Ramize Şen’e yanıtım…

Köşe yazarlığı bir meslek değil Ramize hanım.
Ama gazetecilik bir meslek.
Üstelik çok önemli bir meslek.
Ben de bir gazeteciyim.
Ben 1974 yılından bu yana muhabirlik yanında; çalıştığım yayın organları, köşeler değişse ve sayfası belli olmasa da fıkra, yorum ve makaleler yazmayı denedim.
Hala da deniyorum.
Köşe yazarı olarak değil, sadece bir emekci olarak.
Çok çok iyi şeyler yazmaya çalıştığıma inanıyorum ama yargılarım doğru olmayabilir.
Zaten hiç bir okuyucu, yazan insandan objektif değerlendirme beklememeli.
Tabii ki objektif değil, subjektif görüşler ortaya koyacağız.
Ama dürüst olmamız şart.
PKK konusundaki yazıma gönderdiğiniz eleştiriye gelince.
Açıkca acımasız bir eleştiri idi yazdıklarınız.
Bakın ben de bu ülkede etnik bir kökenden gelip, yaşayan ve yaşamaya çalışan biriyim.
Tabii Kürtler kadar yoğun değil.
Kürtler kadar tarihi derinliği olan etnik bir milletin devamı olarak değil…
Neticede Acara Cumhuriyeti’nden (Gürcü -Müslüman) gelen bir etnik kavmin devamı olarak Türkiye’de tutunmaya çalışan biriyim.
Ama bir şeyi bilirim.
Etnisite tartışması, silahlı bir mücadele alanı yapılmamalıdır ve savaş alanı olmamalıdır.
Olmalıdır diyenler çıkabilir.
O zaman “herkes yerli yerine, köylü köyüne” derler adama.
Neyse bu tartışmaya girmeden, seni rahatsız eden soruna geleyim.
“Beni rahatsız eden, devletin tanındık bakış açısıyla uslubunuz arasında bir farkın olmamasıydı” cümlesindeki suçlama. Bu suçlamaya  karşı ne diyeyim:
“TC, başından beri Kürt sorununa olumlu yaklaşmıştır. Herşeyi yapmıştır. Ama Kürtler hiç birşeyi yeterli görmemiştir” diyebilirdim, ama demedim.
Hatta daha ileri gidip:
“TC güçleri tüm köyleri yakmıştır. Tüm esirleri uçaklardan atmıştır. Tüm masum Kürtleri cezaevlerine tıkmış, hepsine haksız işkence yapmıştır” deseydim tabii ki siz çok mutlu olurdunuz ve ben de çok iyi bir köşe yazarı olarak sizlerden madalyayı (!) hak ederdim.
Ama olay bu değil.
Ne devletin bilinen siyasetini ne övmek, ne de Kürtlerin işin başındanberi haksız olduğunu iddia etmek  gibi bir ikilemin içinde olmadım.
Ben bu olayda mümkün olduğu kadar tarafsız kalmaya çalışan bir emekciyim.
Dikkat edin “köşe yazarıyım” demiyorum.
Üstelik peşin hükümlü olduğuma dair tek bir cümle gösteremezssiniz hakkımda.
Lutfetmişssiniz, diğer eleştiriclerden bazıları gibi beni “faşistler sınıfı” dışında tutmuşssunuz.
İddia ettiğiniz gibi ben hiç bir zaman düzeltme yazısı yazmadım.
Belki birbirinden kopuk ama gelen tepkilere göre ayrı ayrı fakat yine de birbirini tamamlayan, üstelik tutarlı olan bir kaç yazıyı peşpeşe yazarken doğaldır ki eleştirilerin etkisinde kalmış olabilirim.
Ama “ eşeklik tarihi”ni “daha önceki yazılarım tutmadı” diye yazmadım.
Ve bu yazıyla da hayata devam etme niyetinde değilim.
Sadece senin ve senin gibi düşünenleri “biraz daha gerçekci ve insanca düşünsünler” noktasına taşımak için “eşeklik tarihi”ni yazdım.
Hayatınıza ve hayatımıza devam amacıyla soluk verme arası niyetiyle yazdım.
Sevinmişsiniz ama boşuna.
Ben yine kendi doğrularımla hayatıma devam etmeye çalışacağım.
Hayat bazen gelip bizi veya bizleri yeni bir duvarı önünüze çıkarabilir.
Bana da size de…
Bu bazen başka yolu denemeye yol açabilir.
Bazen açmaz.
Aslında umurumda değil.
Asıl olan barış içinde yaşamak.
Keşke her yol barışa çıksa…
Bir an önce barışa ulaşsak.
Kardeş kardeşe yaşasak…

Not: Bu konuda başkaca yazmak ve okuyucularımı bıktırmak istemiyorum..
Eğer bu konuda tartışmayı sürdürmek isteyenler olursa-Ramize Şen başta olmak üzere, herkes dahil- ya Açık gazetedeki mailime, ya da bayarsezai@gmail adresime yazabilirler. Tartışmayı sürdürmeye açığım. Tabii tartışma düzeyinin bize yakışır olması kaydıyla…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × 3 =