Ortaçağ şarkıları

PAYLAŞ

Yüreği yanık adam şarkısında şöyle diyor: “Çok zor şey ölmek onu gördükten sonra.” Karşılıksız aşkların katlanmayı bilen kahramanlarına kucak dolusu selam. Bu arada aşk da neymiş diyen çokbilmişlere, duygusuzlara ve uyuşuklara merhaba! “Çokları soruyor bana neden / Acımak bilmeyen bir kadını sevdim ben.” Bu bir tutsaklık değil mi? Elbette öyle. “Aşk beni tümüyle zindanına kapattı.” Bir truver o güzelim şarkısında böyle yakınıyor aşktan. Bir başkası bir şarkısında şöyle sızlanıyor: “Korkarım tüm yaşamımda ben ne ona / Yaraşır olacağım ne de onun aşkına.” Aşkı bir çılgınlık diye tanımlayabilir miyiz? “Çılgınlık yaptığımı söyleyemem / Onun için ölecek olsam da.” Şarkı bazen bir iççekiş gibidir: “Ancak o benim hekimim olabilir / Gizli gizli çektiğim acıyı o dindirebilir ancak.” Aşkın alanında hep aynı kaygı: “Korkarım çok sevmek bir şey getirmeyecek bana / Çünkü acımak ve destek olmak unutuldu / Bana çok kötü işkence edenin dünyasında. // (..) Tüm eğlenceler tüm gülüşler bana yasak, bu arada sevinçler de. / Yazık! Ne kötü şey bu yırtıcı ayrılık! Sevinci bırakıyor acının tadını çıkarıyorum. /…) Ben öldüm demektir aşk yardıma gelmezse, / Ondan elde ettiğim yalnız acı ve üzüntüdür. / Ama o efendimdir benim, karşı çıkamam ben ona.”

Ortaçağ şarkılarını içeren bir derleme okuyorum. Pek güzel pek hoş bir şiir dünyasında geziniyorum. Gördüğünüz gibi onların bazı parçalarını kafa göz yararak da olsa sizlerle paylaşmaya kalktım. Çeviri denen şeyden öteden beri korkarım, özellikle şiir çevirisinden. Şairi ve bestecisi bilinmeyen bir şarkı aşağı yukarı şöyle bir şeyler söylüyor: “Ben ona hiç kötülük etmedim, / Hiç kötü bir şey söylemedim, / Dostuma sarıldım yalnızca. / Yaptığım bu. / Cancağızım, neden kocam beni dövüyor öyleyse? // Böyle yapmama izin vermezse / Sevinçle yaşamamı engellerse / Kimsenin kuşkusu olmasın / Onu boynuzlu diye tanıtırım. / Cancağızım, neden kocam beni dövüyor öyleyse? // Evet, ne yapacağımı iyi biliyorum / Öcümü nasıl alacağımı: / Düpedüz gidip dostumla yatacağım, / Çırılçıplak. / Cancağızım, neden kocam beni dövüyor öyleyse?” Bir başka şarkıda adam sevgilisine yalvarıyor: “Tanrı aşkına, yalvarıyorum unutmayın beni! / Sizi sevdiğim kadar sevmedim hiç kimseyi.” Bir başkasında sevgili önce kendinden sözeder: “Size hoş bir aşk şarkısı / Söylememi ister misiniz? / Bu şarkıyı yapan kişi berbat biri değil. / O bir şövalyedir / Bir zeytin ağacının gölgesinde / Sevdiğinin kolları arasında.” Sonra aşık adam kızı tanıtlamaya yönelir: “Yapraklardan bir kemeri vardı / Yeşerdi yağmurlar gelince. / Düğmeleri altındandı, / Kesesi aşktan yapılmıştı / Ve çiçektendi kurdeleleri…” Sonra? “Çimenlerin üzerinden yürüdü / İki şövalye rasladı ona: / Onu kibarca selamladılar: / ‘Güzel kız nerelisin sen?’/ ‘Ben yüce Fransa’danım, / Soyluyum hem de. // Babam bülbüldür / Dallarda şarkı söyler / Ormanların en yükseğinde, / Annem denizkızıdır / Şarkılar söyler tuzlu denizde / Kıyıların en yükseğinde…’” Şarkı evlenme önerisiyle son bulur.

Bir başka şarkıda kız epeyce uyanıktır: “‘Güzel kız, madem arkadaşınız yok, söyleyin ne olur, beni sevemez misiniz?’ / Kız saf saf yanıtlar: ‘Evet, severim benimle evlenirseniz. / O zaman ne isterseniz yaparım. / Ama başka bir şey istiyorsanız bu doğru olmaz.’” Aşktan yakınanlar da vardır: “Bir kere daha şarkı söylemeliyim / Çünkü günün bu en güzel saati apaydınlık, / Bununla birlikte ben çok üzgünüm. Bakın neden: / Benim arzuladığım kadının / Bana hiç acıması yok. // Ben kadınımı çok seviyorum, çok istiyorum, yalvarıyorum. / Ama bir noktada yanlışım var: / Onunla konuşurken kendimi unutuyorum. / Bakın neden: / Onun aşkını çok çok arzuluyorum / Deliye dönüyorum onu gördüğümde. //(..) Kadınım bilseydi gerçekte / Bütün gücümle onun olduğumu, / Belki de sızlardı yüreği. / Bakın neden: / Çünkü ben ondan ayrı olamam : / O istediğini yapsın hiç karışmam ben…” Övgünün en güzelini ve en anlamlısını bu ortaçağ şarkılarında bulabilirsiniz: “Karın ve buzun rengini / Sarartıp solduramadığı gül, / Tuzlu derin denizlerde / Tatlı su çeşmesi. / Karanlılarda ışık, / Acılar içinde sevinç, / Alevler arasında çiy! // Göz kamaştıran güzel çiçek / Ve seçilmiş renk, / Kapısı hiçbir zaman / Açılmamış şato. / Güçsüzlükte sağlık, / İş’te dinleniş, / Ve karışıklıkta barış!..”

Aşkı dilinde değil de gönlünde yaşatanlara ne mutlu! Ne mutlu kendine aşktan bir sığınak yapmaya kalkıp onda bir zindan bulanlara. Ne mutlu kendinden verenlere, bir başkası için yaşamayı bilenlere ne mutlu!

CEVAP VER