Otobüs

Bir çoğumuz hayatı boyunca otobüslere binmiştir. Otobüsler şehir ve şehirler arası yaşantımız için bizi iki nokta arası götüren doğru gibidir. Başlangıç ve bitiş noktası bellidir, zaman zaman arada kazalar sonucu kopmalar yaşamış olabiliriz, bu yazıyı okuyabiliyorsanız demektir ki ucuz atlatmışızdır. Şahsi olarak ben üç defa kaza yaşadım, otobüs yolculuğu sırasında değil, durakta dururken gelip bana vurması sonucu. Otobüsün içinde olmak mı şans, dışında olmak mı bilemiyorum ama otobüs Stanislav Stratiev gözünde başka bir anlam kazanıyor.
Dünyanın her hangi bir ülkesinde ve zamanın kronolojik akışı içinde geçmektedir. Bir birinden bağımsız ama bir biri ile aynı kaderi paylamış toplumların bir aynası işlevini gören oyundur. Oyun iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümün ilk sahnesi başlangıç noktası bir duraktır. Otobüs şoförü henüz ortada değildir, durakta kapıları açık durmaktadır. Yolcuları kalkış saati beli olan otobüse binmekte ve bileti atarak yasal yolcu konumuna bürünmektedir. İlk yolcu bürokratik bir tiptir, akıllı olarak anlatır yazar onu, çünkü yazar bir köşede hem oyunu yazmaktadır hem de anlatıcı konumdadır. Yazarın kurgusunu sahnede zaman zaman yazarın sesi ile birlikte izleriz.
Akıllı, biletini alışkanlık gereği gider bilet kutusuna atar ve gelmekte olan yolcuları göz ucu ile izler, bileti atmayana itiraz etmek için fırsat kollar. Onun arkasından kadın gelir, kadın görünüşü itibarı ile bir yerde çalışmaktadır, evine gidecektir… Oyun zaman olarak iş çıkışını işaret etmektedir. Biletini atar ve uygun bir yere oturur. Çevresine ilgisiz kalmak için eline kitap almış, pencerenin kenarına oturmuştur. Arkasından bir köylü gelir, aksaktır. Elinde bir torba vardır. Gider biletini atar, boş yere gider oturur. Bürokrat kıyafetli hemen itiraz eder, elindeki torba içinde bilet atmasını ister, çünkü bir koltuk işgal edecek kadar büyük görür, söylenir. Sesli söylenir ve kadından onay almak ister gibi ona bakar. Köylü fazla tartışmadan gider biletini atar, çünkü bir anlamda aşağılanmıştır, gururu kırılmıştır ama o gitmek zorundadır, akşam akşam bürokrat biri ile tartışmanın gereksiz olduğunu yaşanmışlıklarından bilir. Yolcular tek tek gelir, bir müzisyen elinde viyolonsel ile gelir. Köylünün torbasından büyüktür ve oda gider bir bilet atar. Bürokrat kıyafetli hiç itiraz etmez, gazetesini okumaya devam eder. Köylüyü aşağılayan adam sessizdir ama köylü bu duruma itiraz eder, fakat viyolonsel sahibi adama bilet attıramaz, bürokrata doğru söylenir ama artık bir bileti çoktan kutuda ki yerini almıştır. Gideceği yerin adını söyler, kimseden ses çıkmaz, neden otobüsün üzerinde bir yer adı yazmadığını sorar ama kimse bu soruya yanıt dahi vermez. Bu arada gençler gelir, işçi gelir, gelir, gelir ve en son şoför gelir. Otobüsü çalıştırır ve yola çıkar. Otobüste on yolcu vardır, toplumun orta kesimini temsil eden bireyler ile birlikte yola çıkmıştır ama şoförün dışında kimse nereye gideceğini tam olarak bilmemektedir, otobüsün üzerinde de hedef yazısı yoktur. Şehrin merkezine diye yola çıkan yolcular; kısa bir süre sonra şehir merkezine giden her zamanki yoldan gidilmediğini anlar, homurdanmalar başlar. İlk itirazlar, ilk yüksek sesli konuşmalar ile başlayan bir kargaşanın içine doğru yol alırız. Otobüs yoldadır ve yolcuların kaderi şoförün elindedir, o nerede durursa orada ineceklerdir.
