Orman katliamında kamu yararı vardır!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Ormanların korunmasından sorumlu bakanlık, ardıç ve karaçam ağaçlarıyla kaplı devlet ormanındaki mermer ocağı katliamına bu sözlerle izin verdi…

Karacahisar köyünde Batı Ege Mermer San. A.Ş. tarafından açılmak istenen mermer ocağı için geçtiğimiz Nisan ayında 84,82 hektarlık alanda arama ruhsatı verildi. Ruhsat sahasının 24,90 hektarlık kısmında mermer çıkartmak için ‘devlet ormanı’ vasfındaki arazide çalışmalara başlayan firma, projeyle ilgili ÇED süreci başlatmak için Isparta Valiliği’ne başvurdu. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nce yürütülen ÇED süreci sırasında mermer ocağı ruhsatı verilen arazide Doğu Roma dönemine tarihlenen bir kale olduğu ortaya çıktı. Mermer ocağı açılmak istenen arazi ayrıca orman ve tarım alanı, kırsal yerleşim ve biyoçeşitlilik açısından önemli alan statüleri taşımasına rağmen ÇED süreci firma lehine devam etti. Isparta Orman Bölge Müdürlüğü ardıç ve karaçam ağaçlarıyla kaplı arazide ağaç katliamı yapılarak mermer çıkarılmasında kamu yararı olduğunu bildirdi. Çevreye bir zarar vermeyeceği yönündeki Noter taahhütnamesini de dosyasına koyan mermer firmasına Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından 15 Ekim tarihinde ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verildi. Böylece çevreyi ve kültür varlıklarını koruması gereken kurumlar eliyle verilen resmi onayın ardından telafisi imkansız bir tahribatın da önü açılmış oldu.

Isparta’nın Aksu ilçesine bağlı Karacahisar köyü, adını burada bulunan ve Doğu Roma (Bizans) dönemine tarihlenen bir savunma kalesinden alıyor. 1333 rakımlı bir tepenin üzerinde bulunan tarihi kale, 31 Mayıs 2010 tarihinde dönemin Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından tescil edilerek koruma altına alındı. İnşa tarihi tam olarak belirlenemeyen kalenin burçlarından biri zamana direnirken 5 metreyi bulan sur duvarları ise kısmen ayakta.

KARACAHİSAR KALESİNİN BULUNDUĞU ARAZİDE MERMER ARAMA İZNİ

Karacahisar Kalesi’nin bulunduğu arazi aynı zamanda ‘devlet ormanı’ niteliğinde. ‘Bozuk orman’ olarak sınıflandırılan arazide, karaçam ve ardıç ağaçları bulunuyor. Biyolojik çeşitlilik açısından oldukça zengin olan bu alanda tarım arazileri ve kırsal yerleşimler bulunuyor. Pınargözü olarak anılan doğal su kaynağına da ev sahipliği yapan bu bölgede büyük bir tarih ve doğa kıyımının önü açıldı.

MERMER ARAMA İZNİ VERİLEN ALAN 120 FUTBOL SAHASI BÜYÜKLÜĞÜNDE

Karacahisar köyünde mermer ocağı açmak için Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne (MİGEM) başvuran Batı Ege Mermer A.Ş. adındaki firmaya 26 Nisan 2018 tarihinde arama ruhsatı verildi. Ancak mermer arama ruhsatı verilen yaklaşık 120 futbol sahasına eşit olan 84,82 hektarlık arazinin içinde tarihi Karacahisar Kalesi’nin de bulunduğu ortaya çıktı. Mermer firmasının başvuru dosyasında ise bölgede herhangi bir kültür varlığı olmadığı bilgisine yer verilmesi dikkat çekiyor.

MÜZEDEN ‘KALEYE TAŞ YUVARLANMASA SORUN YOK’ GÖRÜŞÜ

Ruhsat aldığı arazinin 24,90 hektarlık kısmında mermer çıkarmak için Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne başvuran firmanın projesiyle ilgili arazide yapılan incelemenin ardından bir rapor hazırlayan Isparta Müzesi uzmanları, Doğu Roma dönemine tarihlenen Karacahisar Kalesi’nin mermer ocağı ruhsatı verilen arazinin içinde kaldığını tespit etti. Ancak arazinin işletmeye açılacak kısmında somut bir kültür varlığına rastlamayan uzmanlar, çalışmalar sırasında kaleye taş yuvarlanmaması ve herhangi bir kültür varlığına rastlanması durumunda Müze yetkililerine haber verilmesi koşuluyla mermer ocağının açılmasında bir sakınca bulunmadığını belirtti.

ORMAN BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ AĞAÇ KATLİAMINDA KAMU YARARI GÖRDÜ

Müze uzmanlarının raporunun ardından bir skandal rapor da Isparta Orman Bölge Müdürlüğü’nden geldi. Devlet ormanı vasfındaki arazide inceleme yapan bölge müdürlüğü yetkilileri, ardıç ve karaçam ağaçlarıyla kaplı bölgede mermer ocağı açılmasında kamu yararı bulunduğunu belirterek ağaç kıyımında bir sakınca görmediler.

‘MADENCİLİĞİN ORMANLAR ÜZERİNDE OLUMSUZ ETKİSİ YOK’

Isparta Orman Bölge Müdürlüğü’nün 7 Eylül 2018 tarihli raporunda şu ifadelere yer verildi: “Orman dışında yapılması mümkün olmayan faaliyetin gerçekleşmesinde kamu yararı görüldüğünden ÇED Yönetmeliği ve 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, mermer madeni işletme, alt yapı ve tesis için madencilik faaliyetinin ormanlar ve ormancılık çalışmaları üzerinde olumsuz etkisi bulunmamaktadır.”

