Ordu siyaset ilişkisi…

Bu muhalif gibi durup iktidar nasıl destekleniri kartel medyasından öğrenilir.  


Ordu bir vatanın vazgeçilmezidir, vatan ordusuz olmaz. Fakat bu dünya üzerinde ordusuz devletler var, onları da para karşılığında başka ordular korur. Ordu demek vatanı kollamak anlamına gelmez her zaman, çünkü aynı ordu rejim değişimleri sırasında iktidara gelmesi yakın olanı da destekleyebilir. İran bu konuda örnek olarak tarih sayfasında durur.


Darbe yapanlar genelde ordu mensubudur, vatan o kadar sevilir ki, ekonomiden tutun, dış politikaya kadar her şey dış güçlerin denetimindeki danışma firmalarına devredilir.


Tarih sahnemiz içinde ordu yeni cumhuriyetimiz içinde de siyasetten elini eteğini çekmemiştir, gerekli gördüğü yerde müdahil olmuş, hatta iktidara el koymuştur. Anayasayı savunma adı altında anayasayı değiştirmiş, gerekli gördüklerini ise anayasayı silah zoru ile değiştirmeye kalktıkları iddiaları ile idam cezaları vermiştir. Hem anayasayı fiili olarak ortadan kaldırıyor, hem de eski anayasayı değiştiriyorlar diyerek idamları onaylıyordu.


Ordu yaptıklarından sorumlu değildir, çünkü soruşturmaya uğramamıştır. Eğer yaptıklarından sorumlu olmuş olsalardı darbe yapanlar ve idam verenler bugün ceza almış olurlardı. Sanal darbe yapanlar bir yana gerçekten darbe yapıp anayasayı kendilerine göre değiştirenler şu anda emeklilik yaşamı içindeler. İdam edilenler, işkence görenler, kaybedilme sonucu yok olanların akıbetleri hakkında soru sormak bile yasak durumdadır. Eğer soru sormaya kalktın mı, 12 Eylül ve önceki darbeciler bugün evrensel hukuk kuralları içinde mahkeme önünde hesap veriyor olurlardı.


Ordu ayrıcalıklıdır, devleti denetler ve yönetir konumdadır. Eğer şartlar uygun görürse müdahil olur ve iktidara hesap sorma hakkını kendisinde görür. Ordu her şeyin üstündedir. Ona karşı söz söylendin mi, yıpratılıyor olur ve söz yarım bıraktırılır. Ordu kendi içinde her zaman temizlik yapar, kendi inançları doğrultusunda ve NATO anlaşmaları gereği, ordu üzerine düşen bütün vazifeleri yerine getirir. Hükümetin verdiği izinler ile yurtdışına asker gönderir, ülke çıkarları yönünde orada operasyonlarda yer alır. Afganistan, Balkanlar buna örnek olarak durur. Ordu diğer orduların elemanlarını yetiştirir, kendi mensuplarını eğitim için yurtdışına gönderir. Ordu bütün bunları yapmak içinde bütçeden önemli bir pay alır. Asıl olan güvenliktir, gerisi teferruattır. O yüzden yenmez içilmez, ordunun ihtiyacı karşılanır. Ordu gerekli gördüğünde çalışma bölümleri oluşturur, orası için ayrı bütçeler yaratır. Bu bütçeler kontrol edilemez, sorgulanamaz, çünkü devlet sırrı tanımı içinde yer alır. (Kontrgerilla örgütlenmesi üzerine sorulan sorular genelde yanıtsız kalmıştır.)


Darbeler tarihimizin bir parçasıdır, darbeler ile ne kadar ileri ya da geri gittiğimizi tarih bize söyler, tarihçiler halka yalan söylemeye devam eder! Çünkü ülkemizde tarih resmi tarih olarak yerini alır ve resmi yalanlara ortak olur. Resmi tarih dışında konuşanlar ise bu ülkede istenmez, gerçi son dönemde o kategoriye girmeyenler gazetelerde köşeler elde etmiş durumdalar.


