Raslantıların gizli dili

Bayılıyorum tesadüflere. Bazen öylesine sihirli olabiliyorlar ki? Zaman ve mekân bir anlığına saydamlaştığından sonsuzluğu tadıveriyor insan. Görüveriyor ilahî plandaki mükemmelliği. Parçalanması asla mümkün olmayan birliği.

Etrafımızda gelişen her olayın, karşımıza çıkan her insanın bir anlamı var. Farkında olmasak bile. Tesadüfler, yegâne amacı evrim olan evrenin gelişmemize yardım etmek amacıyla gönderdiği ?mesajlar?dır. Yalnız olmadığımızı hatırlatan ve yol gösteren işaretlerdir.

Raslantılara dikkat etmek, onların içinde gizlenen sembolleri anlamak, bir bulmacayı çözmek kadar heyecan vericidir. Bilinç altında şu an nelerin cereyan ettiğini ya da yarın yapmayı arzuladığınız bir işin doğruluğunu saptayabilmek istiyorsanız bütün radarlarınızı, sonarlarınızı ve dikkatinizi harekete geçirerek bekleyin. Bakın. Ve dinleyin.

Evrenin her an, anlamlı ve şiirsel bir şekilde sizinle daimî bir iletişim kurmuş olduğunu farkedeceksiniz.Yavaş yavaş. Zaman geçtikçe sembollerin ne anlama geldiğini kavrayıp, yaşadığınız kültürden ve evrensel mitlerden esinlenerek kendinize göre bir liste yapacaksınız.  Böylece, sokakta yürürken önünüze kıvrıla kıvrıla bir kuş tüyü düştüğünde, ?tüy gibi hafif? olduğunuzu ve büyük bir olasılıkla da neşeli bir gün geçireceğinizi gösterdiğini anlayacaksınız.

Restoranda yemek yerken yandaki masadan kulağınıza çalınan cümlelerin kabullenmekte güçlük çektiğiniz hislere ya da bilinç altında yatan düşüncelere tercümanlık ettiğine şahit olacaksınız.  Ve belkide, yazar Joyce Vissell gibi size verilmiş bir kitapta altı özellikle çizilmiş :?Herşeyden önce, sevgi önemlidir? satırlarından ?etkilenerek? aşık olduğunuz o
sevgiliyle, farklı din ve kültürlerden gelmenize rağmen evlenebileceksiniz.

Çünkü bazı tesadüfler eşsiz bir katalizördür.  Miyadı dolmuş düşünceleri sarsarak, insanı yepyeni bir anlayışa sevkeder. Carl Jung?un meşhur bok böceği hikayesi burada verebileceğimiz en güzel örnektir.

Jung, yaşama katı bir mantıkla yaklaşan bir hastasını tadavi etmeye uğraşıyor ve oldukça da zorlanıyordu. Hiç bir netice vermeyen bir dizi seans sonrasında kadın rüyasında altın renkli bir bok böceği gördüğünü anlatmış.

Mısır  mitolojisinde bu böceğin yeniden doğuşu simgelediğini gayet iyi bilen Jung, hastasına önemli bir psikolojik transformasyonun eşiğinde olduğu müjdesini vermeye hazırlanırken, cama bir şeyin vurduğunu duyarak arkasını döndüğünde o güne kadar ilk defa penceresine gelen altın yeşili bok böceğini görmüş.

Açılan camdan içeri giren böceğin varlığından ve Jung?un rüyası hakkındaki yorumundan şiddetle etkilenen kadın, o andan itibaren terapide gelişme kaydetmeye başlamış. Olayın tuhaflığı aşırı mantıksallığını dengeliyebilmiş en nihayetinde.

Jung, böyle anlamlı raslantıların bir araya gelmesini ?eşzamanlılık? olarak ifade etmiş, kırk yıllık tesadüflere bambaşka bir anlam ve bilimsel bir nitelik kazandırmıştı. Ona göre ruh ve maddeyi birleştiren, birbirine bağlayan bir gerçek vardı: Unus mundus. Tek dünya, tezahür etmiş her şeyi sessizce besliyor, biçimlendiriyor, düzenliyordu.

Bu görüşü benimseyen fizikçilerin başında gelen David Peat, eşzamanlılığın önemini vurgulayarak, ?saklı düzen?in kanıtlarından biri olduğunu savundu. Michael Talbot, Holografik Evren isimli değerli yapıtında şöyle anlatıyor : ?Peat, eşzamanlılık fenomeninin, gerçekliğin kumaşındaki defolar, tüm doğanın altında yatan bu engin ve tekil düzene kısa bir göz atmamıza izin veren anlık çatlaklar olduğuna inanıyor. Bir başka deyişle Peat, eşzamanlılığın, fiziksel dünyayla içsel psikolojik gerçekliğimiz arasında hiç bir ayrılık bulunmadığını açıklağı düşüncesindedir.?

Sizleri bir sonraki buluşmamıza kadar Arthur Schopenhauer?ın zamanın eskitemediği şu sözleriyle başbaşa bırakıyorum: ?Raslantıya bir amaç atfetmek, onu anlama biçiminize göre ya saçmalığın zirvesi ya da zihinsel bir derinliktir.?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.