Köylü otobüsten iner, başka bir yerden tekrar biner ama kaderi sanki yolcular ile aynı şekilde çizilmiş gibidir. Gideceği noktası beli olmayan otobüs içinde çözüm arayışı içinde o da kendi rolünü oynayacaktır.
Otobüs sahnededir, sınırları bellidir, arkada fona yansıyan yol düzenine göre dönmektedir. Ekrana yansıyan karikatürler hızlı bir şekilde duvardan kayarken, otobüs şoförünün de şapkası zamana göre değişmektedir ve imgeler ile tarihin kronolojik çizgisine tanıklık ederiz. Otobüsün hızına uygun olarak karikatürler hızlı bir şekilde perdede akar… Karikatürleri izlemeye kalkarsanız, sahnedeki oyundan kopmanız içten bile değil, çünkü karikatürler bir şeyleri anlatmaktadır, fakat o kadar hızlı akar ki ilerken yorulmamak elde değil.
Yeri gelmişken karikatürleri Homur Dergisi çizerleri oyun yönetmeni ve teknik ekibi ile birlikte kurgulamış ve karikatürler oyunun bir parçası, hatta otobüs yolcuları karikatürün içindedir. Yönetmen oyunu o kadar iyi içselleştirmişti ki, bu oyun ancak bu kadar iyi şekilde ülke tarihi içine kurgulanır ve içselleştirilir.
İlk sahnede otobüsün sınırı bellidir, o sınır içinde oyuncular sahnenin ortasını kullanarak nereye gittiği belli olmayan yolculuk içindeki panik durumlarını, kişisel zaaflarını ortaya koyar. Kişilerin kişisel tarihleri aynı zamanda değişiminde tarihini içinde barındırır. Otobüse bindiklerinde sıradan normal bir iş çıkışı gündür ama yolculuğun ilk saatlerinde ülkede darbe olmuştur, şoförde duruma uygun asker şapkası takmıştır, askeri darbe sonrası sivilleşme ve sivil hükümetlerin başbakanlarını çağrıştıran şoför şapka takmakta ve duruş sergilemektedir. Şoför oyunun son bölümüne kadar konuşmadan sessizlik içinde ama direksiyonu elinde bulundurmaktadır, aynı kaderi paylaştığı birbirinden çok farklı yolcuları bir yere / yerlere götürmektedir.
İlk bölümün perdesi kapanırken kişisel olarak diyebilirim ki, çok yorulmuştum. otobüs yolculuklarının yorucu olduğunu bilirdim ama bu sefer yolculuğa dışarıdan bakan biri olarak çok yorulmuştum. Karikatürlerin hızlı hareketi, oyunun kurgusundan gelen kronolojik tarih çizgisi, oyundaki bireylerin farklılıkları ve bir birlerini etkilemesini izlerken yorulmuştum. Bir çok uyarıcımı açmış, oyunu anlayabilmek, keyif alabilmek için kendimi zorladığımı hissettim.