Darbeler incelendiğinde ordumuzun siyasi duruşu da ortaya çıkar. Bugün Yassıada mahkemeleri sonucu idam edilenler ile gündeme gelen 27 Mayıs darbesi sol görünüm içindedir. Darbe yapanlardan Türkeş tasfiye edilmiştir. Onun çizgisi daha sonra ülke gündemini belirleyecektir. Kendisi cezaevinde olan ama görüşleri iktidarda olan bir akım olacaktır. Bu ancak üçüncü darbe ile gerçekleşecektir. Onu izleyen darbe ise 12 Mart darbesi olarak geçen darbedir. Bu darbenin en önemli özelliği sol düşüncenin ordu içinden temizlenmesi olarak algılanabilir. 12 Mart sol görüşe yönelik kanlı operasyonların olduğu dönemdir. Bu darbe aslında gelecek olan darbenin ve değişiminde habercisidir. 12 Eylül koşulları oluşturulduğunda ordu içinde darbe yapacakların konumu sağa oturmuştur ve muhalefetsiz bir şekilde tek parçada darbe yapmışlar ve anayasadan başlayarak Türkiye'nin yörüngesini değiştirmiştir. Liberal ekonomi adı verilen global çaptaki dalgaya Türkiye'de dahil olmuş, ulus devleti kavramı değişmeye başlamıştır. Ulus devlet için gerekli olan ulusal sermaye yerine evrensel ve geçişleri kolay olan sermayeye doğru eğilim olmuştur. İlk gelen sermaye ise güney ülkelerinden gelmiştir. Bugün finans firmaları ülkenin her yerinde şubeler açmıştır, yeşil sermaye olarak bilinen firmalar sermaye birikimini sağlanmıştır, siyasete müdahil konumundalar.


Ordu ülkemiz politikasında belirleyici olmuştur, fakat bu belirleyicilik tartışmalardan uzakta olmuştur. Önemli olan ordunun yıpratılamamasıdır. Ordu asli görevi ülke sınırların beklemektir, fakat bu asli görevi dışında iç güvenlik sorunları açısından da uzmanlaşmıştır. Bu uzmanlaşma diğer ülkelerin dikkatini çekmiş ve NATO dahilinde bu deneylerinden yararlanan ülke konumuna gelmiştir. Yapılacak olan operasyonlarda bu deneylerden yararlanacağını söylemek abartı olmasa gerek.


Orduda darbelerden anlaşılacağı üzerine sağ görüş hakimdir. Eski genelkurmay başkanlarının siyasi olarak nerede durduklarına bakarak anlaşılır. Sağ merkez bir partiden bir genelkurmay başkanı milletvekili seçilmiştir. Son yıllarda laiklik duyarlılığı öne çıkarılan ordu mensuplarının sağ görüşlü oldukları gözden kaçarak, onlara sol misyonlar yüklenmeye çalışılıyor. Sol, 12 Mart darbesi ile ordudan sökülüp atılmıştır. Kırpıntıları ile her YAŞ toplantılarında laik dışı davranış gösterenler ile birlikte uzaklaştırılmıştır. Gerekli görüldüğünde emekli edilmişlerdir.


Ordu konumu gereği sağdır ve sağ örgütlenmelere karşı daha ılımlıdır. Solun iktidar olacak kadar gücü olmadığı için sol düşünceye karşı bir tavır son dönemde açıklamamıştır. Bu ise kişilerin beynindeki ordu imgesini yanlış yere konumlandığını gösterir.  Son Ergenekon soruşturması ile bu tavır ortaya serilmiştir, artık kral çıplak denmiştir. Hükümet ordu ile arasındaki çıkan ve çıkması mümkün olan sorunları zamana yayarak bir çözüm yolu bulmuş gibidir. Karşılıklı bir duruş söz konusudur. Ordu iktidar ilişkisi incelenirken ordunun siyasete bakış açısı önemlidir. İktidar partisinin ne düşündüğü ve ne yapmak istediği ortada durmaktadır, gerçi tek bir çizgileri olmadığından zaman zaman kafa karışıklığı yapmış olsalar da ideolojik duruşlarından ve eklendiği siyasi yapıdan taviz vermemektedir. Ordu gelenekselleştirmiş bir emir komuta zinciri altında duruşu vardır, fakat bu duruş zaman içinde yer değiştirmektedir. Durağan bir görüş taşımazlar. Ordu içinde de inişler ve çıkışlar olmaktadır, bunu belirleyen ise dünyadaki gelişmelerdir öncelikli olarak. İç dinamikler ise günlük belirleyici özelliğini taşımaktadır.


http://www.cemoezkan.de
http://cemoezkan.blogcu.com


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × two =