildiği ve kendini toparlama şansı verilmesi gereken bir tedavi sürecine. Hem yerel halkın birbiriyle barıştığı, hem de devletin yerel halk ile barıştığı bir süreç olmalı bu. Gelen ziyaretçiler daha sağlıklı ve koruma-kullanma dengesi içinde bu alanı kullanarak, geleceğe de aktarılmasına katkıda bulunmalı. Bugünün kısa vadeli ekonomik kazançları uğruna binlerce yıldan bu yana doğanın koynunda kendini saklamış olan bir değerin son 30 yılda nasıl yok edildiğinin öyküsünü dinleyen gelecek kuşaklar buna neden olanları hiç de iyi anmayacaklar.

 

Önceki haberHDP, Ankara’ya adalet ve özgürlük yürüyüşü başlatacak
Sonraki haberEn eski ve en büyük Maya anıtı keşfedildi
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.