İkinci bölüm de perdenin açılımı ile başladı. Bu sefer otobüsün sınırı ortadan kalkmış, koltuklar sahnenin her alanını kullanacak kadar özgür ve rahattır. Oyuncular bu geniş alanda daha iyi kendilerini izleyiciye gösterirken, oyunun bundan sonraki süreci şehrin dışına çıkmış, ilk etapta ekmek almak için duran şoför, bu sefer köyüne doğru yol almaktadır. Şehir çok geride kalmıştır. Yolcuları bekleyenler; onları panik ve heyecan ile evde beklediklerini hissediyoruz. Çünkü kadının iki çocuğu, sarhoşun babasının ölüm yıldönümü hikayesi bunu izleyiciye anlatmaktadır… Gençler bütün yaşananlardan ilgisiz, arka koltukta kendi dünyalarını yaşamakta ve fırsatı kendilerince değerlendirmekteler. Otobüsün yanlış yola sapması, belirsiz yere ve yöne doğru gitmesi onların dışında oluyormuş gibi davranmaktadır.bu durum bürokrat kıyafetli adamın genç kıza şoföre iyi davranması gerektiğini söyleyene kadar. O an genç kızın erkek arkadaşı ilk başlarda isyan eder ama kısa sürede ikna edilir. Genç kız şoförün kabininde şoför ile ilişkiye girer ve otobüsü durdurmasını istemek yerine tersini söylemiştir. Virtüöz zorla viyolonsel çalması bu olaydan önce olmuştur. Hiçbir yolcu şoförü ikna edememiştir ama oyunun sonunda otobüs şoförü geriye doğru yolcularını almış ve şehre doğru yola çıkmıştır. O ana kadar yaşananlar, kırılmalar, birbirine karşı gösterilen kaba güç gösterileri artık sonlanmıştır. Bir tek amaçları vardır, yaşadıkları şehre dönmek. Yolcular kaderlerini aynı duygular içinde yaşamıştır ve yaşananlar eve dönerken sessiz ve tek vücut olmuş gibi şoförün arzularına uygun şekilde ortak bir sese dönüşmüştür. Sorular bırakmıştır, neden o kadar şey yaşandı, neden bol olan sorular…
Barış Dinçel sahne tasarımını yönetmenin oyunu içselleştirmesine uygun olarak tasarlamış ve sade ve oyunun uzunluğuna uygun olarak sahnenin her alanın kullanabilecek şekilde düzenlemiştir. Işık/ ses efekt uygulama oyunun gidişine anlatışına uygun olarak yapılmış olsa da arkada akan karikatürlerin hızı ve yoğunluğu ışığı ve efekti sanki geri plana itmiş gibidir, gerçi otobüsün alanı bellidir, başka nasıl yapılabilinirdi açıkçası bilemiyorum. Ama efekt ve geçişlerde yorgunluğumuzu ve dikkatimizi oyuna daha da artırması için küçük oyunlar oynayabilirdi, tek düze ve bir çizgi izler gibi olmuş geldi bana, belki bu oyuna yoğunlaşmamın getirmiş olduğu gözden kaçırma olarak da okuyabilirsiniz.
Oyun iki bölüm yerine belki daha kısaltılarak tek perdelik olarak yeniden kurgulanarak yazılmış olsa, belki daha başarılı olabilir gibi geldi bana. Oyunun temposu oyuncular açısından biraz daha yükseltilmiş olsa, perdedeki karikatürlerin akışı biraz daha yavaşlatılmış olsa, her olayı anlatmak yerine belli başlı olayları anımsatarak geçilmiş olsa izleyici açısından belki biraz daha az yorucu olabilir diye düşündüm.
Oyun genel anlamda başarılı, her ne kadar kendimi çok yorulmuş hissetsem de, bütün ekip bu başarıya kendi alanlarından katkı sunmuş. Tiyatro ekip işi olduğunu ve ekibin özverili çalışması ile ustalıkla çizilmiş dokuz karakter aracılığıyla, bir halkın, bir rejimin güldürü dolu taşlamasına şahitlik ettik.

İsmail Cem Özkan

OTOBÜS
Çevirisini Cahangir Novruzov’un, dramaturgluğunu Hatice Yurtduru’nun, sahne tasarımını Barış Dinçel’in, kostüm tasarımını Ayşen Aktengiz’in, ışık tasarımını Kemal Yiğitcan’ın, efekt tasarımını Metin Taşkıran ve Ersin Aşar’ın, koreografisini Mikel N. Vihdi’nin, karikatür tasarımı’nı Homur Mizah Grubu’nun, videotasarımını Cem Ulu, Ayça Sonkaya ve Arif Akkaya’nın yaptığı oyunda; Ahmet Özarslan, Barış Çağatay Çakıroğlu, Berrin Akdeniz Kortidis, Burak Davutoğlu, Can Ertuğrul, Elyesa Çağlar Evkaya, Ergun Üğlü, Fahri Kıncır, İrem Erkaya, Mert Aykul, Mert Turak rol alıyor.
