RTE’nin ani düşüşü ve Ekim’de seçim…

İşler tıkırında gidiyordu. Muhalefete muhalefet eden yalaka medya ile iktidar alternatifi de yok olmuştu. Amerika ile ilişkiler sorunsuz olup Avrupa liderleriyle ikili diyaloglar zirvedeydi. AB’den müzakere tarihi alınmış, kabinenin “second leydi”lerinin röportajları, boyalı basının ilgi odağı durumuna gelmişti. Şeyhlerin düğününe davetli olarak özel uçaklar ile Dubai’ye ziyaret yapılıyor, dünyada gezilmedik ülke bırakılmıyordu.


Ne olduysa bilinmez, ülkenin alternatifsiz iktidarına nazar değdi. Başbakan, kendisine derdini anlatmaya çalışan vatandaşları azarlamaya, “ananı da al git ulan” biçiminde ağır sözler ile aşağılamaya başladı. Ülkede bulunduğu anlar çok az olduğu için sorunlar birikti. Bakanlar da Baş’larına özenerek ülke ülke gezmeye başladı. Lale Devri’nin sonu mu gelmekteydi ? Basından ufak tefek serzenişler gelmeye başlayınca, Başbakan gürleyerek basını azarlamaya ve tehdit edercesine eleştirmeye başladı. Başbakan, bir il kongresinin fotoğrafını yayınladı ve yorumladı diye, bir gazeteyi isim vererek eleştirmekten çekinmedi. Gazeteyi adeta halk düşmanı ilan etti.


Ekonomide, yalnızca yayınlanan iyimser rakamlar ile bir yerlere varılamayacağı ortaya çıktı. İşsizlik artıyordu. Üretim düşüyordu. İhracat azalıp ithalat artıyordu. Başbakan geçmişi, basını ve muhalefeti eleştirmeye ve karalamaya başladı.


Geçmişi kötülemek, basın ile ilişkileri bozmak, muhalefeti ağır biçimde eleştirmek, kötüye gidişi iyice arttırdı. Birkaç ilde partisinin İl Başkanlarının ve parti örgütlerinin karıştığı ve kendi milletvekillerince dile getirilen bazı yolsuzluk iddiaları karşısında suskun kalındı.


Bu arada inanılmaz biçimde üniversitelere ve Rektörlere karşı savaş açıldı. Bir Rektör, inanılmaz iddialar ile suçlanarak tutuklandı, halk, sivil toplum örgütleri, basın ve YÖK ayağa kalktı. Rektörün tutuksuz yargılanma kararı, halk tarafından, bir iş arkadaşının cezaevinde intiharı nedeniyle buruk biçimde sevinçle karşılandı. 


Rektörün yargılanması sürecinde inanılmaz iddiaları ortaya atan savcı, müstakbel Genelkurmay Başkanı için “çete kurmak ve çeteye üye olmak” savıyla dava açılmasını sağladı. Devlet, devlete karşı harekete geçiyormuş izlenimi yaratan olaylar yaşanmaya başladı. Bir süre  sonra, inanılmaz tepki alan girişimin sahibi olan meşhur savcı, meslekten ihraç edildi.


Lenin ile Stalin arasında geçen ilginç bir diyaloğu yansıtan anekdot, fıkra gibi kulaktan kulağa yayılmaya başladı. Lenin, işler kötüye gitmeye başlayınca, bıraktığı 3 mektubu sırasıyla açması için Stalin’e talimat vermiş. Stalin, işler kötüye gitmeye başlayınca, ilk mektubu açmış. Mektupta, “Geçmişi ve Muhalefeti Kötüle” yazmaktaymış. Stalin, denileni yapmış ve ülke yönetiminde kısmi bir ferahlama yaşamış. Zamanla işler yine kötüye gitmeye başlayınca, Stalin, 2. mektubu açmaya karar vermiş. İkinci mektupta, “Yanındakileri Harca” yazmaktaymış. Stalin, denileni yapmış ve ülke yönetimini toparlamış. Bir süre sonra işler iyice kötüleşince, Stalin, 3. mektubu açmak zorunda kalmış. Son mektupta, “Acele 3 Adet Mektup Yaz” demekteymiş.


AKP iktidarının ekonomik, toplumsal, siyasal, yargısal ve yönetsel bir bunalım ile karşı karşıya kaldığı son günlerde Başbakan, geçmişi kötülemiş ve muhalefeti eleştirerek ilk mektubu açmıştır.


Daha sonra yanındakileri basına yem olarak vermeye başlamış ve Zapsu, Kemal Abi, Kültür (!) Bakanı, Meclis Başkanı, Halil Ürün gibi bazı yakın arkadaşlar, basına malzeme olmaya başlamıştır. Başbakan, ikinci mektubu ucundan açmışa benziyor. Zaman içinde tamamıyla açacağı anlaşılıyor.


Başbakan RTE’nin üçüncü mektubu açması için Temmuz ayını beklememiz ve Ekim ayında 3. mektubu yazmasını görmemiz için çok zaman kalmadı.


Türkiye’de bir dönem bitmekte ve siyasal iktidar sahibi bir siyasetçi olarak RTE de diğerleri gibi tarihinin tozlu raflarındaki Türk Siyasal Tarihi kitabının sayfalarına gömülmek üzeredir. Hepimize hayırlı olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen + nineteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.