ÇEVREYİ KATLEDECEK PROJEYE ‘ÇED GEREKLİ DEĞİLDİR’ KARARI VERİLDİ

Isparta Orman Bölge Müdürlüğü gibi ilgili bütün kurumların da olumlu görüş bildirmesiyle mermer firmasının Karacahisar Kalesi’nin dibindeki alanda mermer çıkarmasına izin verildi. Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, 15 Ekim 2018 tarihinde söz konusu proje için ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verildiğini duyurdu.

NOTERDEN ‘ÇEVREYE ZARAR VERMEYECEĞİZ’ TAAHHÜTNAMESİ ALDILAR

Böylece ormanları, suları ve kültürel varlıkları koruması gereken kamu kurumlarının resmi izniyle ‘yasal olarak’ büyük bir tahribatın önü açılmış oldu. Mermer firmasının ÇED dosyasına koyduğu bir Noter taahhütnamesi ise açık maden işletmeciliği sırasında çevreye zarar verilmeyeceğini taahhüt ediyor.

KÖPRÜÇAY PLATFORMUNDAN TEPKİ: ‘COĞRAFYA PARAMPARÇA EDİLDİ’

Proje kapsamında yılda 250 bin metreküp blok mermer çıkarılması planlanıyor. Çıkarılan mermerin yalnızca yüzde 10’luk bir kısmı kullanılırken yüzde 90’lık kısmı ise pasa adı verilen atık malzemeye dönüşecek. Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu tarafından yapılan açıklamada, Karacahisar köyü gibi bölgedeki bir çok köyün coğrafyasının mermer ocaklarıyla paramparça edildiğine dikkat çekilerek şu görüşlere yer verildi:

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK TATLI SU KAYNAKLARINDAN BİRİ BURADA

Dedegöl Dağının güneybatı yamacındaki Karacahisar köyü Köprüçay’ın kaynaklarından biri olan Başakdere’nin doğduğu bölgede yer alıyor. Ayrıca mermer ocağı açılmak istenen mevkiye adını veren Pınargözü, saniyede yıllık ortalaması 1600 litre ile Türkiye’nin ikinci büyük su kaynağı olarak biliniyor. Pınargözünde özel sektör tarafından kurulan şişeleme tesisinde günlük 1000 tona yakın içme suyu şişelenerek ülkenin değişik bölgelerine ulaştırılıyor. Türkiye’nin hidrojeolojik açıdan en önemli bölgelerinden biri kabul edilen bu coğrafyada bir tek taşın yerinden oynatılmasına bile izin verilmemesi gerekirken suyun üretiminde yaşamsal öneme sahip olan dağların peynir gibi kesilerek Çin’e, Dubai’ye, Hindistan’a satılması bir ülkenin intiharından başka bir şey değildir.

DEDEGÖL DAĞI VE ÇEVRESİ TOROSLARIN SU DEPOSU

Dedegöl Dağı ve çevresi Torosların su deposudur. Bu bölgedeki dağların su kaynakları doğuda Beyşehir’in, batıda Isparta’nın, güneyde ise Antalya’nın göllerini, ırmaklarını ve ovalarını besliyor. Dedegöl Dağına düşen her kar tanesi, Serik Ovası’ndaki domatese, Beyşehir gölündeki sazan balığına, Eğirdir’deki elmaya can veriyor. Bu bölgenin su kaynakları sadece insanların ekonomik yaşamı için önemli değil, aynı zamanda benzersiz biyolojik çeşitliliğin devam edebilmesinin de sigortasıdır.

KÖYLÜNÜN KEÇİSİNE YASAK OLAN ORMANLAR İŞ MAKİNELERİNE AÇILDI

Ağırlıklı olarak küçükbaş hayvancılık, orman işçiliği ve geçimlik tarımla yaşamını sürdüren yöre halkı 1980’li yıllardan itibaren keçilerini satıp kente göçe zorlanmıştır. Keçilerin ormana zarar verdiği savı bugün çökmüş, bilakis keçi varlığı olan bölgelerdeki kimi orman ağaçlarının çok daha iyi geliştiği ortaya çıkmıştır. Ancak yöre insanının geçim kaynağı olan keçilerin girişine izin verilmeyen ormanların devlet eliyle iş makinelerinin vahşi yağmasına açılması toplum vicdanında kapatılmaz yaralar açmaktadır.

TONU 100 DOLARDAN SATILAN DAĞLAR HESAP SORACAK

Yukarı Köprüçay Havzası olarak adlandırılan ve Isparta Aksu’dan başlayıp Antalya Manavgat sınırlarına kadar uzanan bölgenin plansız ve korumasız biçimde mermer ocaklarıyla tahrip edilmesi Kabul edilemez. Bir tonu 100 ila 300 dolar arasında değişen fiyatlarla blok ham madde olarak satılan ve işlenip ülke ekonomisine katma değer yaratmadan yok edilen bu dağlar, yakın gelecekte ‘doğal olmayan’ felaketlerle bu toplumdan hesap soracaktır. Karacahisar köyündeki ÇED süreci örneğinde gördüğümüz, ne pahasına olursa olsun yıkımın önünü açma çabasının altında imzası olanları kamuoyunun değerlendirmesine bırakıyor, yetkililere bir an önce bu yanlıştan dönülmesi çağrısında bulunuyoruz.”

 

Önceki haberAvlan Gölü tamamen kurudu!
Sonraki haberSandal kokusu
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eleven − two =