Sacit Kayasu

Sacit Kayasu’yu bir avuç hukukçu ve dostlarıyla toprağa verdik.
Tanımayanlar, “kim o?” diye sorabilir.
Adana Cumhuriyet savcısı Sacit Kayasu’dan bahsediyorum. 2000 yılında Kenan Evren hakkında soruşturma ve iddianame hazırladığı için hayatı karartılan o güzel insandan.
Mesleki yaşamını meclisin itibarını korumak için feda eden bu insanın cenazesinde meclisin 550 milletvekilinin de bulunması gerekmiyor muydu?
Hukukçuluğun tek başına hukuk fakültesi mezuniyetiyle olmadığını, vicdan, onur, erdem de gerektirdiğini tek başına kanıtlayan bu duru insanı bütün hukuk dünyası uğurlaması gerekmiyor muydu? Bahri Belen ve Ömer Kavili gibi birkaç değerli hukukçu dışında kimse yoktu o son yolculuğunda.
Yaşarken onu yalnız bırakanlar, belki de o suçluluk duygusuyla, musalla taşında da tek başına bıraktılar.
Eşi Gül hanım, “Günaydın Savcı Bey”den sonraki 2. kitabı “Onuncu Köyün Savcısı, 12 Eylül’ün Son Mağduru” takdim ederken cenazede, 3. kitabı için yayınevi bulamadığını söylemişti. Son kitabını bastırmak bizim ona gönül borcumuz olmalı.
Cumhuriyet savcısının 12 Eylül darbecileri hakkındaki bu ilk iddianameyi yok hükmünde sayan başsavcılık ve Adalet Bakanlığı elinden geleni ardına koymamıştı o zamanlar. Kimilerinin “bizim kalemiz” diye hakkında o zamanlar laf ettirtmediği HSYK’nin meslekten men cezası kimin şikayeti üzerine olmuştu dersiniz? Tabii ki Genel Kurmay Başkanlığı’nın. Kenan Evren’le bu göz yaşartıcı mesleki dayanışma sonuç getirdi ve Sacit Kayasu’yu yıllarca açlıkla terbiye etmeye çalıştılar.
İstanbul Barosu avukatlık mesleğine geri dönmesine izin vermedi. Yasalar hukukun önüne geçmişti. Neyseki evrensel hukuk geçerliydi ve AİHM’den döndü bütün bu rezillikler.
Geçici 15. maddenin geçersiz olduğu, 12 Eylül ve Aralık’taki Konsey yapılanması arasındaki 90 günü hukuk masasına yatırmıştı Kayasu?
Kitabına göz attığınızda o dönemde onu kimlerin yalnız bıraktığının, doğrudan ve dolaylı sorumlularının isim listesini bulacaksınız. Hala ortalıkta hukuk, adalet diye dolaşan ekran aydınları da var aralarında.
12 Eylül referandumuyla geçici 15. madde kalkınca, onunla birlikte bir dizi aydınımızla beraber İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına Kenan Evren ve arkadaşlarının yargılanması için başvurmuştuk.
Gözündeki ışıltıyı ve kararlılığı hala unutamıyorum. “Yargılasan ne olur, yargılamasan ne olur, bu yaştaki adamı,” gibi sinik yaklaşımlara itibar etmiyordu. Sonuç almasak bile, baştan bu işi bırakarak yenilgiyi kabul etmeyi kendine sindiremiyordu.
Berfo Ana ile belki hiç tanışmamışlardı, ama davaların simgesi oldular.
Kamuoyu muhtemelen farkında değil, davanın arkaplanında da yürüyen bir kavga vardı. Kamuya malolmuş önemli mağdur ailelerin müdahil olmaması için anlı şanlı bir hukukçu “kazan” kaldırırken, o ailelerle görüşmesini sağlamıştık ve onları ikna eden de Kayasu’ydu.
“Sanık Evren, ayağa kalk,” ifadesinin bile Evren’de nasıl bir deprem yaratacağını çok iyi biliyordu. Evren’in “keşke öleydim de bu günlere tanık olmasaydım,” cümlesinin anlam ve ağırlığını içimizden en iyi sevgili Kayasu farkındaydı.
“Doğru söyledim, hep kovuldum, ama artık kovulacak köy kalmadı, bana kalakala 10. köy kaldı,” dediği öte dünyaya uğurladık onu, ama biliyorum artık gözü arkada değildi.
Başta sevgili eşi ve 3 çocuğuna bu toplumun o büyük borcunu nasıl öderiz bilmiyorum.
Eşinizin, babanızın, o güzel insanın etrafındaki o kahredici yalnızlığı kıramadığımız için bizi birgün belki affedersiniz umarım.

ufuk_uras@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.