Operada bir saat …(2)

Meriç Sümen  kilolu baleti anlatırken aklıma yıllardır tartışılan emeklilik konusu geldi.
Tam zamanı aslında.
Sanatcıların, hele hele bale sanatcılarının nereye kadar sanatlarını yapabilecekleri konusu dünyanın her ülkesinde çözümlenmiş ama bizde hala boşlukta sallanıyor.
Neden?
Ülkenin fakir olması mı?
Devletin sanatcıyı genç yaşta emekli edip, pozitif ayrımcılık yolunu açması mı?
Yoksa 65 yaşına kadar bu mesleğin de yapılabilir olduğunu kanıtlamak mı?
Bana göre hiç biri değil ama esas buna sanatcıların, en başta da Genel müdürlük koltuğuna oturan Meriç Sümen’in yanıt vermesi daha anlamlı ve gerçekci olur diye düşündüm.
Sümen, Bakan Koç’un “kilolu balet”  tartışması yaratan sözlerinin üzerinde fazla durmadı ama şöyle sürdürdü görüşlerini:
“Bale sanatı diğer sanat dallarından ayrılır. Hem de bir çok yönden. Son derece disiplinli çalışmayı gerektirir. Genç yaşta bir çok sakatlıklar ortaya çıkabilir. Ameliyatlık tablolar sık sık ortaya çıkabilir. Üstelik bu sanat dalında dünyada ilk sırada olan ülkelerde balerin ve baletler 40 yaşında emekli olurlar. Yani Rusya’da 65 yaşında balerini sahnede göremezsiniz. Eğer görürseniz muhakkak emekli olmuştur ve kendisine dışardan tanınan bir imkanla bunu yapıyor olmasıdır.”
Batı’da ve Rusya’da 40 yaşında emekli olan balerin ve baletlerin meslek hayatlarına devam etmek istemelerine de çözüm üretmişler.
Bir kere önce “emeklilik cepte” rahatlığına kavuşuyor sanatcı.
Sonra her ülkede özel bale okulları var nasılsa.
Hemen hepsinde isterse görev alabiliyor.
Bale studyoları kurabiliyor.
Özel studyolarda ders verebiliyor.
Bütün bunları bırakın bir yana, devlet oyunlarında da rol alabiliyor.
Emekli sanatcı emekli olduktan sonra mevcut Sanat Kurulları’na (özellikle Rusya’da) bir dilekçe veriyor.
Kendi özgeçmişin belirtiyor. Rol aldığı eserleri anlatıyor. Hangi rolleri üstlendiğini sıralıyor. Ve  ihtiyaç duyulması halinde hangi rollerde görev alabileceğini ifade ediyor İhtiyaç duyulduğunda- ki genelde duyuluyor- sanatcı çağrılıyor ve kendisine sözleşmeli olarak görev veriliyor.
Tabii sanatcı sağlıklı, sakat değilse.
İş sadece parmak ucunda“zıplamak” değil halkın kaba tabiriyle.
Sanatcının ayakta kalması öyle kolay değil, genç yaşta sanatkanıp sahneden uzak kalması doğal olarak onu meslekte geri plana itebiliyor. Oyunlarda rol alamayınca da hareketsizlikten kilo alıyor. Giderek yaşlanması ve doğal olarak kilo alması da caba.
Yaşlanmaya başlanınca rol ya azalıyor ya hiç yok. Yani gençlerin önünün açılması…
Emeklilik desen, daha 25 yıl var…
Doğaldır ki adam bırakın 130’u, eğer biraz obez ve de eğer alkole sevdalanmışsa 180 kilo dahi olur.
Meriç Sümen’le bir saat içinde çok şeyler konuştuk.
Özeli ve geneli ile geçmiş yıllara uzandık.
Orta şekerli kahvelerimizi içtik..
“Bir kahvelik rüşvete iki yazı yazarım, fazlasını bekleme” dedim, gülüştük.
En çok neye güldük bari onu da anlatayım.
1975’li yıllar… Türkiye koalisyonlu bir dönemde. Erbakan’ın kadrosundan Recai Kutan (şu anda Saadet Partisi genel Başkanı) o zaman Sanayi ve Ticaret Bakanı.
Ticaretin serbest olmadığı dönem. Kotalı bir dönem. Karma ekonomi dönemi yani. O zamanlar  bale pabuçları ya İngiltere, ya Rusya’dan ithal ediliyor. “Point Shoes” denilen parmak ucu ayakkabıları uzun süre dayanan cinsten ayaklabılar değil.Bu ayakkabılar İkinci Dünya Savaşı yıllarında yokluktan herkesin tanıdığı, kiminin ise giydiği çarıklara benziyor.
Yani bayağı çarık.
Balerin ve baletler ayakkabı yokluğundan prova dahi yapamaz durumdalar.
Bu ayakkabılar, dini bütün Recai Bey amcama ters geliyor olmalı ki, bir türlü kotaya alıp bu pabuçları ithal etmiyor.
Bana bir haber geldi opera ve bale camiasından.
“Bakan Recai Kutan bey sanatcılar pabuç beklemesinler, çarık giysinler demiş.”
Tabii bu söz doğru mu değil mi? Araştırılıp, doğru ise yazılmaz mı?
Bal gibi yazılır.
Sordum soruşturdum. Recai bey amcamın kulakları çınlasın bu lafı etmiş meğer. Tabii bir kaç gün sonra Hürriyet’te bir haber “Bale pabucu yerine çarık giyin”
Sadece balerin ve baletler değil, tüm Türkiye sanırım bu habere çok gülmüştü.
Ben ve  Meriç Sümen,  eski günleri yad ederken bir kere daha güldük.
Ne günlerdi o günler diye…
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.