Raslantıların gizli dili ‘ II

İsmi Fleming’ti. Fakir bir İskoç çiftçisiydi. Bir gün tarlasını sürerken, yakınındaki bataklıkta birisinin çiglik çigliga bağırdığını duydu. Derhal işini bırakıp, sesin istikametine doğru koştuğunda, beline kadar çamura saplanmış bir çocugun kendini kurtarmak için çaresizce debelenmekte olduğunu gördü. Seri bir hareketle çocugu yakalayıp mutlak bir ölümden kurtardı.

Ertesi gün, indiği arabasından soylu olduğu belli, şik giyimli bir adam kapısını çaldi. Oğlunu ölüme kaptırmasına ramak kalan minnettar baba çiftçiye yaptığı iyiliğin karşilığını ödemeye gelmişti. Fleming, soylunun yaptığı para teklifini mağrur bir ifadeyle reddetti.

Tam o sırada, çiftçinin oğlu kapıda belirdi. Soylu, bir an çocugu süzdü ve Fleming’e dönerek: ‘Gel bir anlaşma yapalım’ dedi. ‘Oğlunu en iyi okullarda okutmama izin ver. Eğer babasına birazcık benziyorsa, büyüdüğü zaman ikimizinde gurur duyabileceği bir insan olacaktır.’

İngiltere’nin en saygın okullarında eğitim gören genç Fleming, Londra’daki St. Mary’s Hospital tıp okulundan mezun oldu. Yıllar sonra kendisine,’Sir’ ünvani verildiğinde şöhreti tüm dünyaya yayılmıştı. Sir Alexander Fleming, penisilini keşfeden doktordu.

Bu arada, soylunun oğlu bir gün akciğer iltihabına yakalanarak yataklara düştü. Onu ikici bir sefer ölümden kurtaran, evet tahmin etmişsinizdir, penisilindi. Sir Winston Churchill, hayatını iki insanın cömertliğine ve asla tesadüf olmayan tesadüflere borçluydu.


***

Eski zamanlarda şamanlar, rüzgârın sesini dinleyerek, bulutların biçimlerini inceleyerek, hayvanların hareketlerini gözlemleyerek, yaşamlarında nelerin olup bittiğini ve geleceğin kendilerine neler getirebileceğini anlamaya çalisirlardi. Doğaya bakarak okudukları işaretler, şahit oldukları olaylar bireylerin olduğu kadar, kabilelerin de geleceğini yönlendirirdi.

Onlar, günümüz insanının aksine, her raslantının bir mucize olduğunu biliyorlardı. Zira, doğayla/evrenle ahenk içinde yaşamanın sırrına vakıf olmuşlardı. Zaman içinde unuttuğumuz bu sır, insanın doğayla kurduğu işbirlikti. Sinerjik ilişkiydi.

Bu muhteşem ilişkiyi hatırlayabilmenin anahtarı raslantıları bilinçli kılmakta gözüküyor. Bunu yapabilmek içinde, yaşadığımız her ana tüm dikkatimizi vererek, bilgili gözlerle evrene bakarak, bizi çevreleyen olayların neler gizlediğini çözmek gerekiyor.

Zaten evren, onunla bilfiil işbirliği yapmasak bile, tahmin edemiyeceğimiz bir doğruluk ve dakiklikle bize yardım ediyor. Gönderdiği bilgileri de parçalara bölerek rahatça asimile edebilmemizi sağlıyor.

Gelen mesajların her an, her yerde olduğunu hatırlatmak isterim bir kez daha. Onları araba plakalarında yazılan harf ve numaralarda görmek, bir tanıdığımızın davranışında hissetmek, televizyon seyrederken yeni değiştirdiğimiz kanalda birden dikkatimizi çeken bir sözcükte işitmek, aklımıza gelen bir düşüncede farketmek son derece olağan.

İlginç olan şu ki, farkındalığımızı arttırarak, raslantıları titizlikle incelemeye başladığımızda, evrene evrimimizi hızlandırmasını arzu ettiğimizi ifade eden çok güçlü bir mesaj yollamış oluyoruz. Evrenin bu çagriya samimiyetle cevap verdiği, gittikçe sıklaşan raslantılarda kendini belli edecektir.

Bugün burada okuduklarınız, merakınızı kabartmaya yeterli olduysa, Allan Combs ve Mark Holland’ın, ‘Eşzamanlılık’ adlı kitabını tavsiye ederim.

Son söz Swami Rama Tirtha’ya ait : ‘Doğayla mükemmel bir ahenk içinde olduğunuz sürece, hakikat inkâr edilemez. Zihniniz evrenle uyum içinde, herkesle ve her şeyle, bütün koşullarla ve çevreyle birliğinizi hissettiğiniz ve gerçekleştirdiğiniz sürece, rüzgârlar ve dalgalar bile sizin lehinize olacaktır.’

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.