Riya peçeleri altında siyaset yapmayalım

PAYLAŞ

Yerkürenin en minik coğrafyalarından birinde, yani KKTC’de siyaset yapmak mümkün değil, zira muhalefet ettiğiniz kişi ya yeğeniniz, ya kaynınızın kayınpederi, ya da mahallenizdeki bakkalın oğlu. Çin’den, Rusya’dan, İtalya’dan aldığınız kimi görüşleri “bakın ne güzelde düşünmüşler” nevinden satmaya kalktığınızda bu fikriniz “ne diyorsun sen. Gel otur, bu göbekleri ne yapacağız onu konuşalım” sözleriyle ağzınıza tıkılabilir. O yüzden herkesin inancı, itikadı, görüşü, izanı kendine diyerek iyi insan olma, toplum düzenini koruma yönünde çaba sarf etmek yetecek burada.
Öyle kalp kırmakla, ses yükseltmekle bir yere varılmayacağını anlamak lazım.
Hele hele hakaretle…
Geçtiğimiz gün Meclis’imizde yaşanan olay “değer mi” dedirtmenin yanı sıra, partisel çıkarların kişilerin genel anlamda savundukları doğruları nasıl yerle bir edebileceğini gösterdi.
Biliyorsunuz, CTP milletvekili Ömer Kalyoncu gündem dışı konuşma yaptığı esnada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Şerife Ünverdi’ye intikam kamalarıyla saldırarak “tüüü yüzüne” dedi.
Tabii bu “tüüü” kelime olarak hakaret ihtiva etmediğinden Meclis Başkan Yardımcısı Mustafa Yektaoğlu “hakaret yok, gerekirse tutanaklara bakılabilir” sözleriyle partidaşı Kalyoncu’yu kollamış oldu.
İyi niyetli yaklaşımları, nezaketi ve kadın haklarına olan duyarlılığı ile her zaman takdir ettiğim Yektaoğlu’nun burada tarafsız hareket etmediğini söylemek isterim zira Yektaoğlu “tüüüü yüzüne” nin hakaret içeren bir kelime değil, fiil olduğunu çok iyi bilen akıllı/tecrübeli bir politikacıdır.
Gelelim konunun diğer paydaşlarına, yani kadın vekillerimize. Hatırlatalım, Meclis’te dört vekilimiz var. İkisi CTP, ikisi de UBP milletvekilleri.
Tüm hanım vekillerle iletişimim iyidir. Hemcinslerimi orada görmenin mutluluğunun yanı sıra, haklarımın korunacağına olan inancım yüzünden gözümde farklı yerleri vardır.
Ne var ki o gün yaşanan olaydan sonra CTP’li kadın vekillerin sükutu beni hayal kırıklığına uğratmıştır. Ben Fatma Hanımdan da (Ekenoğlu), Sibel Hanımdan da (Siber) bu davranışa karşı bir açıklama yapmalarını beklerdim.
En azından “yakışıksız bir hareketti” demelerini.
Demediler. Sesleri çıkmadı. Ya da söyledilerse de ben duymadım ki, özellikle Fatma Hanımın kadın hakları konusunda yaptığı çalışmaları bilen biri olarak partizanlığın bu ülkünün önüne geçmesinden esef duydum.
Bana “Yaman çelişkiler” yaşatan sadece vekillerimiz olmadı elbet. Kadın erkek eşitliğinin kadın lehine bozulduğu bir ülkede mor esvaplar giyip ortalığa duman attıran kadın örgütlerine de birden kal geldi!
Hiçbiri çıkıp da “siyasetinizi, eleştirinizi nezaket kuralları içinde yapacaksınız” demedi, diyemedi.
Ne de olsa hakarete uğrayan kadın kendi görüşlerinden olmayan bir kadındı. Şayet onlarla aynı kaptan su içmiş birine bu yapılsaydı, o zaman seyreyleyecektiniz gümbürtüyü.
Sözün özü; Siyasetçi değilim… Siyasetle ilişkim -daha önceki yazılarımda da söylediğim gibi- seçim zamanı partilerin ikna kabiliyetleriyle doğru orantılıdır. Oy verdiğim parti sütten çıkmış ak kaşık, oy vermediğim tü kakadır da diyemem. Dolayısıyla güzel icraatlar siyaseti sevdirirken, çarkın –yalpalayarak- dönüşünü, dişlilerin kimilerini ezerek enerji oluşturduğunu gördükçe de sıktım sıyrılır…
Aynen geçtiğimiz Perşembe yaşadığım gibi…
(Bu olayın benim için bir ders olduğunu söylemek durumundayım. Zira, siyasetin niye riya peçelerinin altında yapıldığını anlamasam da, partililerin bir bal küpüne yapıştıklarının ayırtına varabildim şükür.)

CEVAP VER