Oğluma dedim ki

PAYLAŞ

Geçenlerde oğluma dedim ki:
“Sözde insan” olmak isteseydin olurdun, biliyorsun bunun yolları çok basit. Bu yollar ortadadır, bunların özel olarak birilerinden öğrenilmesi diye bir sorun da yoktur. Sen insan olmak istedin, bu yüzden savaşmak zorundasın. “İnsanın savaşmadan ve kimsenin girdisine çıktısına karışmadan dürüst kalabileceği bir yer ya da bir koşul yok mu?” diye sorabilirsin. Yazık ki yok. Olmasını gerçekten çok isterdim ama yok. Zaten böyle bir şeyin olması senin mantığına ters gelmiyor mu? Kolay yoldan adam olmaya çalışanların ve bunu başarmakta olanların seni hoşgörüyle karşılaması diye bir şey olabilir mi? Aklına yatıyor mu bu senin? Korkup kendi kabuğuna çekilenler ya kurtlara yem oldular ya da maymunların elinde oyuncak oldular. Bilirsin, bazı şiirlerimi ben seni düşünerek yazdım. Ne demiştim Daidalos’un öğüdü adlı şiirimde: “İkaros sevgili yavrum / İyi koru kanatlarını / Güneşin yakınından sakın geçme // Koruyamazsan kanatlarını / Yükseklerden sulara düşerken / Üzülme acı çekme / Göklere bak / El salla kanatlarına / Dalacağın sulara selam gönder // İkaros sevgili yavrum / Savaşmayı öğrenirken / Yitirmeyi de öğren.”

Söylenceyi sen de iyi biliyorsun. Daidalos oğluna kanat takar, kanatları balmumuyla tutturur. Aman oğlum der sakın güneşin yakınından geçme, balmumu erirse gökte kalamazsın. İkaros göklerde yol almanın sevinciyle güneşin yakınından geçer. Bizler sonuna kadar uçamayız sevgili oğlum, daha doğrusu uçamayabiliriz. Bu yüzden sulara düşmenin ne demek olduğunu bilmek zorundayız. Kimseyle sorunu olmayan birine savaşmanın ne kadar anlamsız geleceğini biliyorum. Ne yaparsın ki insan olmanın yasası böyle. Bir gün bizim çabalarımızla, senin de çabalarınla, dünya tam anlamında yetkin bir insan olma koşuluna doğru yol alırsa o zaman bu dediklerimin geçerliği kalmayacak. Şimdi bir canavarlıklar dünyasında yaşıyoruz, korkak ve tembel bir dünyada yaşıyoruz, insanların en güzel güçlerini pis işler üretmekte kullandığı, özellikle kan akıtmakta kullandığı zamanlarda yaşıyoruz. Yaşadığımız zamanların bilincine ulaşmamız insan olmak adına bir zorunluluktur. Ayrıca, sana haksızlık etmek de istemem. Tıpkı baban gibi sen de başka türlüsünü yapamadığın için bir şeylerle yıkışmak zorunda kalıyorsun ve hep kalacaksın. Sen de çok iyi biliyorsun ki onursuzlukla elde edilecek iyilikler ne bize ne insanlığa bir yarar getirir. Onursuzlukla kolay ve çirkin iyilikler elde edenleri hiç ama hiç kıskanmadığını biliyorum. Onları kıskanmıyorsun, tamam, ama onlardan tiksinti de duyma. Tiksinti kolay bir duygudur, sen zor duyguların insanısın. 

Gerçek anlamda insan olmak için kendine sözvermiş insanların her zaman işi zordur. Onlar hiçbir zaman kısa ve kolay yolları izlemezler. Bu kısa ve kolay yollar insanı insan yapmaya değil insanı süslemeye, cila ve boyayla güzel göstermeye yarayan yollardır. İnsanoğlu kendi için çok büyük yollar çizerken kendi küçük yollarını da çizdi. Bizim gönlümüz elbette iki çeşit insan vardır duygusallığına uzak düşer. Biz yüreğinin derininde insan saygısı taşıyanlar en kötü görünen insanın bile içinde bir insan olma ışığının, sönük ama parlatılabilir bir insan olma ışığının varolduğunu düşünürüz. Kimseye öfkelenmeyişimizin, kimse için kin tutmayışımızın nedeni budur. Küçük yollardan gidenler küçük yerlere çıkacaklar, büyük yollardan gidenler insan olmanın o eşsiz sevincini yaşayacaklar. Kimileri kazanmaya bakacaklar, kimileri de sen ve ben gibi ancak yitirdiklerinden elde ettikleri güzelliklerle gönenecekler. Sen de benim gibi yitirmeye alışacaksın.

Bir gün birileri yitirdiğin her şeyin sana insan olman için verilmiş bir armağan olduğunu anlayınca irkilecekler. Onlar hiçbir şey yitirmemiş insanlar olarak bir takım boş pırıltıların dışında her şeylerini yitirmiş olduklarını anladıkları zaman iş işten geçmiş olacak. Zamanı geriye döndüremeyecekler. İnsan için dürüst ve çalışkan olmanın ötesindeki bütün yolların aldatıcı olduğunu anladıklarında çocukları ve torunları onların yüzüne hafif alaylı bakıyor olacaklar. Oysa ne güzel yollar bulmuşlardı, yalnızca kurnazların geçebileceği yollar… Düz yollar, dikensiz yollar, kısa ve güvenli yollar… Sen, ben ve bizim gibiler aptaldık, aptal olduğumuz için çıkar kollamıyorduk. Aptaldık, ünlerde ve unvanlarda gözümüz yoktu, zenginleşme önerilerini elimizin tersiyle itiyorduk. Biz yalnız insanı ve onu bize getiren kitapları sevdik. Bazen düşünürüm, acaba derim, o da onlar gibi kolay yollardan gitse daha mı mutlu olurdu? Der demez içimi bir ateş basar. Sana yakıştıramam.

CEVAP VER