Yazan: Stanislav Stratiev (1941-2000)Çağdaş Bulgar Tiyatrosu’nun en verimli yazarlarından biri olan Stanislav Stratiev 1941′de Sofya’da doğdu. Edebiyat eğitimi aldı, iş yaşamına gazeteci olarak başladı. Tiyatro dünyasına, oyuncu _ Yönetmenbir arkadaşının zorlamasıyla 1974′te yazdığı “Roma Hamamı” adlı oyunla adım attı.
On yılı aşkın bir süre “Sofia Satirical Theatre” da sahnelenen bu ilk oyunuyla seyircinin sevgisini kazandı. Ancak asıl başarıyı ona uluslararası ün sağlayan ikinci oyunu ”Deri Ceket” ile yakaladı. Bunu “Otobüs”, “The Perfectionist”, “Don’t Lose Your Spirit” ve diğer oyunları takip etti. “It’s a Short Life” adlı oyunuyla1990 Maubeuge Uluslararası Tiyatro Festivali’nde birincilik ödülü, “On The Other Side” adlı oyunuyla 1993′te Bbc Radyo Oyunları Yarışması’nda derece aldı. Sosyal hiciv ve lirizm bileşimi olan öyküleri otuzdan fazla dile çevrildi. Film senaryoları dünya çapında tanınmasına katkı sağladı.
“Equilibrium”, 13. Moskova Uluslararası Film Festivali’nde Gümüş madalya aldı (1983). Aynı yıl “Childhood Sun”, “MIFED-The Child in Our Time” ödülü kazandı. “A Band With No Name”, “24 Chasa” okurları tarafından tüm zamanların en iyi Bulgar filmi (2005), Atlantic Radio dinleyicileri tarafından da en çok sevilen Bulgar filmi seçildi (2006). Stanislav Stratiev 1975′ten ölüm tarihi olan 2000′e kadar “Sofia Satirical Theatre”da dramaturg olarak görev yaptı.
Yöneten: Arif Akkaya1965′te İstanbul’da doğdu. 1982′de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nü kazandı. 1986′da halen oyuncu ve Yönetmen olarak görev yaptığı İBB Şehir Tiyatroları’na katıldı. Aynı yıl İBB Şehir Tiyatroları oyuncusu birkaç arkadaşı ile birlikte “Tiyatro Odası”nı kurdu. İstanbul Devlet Tiyatrosu, İBB Şehir Tiyatroları, Dormen Tiyatrosu, Hadi Çaman Tiyatrosu, Duru Tiyatro gibi ödenekli ve özel tiyatrolarda oyuncu ve Yönetmen olarak çalıştı. Sinema ve reklam filmlerinde, televizyon dizilerinde rol aldı.
Yönettiği Oyunlardan Bazıları
Doğum Günü Partisi, İkinci Nöbetçinin Sıkıntıları, Sokağa Çıkma Yasağı, İyi Geceler Anne, Bana BirPicasso Gerek, Deri Ceket, Sürmanşet, Ödenmeyecek Ödemiyoruz, Arzunun Onda Dokuzu
Oynadığı Oyunlardan Bazıları
Antonius ve Cleopatra (W. Shakespeare -Yöneten: Engin Uludağ), Taziye (Murathan Mungan – Yöneten: Nurhan Karadağ), Dallar Yeşil Olmalı (Vedat Türkali – Yöneten: Hakan Altıner), Aç Sınıfın Laneti (Sam Shepard – Yöneten: Tunç Yalman), (Avni Dilligil Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü), Kanlı Düğün (F. G. Lorca – Yöneten: Başar Sabuncu), Kafkas Tebeşir Dairesi (B. Brecht – Yöneten: Yücel Erten), Kuş Operasyonu (H. Boitchev – Yöneten: Macit Koper), (Avni Dilligil En İyi Ekip Ödülü), Danton’un Ölümü (G. Büchner – Yöneten: Roberta Ciulli)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.