İrade ile inat karıştırılmamalıdır

PAYLAŞ

Türkiye’de sosyal alanda yaşananlar dönüşümü değil, yıllardır baskılanan ve uyuyan temel sosyal damarın harekete geçmesini işaret etmektedir. Bilim insanlarının tesbitlerindeki kısa süreli yanılmalar da, halkımızın bir bölümünün meseleleri yorumlayamaması da hep uyanan sosyal damar hareketini algılayamamasına bağlıdır. Muhalefet ve bazı çevrelerin iktidarın davranışını inatçılık olarak ifade etmesi ise çok ciddî bir yanılgıdır. Böylesi vahim yanılma ve saptırmaya savrulma ise, derin toplumsal analizden yoksun bir bakış açısı ile oluşumları salt iktidar kaynaklı hareketlenme olarak görme yanlışlığından kaynaklanmaktadır.

Yukarıdan dayatma ile laiklikle kul olmaktan vatandaşlığa geçirilen toplumsal doku, gerekli ekonomik kalkınmayı gerçekleştirip burjuvalaşma ve proleterleşme aşamasına geçemeden, soğuk savaşın gölgesinde emperyalizmin çıkarlarına alet edilirken, zamanla Cumhuriyet’in sağladığı çağdaş kazanımlarından arındırılacaktı. Osmanlı’dan devralınan sosyolojik damar, devletçilik politikasının sonlandırıldığı ve ekonominin özel sermaye marifetiyle yönlendirilmeye başladığı dönemde sermaye birikiminin önemli ayaklarından birini oluştururken, aynı zmanda da siyasilere rant alanı açtı.

Emeği baskılayan sermaye ve rahat oy tabanı arayan siyaset ile örtüşen dincilik, Cumhuriyet’in ilk yıllarında baskılanan tarikatların harekete geçmesini sağladı. Kendisine vatandaşlık fazileti sunulan toplum, maalesef, dincilik kulvarında yol alırken kul olma anlayışını terk edemedi. Ne var ki, bu kulluk geçmişte olduğu gibi samimi inançla Allah’a değil, yoz siyasete ve kasaba kökenli eşraf sermayesine yöneldi.

Bu süreç, sermayenin de müsamahası ve hatta yönlendirmesi ile zamanla sinsî gelişmesini sürdürdü. Tarikatleşmenin yavaş yavaş halkı ihata etmesinin yanında, okulların imam hatipleştirilmesi de gençlerin önünü kesmeye başladı. Böylece, yukarıdan topluma benimsetilmeye çalışılan sosyal dönüşüm modeli, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde baskılanan damarın tedricen uyandırılmasıyla tarikat-cemaat modeli lehine alan kaybetmeye başladı. Yarım yüzyıla yakın sabırlı ve programlı bir çaba ve çalışma sonucunda ekonomik güç kazanan ve siyasal iktidarını da oluşturan tarikat-cemaat modeli, Cumhuriyet modeli ile çatışmaya başladı. Sermaye kategorileri arasındaki çatışma özde ekonomik ve demokratik nitelikli olmasına rağmen, topluma yansıma biçimi ile laiklik-dincilik şeklinde gelişerek toplumsal gelişmenin rotasını değiştirdi.
Bu süreç konjonktürel olmadığı gibi, salt AKP’nin eseri de değildir.

Zira, bu süreç, bir yandan içte sermaye kategorileri arasındaki çatışmanın bir tür silahı, diğer yandan da dünya emperyalizmin vazgeçemeyeceği dayanaktır. Dincilik, tüm sermaye kategorilerinin emek sömürüsünü gerçekleştirmede güçlü yardımcısı olduğu için her kesim için desteklenir olduğu gibi, yeni palazlanan sermayenin güçlü sermaye kesimi karşısında tutunabilmesinin de kalkanı olduğundan güçlü bir reddediliş politikasına maruz kalmamaktadır. Diğer yandan da, çevreyi sömüren ve yoksullaştıran dünya emperyalizmi de, geniş halk kitlelerini ancak dincilikle uyutabileceğini düşünmektedir. Hal böyle olunca, içte bir kesim sermayenin hizmetindeki siyasal iktidar, aynı zamanda emperyalizmin de hizmetinde olarak, güçlü bir desteği arkasında bulmaktadır.

Şu halde, iktidarın tutumu salt siyasal inat ya da bağnazlıkla açıklanamaz. Muhatap olduğumuz siyasal politikalar ve tavırlar içte ve dışta yüklenilmiş olan özel misyonun doğal sonucudur. Bu misyon dünya emperyalizmi marifetiyle yürütüldüğünden, politikalar ve yürüyüşün tüm adımları dış güçler tarafından önceden hesaplanmış ve siyasîlere ihale edilmiştir. O nedenle, tüm politikaların adım adım yütüldüğüne tanık olmaktayız. Yürütülen politika gereği, yargı, üniversite, asker ve bürokrasi gibi sistemin muhafız ve temel destek kurumlarının dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu süreç gelişmeyi değil, baskılanmış toplumsal yapı ve zihniyetin yeni iç koşullara ve emperyalizme uygun ve onun hizmete yönelik ayağa kalkmasını işaret etmektedir.

CEVAP VER